Çin depreminin ‘görüntüleri’ 17 Ağustos’tan ders almayanlara!

Mayıs 15, 2008 by candandostluk
Çin depreminin ‘görüntüleri’ 17 Ağustos’tan ders almayanlara!

JFMO Odası Şube Başkanı Baki, milletvekillerinin, siyasilerin çalışma odalarına, Çin depremindeki ‘insan çığlıklarını, yıkılan bina fotoğraflarını astıklarını’ bildirdi

Deprem riski büyük olan bir coğrafyada bulunan ve gelecekte dünyanın süper gücü olarak görülen Çin’in, aletsel büyüklüğü 7.9 olan bir depremle sarsıldığı anımsatıldı. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Melih Baki, Çin’deki depremi değerlendirirken, ‘Tarihin en acı ve büyük yıkımlarının görüntüleri önümüzde. 10 binlerce can kayıpları yanında enkaz altındaki insan sayısı da 10 binlerle ifade ediliyor. Çaresiz insanların çığlıkları kulağımızda… evimizin içinde’ dedi.

JFMO Başkanı Melih Baki, 17 Ağustos 1999′da Marmara Bölgesi’ndeki depremde benzer görüntüleri unutup; afet yasalarını daha Meclis’e getirmeyen siyasilerin, konu ile ilgili Bakanlığın ve yetkililerin önlerine Çin’de yaşanan felaketin görüntülerini getirip ‘ithaf’ ettiklerini vurguladı.

Baki, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, daha sonra şunları dile getirdi:

‘Çıkardıkları onlarca anlaşılmaz, birbirleri ile çelişen genelgeler yüzünden, yapılan hataları görmezden gelen, denetlemeyen; ilgili yüksek yargı kararlarına rağmen halkın can ve mal güvenliğini güvence altına alacak afet yasalarında düzenleme yapmayan, unutan, başta siyasi aktörlerimiz, iktidarımız, milletvekillerimiz ve yetkililerimiz unutmasınlar ki yaşadıkları ve idare ettikleri Türkiye ‘tehlikeli bir deprem ülkesi’… Tarih boyunca deprem afetlerinden büyük yıkımlar yaşamış ve yaşayacak olan bir coğrafyada bulunuyor.. ve her an kapımızı çalacak bu felaketlerden ülkemizin ve halkımızın can ve mal güvenliğini güvence altına alacak yönetmelik, genelge ve yasaları çıkarmakla yükümlüdürler. Ve tarihe, halka karşı sorumludurlar. Biz Jeofizik Mühendisleri Odası olarak bu yükümlülük ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyoruz. Enkaz altındaki çaresiz insan çığlıklarını, yıkılan sayısız bina görüntülerini çalışma odalarına asıyoruz. Bir an önce, zaman yitirmeden! Depreme dayanıklı yapı tasarımı ile ilgili yasaları Meclis’e indirin. Depremin dinamik parametrelerini içeren, hesaplayan jeofizik uygulamaları hayata geçirin, hemen yasallaştırın. Deprembilimi olan jeofizik sismoloji bilimine önem verin, hemen şimdi. Bu vesile ile tüm Çin halkına geçmiş olsun diyoruz’

14.05.2008

 

BİR RÜYAYDIN AMA ARTIK GÜNAYDIN….

Mayıs 11, 2008 by candandostluk


Bugün yine sensizlik fırtınalarıyla boğuştu yüreğim isteksizce… Sensiz bir gün daha bitmiş, beynimi yine senli ve sensiz düşünceler yiyip bitirmişti. Saatin uyu dercesine kulağımda çınlayan tik takları etkilemiyordu beni… Sen takılmıştın aklımın ağlarına, düşündüm, zamana aldırış etmeden düşündüm…

Saat iyice ilerlemişti artık… Gecenin karanlığında daha boğucuydu bu koca şehir. Aklım hayır diyordu, vazgeç artık ondan, gülücükler saç yine etrafına… Düşündüm bir an, acaba en son ne zaman içimden gelerek kahkaha atmıştım ki… Eminim sen hayatıma girmeden önceydi!!!

Sen neydin, kimdin? Karanlığımı aydınlatan ışığımdın benim. Ama bu karanlığı kim çökertti benim hayatıma? Sen tabi ki!!! Üstüne de, karanlığımı aydınlatan ışığımsın dediğimde gülümseyerek onayladın beni marifet yaparcasına… Geç gördüm işte gülen gözlerinin ardındaki şeytanı…

Bana demiştin ya sen daha çocuksun diye, bak artık ben de büyüdüm. Anladım ki; doğum günümü sen unutsan da benim yaşım artıyor, alışverişe seni çağırmasam da eğlenebiliyorum gezerken, sen olmasan da çikolatanın tadı varmış… Sanırdım ki her şey seninle güzel, hayır işte dünya sensiz de dönüyor. Ben sensiz de yaşıyorum senle doğmadım ne de olsa…

Hadi şimdi ben isyan bayrağını çekip kovmadan çık git hayatımdan. Gelişin gibi şatafatlı olmasa da olur gidişin yeter ki git… Bu kez arkandan masumca akmayacak gözyaşlarım… Bu kez ben de gideceğim senin tam aksi yönüne aramızdaki mesafe iyice açılsın diye, umrumda bile olmayacak gidişin!!!

Upuzun bir rüyadan uyandım bu sabah… Rüya mı kabus mu bilmiyorum ya neyse işte… Sensiz yeni bir güne, yeni bir hayata merhaba! Gördüğüm en uzun ve can yakıcı rüyaydın ve sabah oldu bittin işte. İyi ki uyanmışım vakit fazla geç olmadan… Yeni günün tüm güzellikleri benim artık… Hayat ben geliyorum tüm neşemle yine cıvıl cıvıl… Ohh be iyi ki uyandım, iyi ki… Günaydın hayat günaydın!!!

netten alıntı

ÖKÜZ YERİNE KOYUYORLAR !

Mayıs 10, 2008 by candandostluk

ÖKÜZ YERİNE KOYUYORLAR !

 
Sade anlatalım, basit açıklayalım. Herkes anlasın. Önemlidir. “Soğan soyulurken yaşarıyor da gözler, devlet soyulurken niçin aldırmıyor öküzler” durumuna düşmeyelim.
Necati Doğru-ANKARA, 07 Mayıs 2008 Çarşamba

 

Öküz de can taşıyor.

Hakir görmeyelim.

Fakat göz göre göre niçin öküz olalım. Sadece VATAN Gazetesi yazıyor. VATAN ekonomi muhabiri Ufuk Korcan ve arkasından VATAN ekonomi yazarı Prof. Aydın Ayaydın da, “millet olarak öküz durumuna düşürüldüğümüzü” anlatan haberleriyle toplumun dikkatini çekmeye çalıştılar. Türk Telekom‘un yüzde 55′i, 2005 yılında “özelleştirilip” Lübnan sermayeli OGER şirketine satılırken zaten ucuza gitmişti.

Şimdi yeni satış var.

Türk Telekom‘da devletin elinde kalan yüzde 45′lik hissenin yüzde 17.5′u satılacak. Bunun bir miktarı (yüzde 35′i) içeride Telekom çalışanlarına, PTT çalışanlarına ve küçük girişimcilere sunulacak.

Sunuldu.

Talep büyük oldu.

Telekom’un hisse senetlerinden edinmek isteyen bizim vatandaşlar 7 kat daha fazla istekte bulundu. Geri kalan bölüm (yüzde 65) ise yabancılara, 7 - 8 - 9 Mayıs günleri satılacak.

***

Değer tespiti yapıldı.

Fiyat belirlendi.

Pırasa fiyatına gidiyor.

Öyle bir fiyat koydular ki Telekom’un toplam değeri (hissenin yüzde 100′ü) 12.5 milyar dolara geliyor.

Bu fiyat düşük!

Çok düşük!

Devletin malı, halkın birikimiyle, özverisiyle, desteğiyle oluşmuş bu şirketi zaten daha başlangıçta (yüzde 55′ini) çok ucuza satmışsın, elinde kalan yüzde 45′in yüzde 17.5′unu da şimdi yine ucuza satıyorsun.

Niçin?

Derdin ne?

Acelen nedir?

Telekom’un yüzde 55′ini alan OGER şirketi, bundan bir hafta önce elindeki hisselerin yüzde 35′ini Suudi ortağına öyle bir fiyata sattı ki; toplam değer 20.9 milyar dolara denk geldi.

***

Tekrar yazayım.

İyi anlaşılsın.

Bizi toplum olarak “öküz durumuna” düşüren nokta burası: Telekom’un iki ortağı var. Biri Lübnanlı OGER, diğeri Türkiye Cumhuriyeti Özelleştirme İdaresi. Lübnanlı elindeki payı bir başkasına satarken; “Telekom’un değeri 20.9 milyar dolardır, ister al ister alma” diyebiliyor ve kabul ettiriyor. Diğer ortak, Türk halkı adına bizim Özelleştirme İdaresi ise; “Telekom’un toplam değeri 12.5 milyar dolardır” diye ilan ediyor.

***

Daha net anlatayım.

Ekmek aynı ekmek.

Türkiye’nin ekmeği.

Hamur, su, maya aynı.

Bu Türkiye’nin şirketi.

Ekmeği ikiye kesiyorsun.

Lübnanlı, elindeki parçanın değerine 20.9′dan fiyat biçiyor, bizim özelleştirme idaresi ise elindekine 12.5 üzerinden değerlendirme koyuyor.

Niçin bu fark?

Niçin bu indirim?

İMKB’ye dün sunulan sirkülere göre; bu kadar ucuza satarak; “yabancı alıcılara Türk halkının sırtından daha ilk günden yüzde 22 oranında gelir transferi” yapılmaktadır.

Nedendir bu kıyak?

Gerekçesi nedir?

Ve bu yabancı alıcılar kimdir? Gösterilen değil gerçek kimlikleri nedir? Yabancı isimle kurulmuş tabela şirketlerin, naylon firmaların arkasına saklanarak; “malı götürecek olanların içinde iktidar yanlısı ve yağcısı yerli zenginler de” var mıdır?

Öküzün de canı var.

Hakir görmüyorum.

Ama niçin öküz olayım?

RİSK ALMAK

Mayıs 8, 2008 by candandostluk

 

ATATÜRK’ ÜN ORTADOĞU VASİYETİ..

Mayıs 7, 2008 by candandostluk
 
 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘ÜN ORTADOĞU VASİYETİ

İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetli ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor.
Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nden almış. Aslı Ankara’da Milli Arşiv’de 030 10 266 793 25 numaları dosyada saklı tutulan belgedir.

“Araplar’ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa
emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Araplar’ın arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim
kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplar’dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi
bildiğimiz için İslamiyetin mukaddes yerlerinin Museviler’in ve Hristiyanlar’ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.
Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin’in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar’la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmiyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah’ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.”

Atatürk’ümüzün bu kadar emin konuştuğu bu konuda , bu gün bizler ne kadar kendimizden eminiz acaba ? Ne dersiniz…
(See attached file: vas.jpg)

ATATÜRK İLKELERİ NERENİZE BATIYOR..?

Mayıs 7, 2008 by candandostluk

 Atatürk ilkeleri nerenize batıyor.?

 

 

Saldırılara tahammül edemeyen
Denktaş, sonunda patladı:

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı,
“AB normlarına uymuyor” diyerek
Atatürk ilkelerinin tasfiyesini isteyenlere
 çok sert çıktı.


TÜrk milleti üzerinde oynanan oyunlara dikkat çeken Rauf Denktaş,
“Bizi birbirimizden ayırmak, bölmek istiyorlar.
 ’Ne Mutlu Türküm’ sözünü ortadan kaldırmak istiyorlar” dedi.
Atatürk ilkelerine yönelik saldırıları sert bir üslupla eleştiren Denktaş,
 “Bu ilkelerden vazgeçin’ diyorlar. Nesi batıyor, nerelerine batıyor bu ilkeler?
Bunu her Türk’ün sorması lazım.
Her Türk’ün bu ilkelere dört elle sarılması lazım” diye konuştu.
 

Minnettarız…
Gençlere Nutuk ve  Kur’an-ı Kerim  okumalarını tavsiye eden Denktaş,
”Atatürk’e dinsiz diyenlere söylüyorum,
 Atatürk dinsiz olsaydı, Kur’an meali yazdırmazdı.
Atatürk olmasaydı bugün
Anadolu’nun birçok yerinde ezan sesi yerine çan sesleri duyulurdu “ dedi.
 

Neler demişlerdi…
 

Andrew Duff
(Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkan Yardımcısı)
 “Türkiye bir şekilde Kemalizm tanımını reforme etmeli ve
devlet dairelerinin duvarlarından Kemal Atatürk’ün fotoğraflarını indirmeli…”
 

Prof. Atilla Yayla
 “Kemalizm, ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir.
İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri var diye soracaklar”
 

Prof. Zafer Üskül
(AKP Milletvekili)
Anayasa’da Atatürk milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yer alıyor.
Bu ifadelerin çıkarılması mı gerekecek?
Yer almaması doğru olur diye düşünüyorum.
Atatürk ilkeleri  nerelerine batıyor!
Rauf Denktaş, Atatürk ilke ve inkılaplarının
Avrupa normlarına uymadığı telkinlerine karşı sert çıktı:
Nesi batıyor, nerelerine batıyor bu Atatürk ilkeleri KKTC’nin kurucu
Cumhurbaşkanı Denktaş, önceki gün Manisa’nın Soma ilçesinde
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği”
konulu bir konferans verdi.
 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurucu
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik saldırıları sert bir üslupla eleştirdi.
Denktaş, Atatürkçü Düşünce Derneği ile Gaziler Derneği’nin
daveti üzerine geldiği Manisa’nın Soma ilçesinde,
 “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği”
konulu bir konferans verdi. Gündüz Beder
Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta,
KKTC’nin özgürlük yolunda çektiği
sıkıntıları ve Kıbrıs üzerinde oynanan oyunları anlatan Denktaş,
“Bizi birbirimizden ayırmak istiyorlar, bizi bölmek istiyorlar.
’Ne Mutlu Türküm’
sözünü ortadan kaldırmak istiyorlar” dedi.

Dört elle sarılmalıyız
Konuşmasında, Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla,
Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik heyezanlara da
göndermede bulunan Rauf Denktaş, şöyle devam etti:
“’Atatürk ilkeleri Avrupa normlarına uymaz,
bu ilkelerden vazgeçin’ diyorlar.
Nesi batıyor,
nerelerine batıyor bu Atatürk ilkeleri?
 Bunu her Türk’ün sorması lazım.
Her Türk’ün bu ilkelere dört elle sarılması lazım.”

Ezan yerine çan duyulurdu
Konferansta kendisini can kulağıyla dinleyen
gençlere de tavsiyelerde bulunan KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
 “Atatürk’ün Nutku’nu okuyun evlatlar,
 Kur’an-ı Kerim-i de okuyun.
 Atatürk’e dinsiz diyenlere söylüyorum,
 Atatürk dinsiz olsaydı, Kur’an-ı Kerim meali yazdırmazdı.
Bilelim, dinimiz nedir diye araştıralım.
Dinimiz hakkında en güzel sözleri Atatürk söylemiştir.
Atatürk olmasaydı, bugün Anadolu’nun birçok
yerinde çan sesleri duyulurdu ezan yerine” diye konuştu. 
 


Amaçları Türk askerini
Ada’dan çıkarmak
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek,
Ankara milletvekilleri ve Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri
“Ankara Günleri”
kapsamında Lefkoşa Belediye Başkanlığı’nda KKTC’nin
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ziyaret ettiler.
Denktaş, ziyarette yaptığı konuşmada Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas’ın açık çağrısı olduğunu belirterek,
“(Kıbrıs Türklerini Türkiye’den ayırmamız lazım’ görüşünde olduğunu” söyledi.

 

ATATÜRK’ ÜN ÖZEL YAŞAMI…

Mayıs 7, 2008 by candandostluk
 
 

Atatürk’ün Özel Yaşamı

(Uydurmalar / Saldırılar - Yanıtlar)

İsmet Görgülü

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

 

Yapılan Saldırıların Nedeni

* Atatürk milliyetçiliğine dayalı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak veya bölmek isteyenlerin önündeki en büyük engel Atatürk’tür.

* Öncelikle Atatürk’ün kendisidir.

* O’nun Türk ulusunun gönlünde yaşamasıdır,

   O’na bağlılığıdır.

* Atatürk faktörü varoldukça hiçbir güç Türkiye’yi bölemeyecek veya bir İslam devleti kuramayacaktır.

* Bu sebeple, amaçları ülkenin batması olan hainler ve onlara göz yumanlar öncelikli hedeflerini Atatürk faktörünü yıkmak olarak görürler.

* İzledikleri metodoloji ise; öncelikle İslamiyet’i saptırarak demokrasi ve laikliğin Allah’a karşı gelmek olduğunu göstermek,

* Müteakiben demokrasi ve laikliği Atatürk’ün getirdiğini vurgulamak,

* Ayrıca O’nun hain, namussuz ve İslamiyet düşmanı olduğunu söyleyerek mümkün olduğunca çok kişiyi kandırmaktır.

 

İftiraların Kaynağı

* Yapılan saldırıların en önemli kaynaklarından biri Rıza Nur’dur.

* Rıza Nur tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclis’lerde iki dönem milletvekilliği yapmıştır.

* Lozan Konferansı’na İsmet İnönü mahiyetinde katılmıştır.

* Kurtuluş Savaşı’ndan  sonra 14 ciltlik “Türk Tarihi” isimli bir eser yazmıştır.

* Eylül 1926’da hastalığı münasebetiyle Fransa’ya yerleşir ve kendisine milletvekili maaşı ödenmeye devam edilir.

* Atatürk 1927 yılında Nutuk’u okur ve yayımlar. 

* Nutuk’ta bu kişinin, Balkan Savaşı sırasında vatana ihanet ettiğini, Arnavutları isyana teşvik ettiğini açıklar.

* Rıza Nur 1928 yılında Nutuk’u okur ve “Hayat ve Hatıratım” isimli anılarını yazmaya başlar.

* Eser tamamen Nutuk’a cevap şeklindedir ve orada geçen olayları ters yüz ederek anlatmaktadır. 

* Anılarını 1935 yılında, British Museum’a 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderir. Diğer bir ifade ile olay tanıklarının ölmesini bekler.

* Anılarında Atatürk’ü kötüler ve bir nevi intikam alır.

* Kurtuluş Savaşı’nın kendisinin sayesinde kazanıldığını iddia eder. 

* Lozan’ı yapan, saltanatı kaldıran ve devrimlerin fikir babası olarak kendisini gösterir.

* Kendi anılarından Rıza Nur’un kişilik yapısını çıkaran  doktorların ifadeleri şöyledir.

* Ağır bir ruhsal bozukluk, homoseksüel eğilim, narsisizm, paranoid reaksiyon, vs. 

* Kendi anlatımlarında yazdıkları ise şöyledir.

* Gençliğinde tecavüze uğrar, bir harbiyeliye aşık olur ve kadın olmak ister, “kadını erkekle eşit saymak hatadır”, “kadın çocuk makinasıdır”, “Arnavutları isyana teşvikim iftihar sebebidir” der, vs.

 

Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılar

* Zübeyde Hanım bir kişiyle beraber yaşıyormuş. O kişi ölünce babalık davası açmış.

* Kişinin yakınları ölen kişinin, Zübeyde Hanım’ı genelevden iki yaşında oğlu ile birlikte odalık aldığını söylemişler.

* Mahkeme geneleve sormuş ve genelevin yanıtına göre Zübeyde Hanım 19 Haziran 1881’de oğlu ile beraber geneleve girmiş ve 11 Nisan 1882’de ölen kişi tarafından çıkarılmış.

* Diğer bir ifade ile babası belli değilmiş.

 

Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile 1871 yılında 14 yaşında iken evlenmiştir.

* Sözde mahkeme kararı 1882 yılında alınmıştır. Ancak bu tarihte Zübeyde Hanım hala Ali Rıza Efendi ile evlidir ve dört çocuk (Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa) sahibidir.

* Ali Rıza Efendi 1893 yılında vefat etmiştir. Diğer bir ifade ile başka birine babalık davası  açtığı anda Zübeyde Hanım hâlâ Ali Rıza Efendi ile evlidir. Böyle bir dava açması mümkün değildir.

* Ayrıca, Osmanlı’da devletten müsaadeli, ruhsatlı ve meşru genelev yoktur.

* Dolayısıyla mahkemenin genelev ile resmi olarak yazışması mantıklı değildir. 

 

Soyuna Yönelik Saldırılar

* Mustafa Kemal Türk değilmiş.

* Yahudi dönmesi, Sırp, Bulgar, Makedonmuş.

 

Soyuna Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Zübeyde Hanım’ın soyu yörüktür. Fatih Sultan Mehmet döneminde Karamanoğlu Beyliği’nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar’da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir.

* Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilmiştir ve sonra Selanik’e göç etmiştir.

* Konya bölgesinden geldikleri için “Konyarlar” ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve anılmışlardır.

* Ali Rıza Efendi’nin soyu, Aydın/Söke’den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, “Kocacık Yörükleri”ndendir.

* Aile, sonra Selanik’e göç etmiştir.

* Manastır’da yerleştikleri yere “Kocacık” denmiştir.

 

Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılar

* Sarhoşmuş, ayyaşmış, sabaha kadar içermiş, körkütük sarhoş olurmuş.

* Sofrası zevk ve sefa alemiymiş. Ülkeyi sofradan idare edermiş.

* Geceyi içki ve fuhuş aleminde, gündüzü uyuyarak geçirirmiş.

 

Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılara Yanıtlar

 

* Atatürk alkol kullanırdı. Rakıyı tercih ederdi. Baş mezesi leblebi, beyaz peynir ve kavundu.

* Ancak günlüklerde ve anılarda aşağıdaki ifadeler vardır.

* Ciddi işler konuşulduğunda kahveden başka bir şey içmezdi. Buhranlı zamanlarda O’nun için sofra-içki yoktu.

* Korkunç derecede iradesi vardı. Sarhoşluktan hoşlanmazdı.

* Atatürk’ün akşam sofraları ünlüdür. Birçok günlük ve anı defterinde aşağıdaki ifadeler vardır.

* Atatürk’ün sofrası bir yemek, içki, eğlence sofrası değil bir nevi akademi, dershane idi. Sofranın karşısında bir karatahta bulunurdu.

* Sofranın dağılması, görüşülen konunun önemine göre idi. Bazen sabahlanırdı.

* Tek eğlence alaturka saz getirip onu dinlemekti. Çoğu zaman gelen sanatçılar bir köşede unutulup geri dönmüşlerdir.

* Atatürk sofrasına herkesi bir maksatla davet ederdi. Oraya davet şeref sayılırdı.

* Atatürk bilmediklerini sofralarda bilenlerden öğrenirdi. Bakanlar, milletvekilleri hep o tebeşirli karatahtaya kalkmışlardır.

* Sofra bir idare yeri değil, dostları ile sohbet ve danışma yeri idi.

* Aynı zamanda bir imtihan yeri idi. Bir vazifede kullanacağı kişileri söylemeden, hissettirmeden burada yoklardı.

* Atatürk çalışmalarında; zaman, mekân ve imkân kavramlarıyla ilgili değildi. Başladığı bir işi bitirmeden rahat edemezdi. 

* Az uyurdu. Uykuda geçirdiği zamana acırdı.

* Nutuk’u hazırlarken 20-30 saat aralıksız çalıştığı olmuştur. Beraber çalıştığı arkadaşları yorgunluktan baygınlık geçirirken kendisi çalışmaya devam etmiştir.

 

Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılar

* Eşcinsel imiş.

* Latife Hanım ile bu yüzden ayrılmış.

* Başkalarının eşlerine sarkıntılık edermiş.

 

Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk öncelikle bir insandır. Tabii ki sevmiş ve sevilmiştir. Sevdiklerine mektup, şiir ve şarkılar yazmış ve bunları günlüklerinde açıkça ifade etmiştir.

* Eşcinselliğine yönelik Rıza Nur’un iftiralarından başka hiçbir belge ve kanıt bulunmamaktadır.

* Yakınları hiçbir evli kadınla ilişkisi olmadığını belirtmektedir.

* Ayrıca hiçbir ilişkisini Köşk’e taşımadığı, saati saatine tutulan Nöbet Defteri’nden anlaşılmaktadır.

* Bu defterde bazen “Büyük Bayan”a gittiğinden bahsedilmektedir. Ancak bu bayan kardeşi Makbule Boysan (Atadan)’dır.

* Atatürk’ün evliliği yaklaşık 2,5 sene sürmüş ve 5 Ağustos 1925 ayrılmışlardır.

* Tüm yakınlarının belirtiklerine göre ayrılmayı Mustafa Kemal istemiştir. Latife Hanım son ana kadar umudunu kaybetmemiş ve tekrar beraber olabilmek için her türlü yakını araya koymaya çalışmıştır.

* Ayrıldıktan sonra bir daha evlenmemiş ve Atatürk’e bağlılığını sürdürmüştür.

 

Dini İnancına Yönelik Saldırılar

* Mustafa Kemal dinsizmiş, kâfirmiş.

* Laiklik adı altında din düşmanlığı yapmış.

* “Devletin dini olmaz” diyene Müslüman denemezmiş.

 

Dini İnancına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Öncelikle herkesin dini kendinedir ve hiç kimseye kimseyi yargılamak düşmez.

* Atatürk söylevlerinde şunu açıkça belirtmiştir. “İslam’la birlikte insanlık, dünya yaşamını düzenlemede yararı, zararı kendine ait olmak üzere serbest kılınmıştır.”

* Kur’an’da bunu belirten sayısız ifade bulunmaktadır.

* Atatürk ayrıca şunları da belirtmiştir.

* “Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur”, “Din, Allah’la kul arasındaki bir bağdır”, “Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin gereklerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz”, “Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur, biliniz ki o dinimize de uygundur”.

* Atatürk İslam dinine şu hizmetleri yapmıştır.

* Kur’anı’ı ilk kez Türkçe’ye çevirtmiş, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

* Kur’an’ın bilimsel tefsirini yaptırmış, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

* Bazı hadislerin çevirisini yaptırmış ve dağıtmıştır.

* Hutbeleri ve ezanı Türkçe’leştirmiştir.

* Din görevlisi ihtiyacını karşılamak için imam-hatip okulları açtırmıştır.

 

Para İle İlgili Saldırılar

* Zengin olma hırslısı imiş.

* Mal edinme hırslısı imiş.

* Devletin parasını keyfi ve zevk-sefa âlemlerinde harcamış.

* Hint müslümanların gönderdikleri yardım parasını zimmetine geçirmiş.

 

Para İle İlgili Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk 1927 yılında çiftlik gelirlerini CHP’ye bırakmış, 1937 yılında ise tüm mal varlığını hazineye yani milletine bağışlamıştır. Ayrıca özel bir yasa ile mirasçılarının pay alma haklarını ortadan kaldırır.

* Bunun üzerine BMM kendisine bir teşekkür telgrafı geçer.

* Atatürk’ün cevabı şu şekildedir. “Yapılan bir vazifedir”.

* Para ve mal edinme hırslısı olan bir kişi için bu davranış pek mantıklı değildir.

* “Kişinin aynası işidir” sözünden hareketle yine Atatürk’ün para ile ilgili yaptıklarına ve icraatlarına bakmak uygundur.

* Üzerinde para taşımazdı. Şahsı ile ilgili yapılan harcama dökümlerini bile detaylı incelemezdi.

* İstanbul’da kalınan zamanlarda aldığı maaşı masrafları karşılamaya yetmez, borçlanılırdı.

* Ankara’ya döndüklerinde kemer sıkıp borçlarını öderdi.

* Yardım paralarından artanlarla iklim ve ürün yönünden farklı bölgelerde çiftlikler alır ve yeni Türkiye’ye modern çiftçiliği öğretir.

* Makineli tarımı başlatır. İmalathaneler, fabrikalar, bahçeler, bağlar, parklar yaptırır.

* Ankara’da birkaç satış mağazası açılır. Müteakiben İstanbul’da da iki satış mağazası açılır.

* Ankara’nın çevresinde büyük bir orman geliştirilmesine başlanır.

* Atatürk’ün maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktur.

* Emekli aylığını hiç harcamaz ve İş Bankası’nda bulunan bir hesapta biriktirir.

* 9.000 TL. maaş almaktadır. Bu paranın 2.000 TL.sini (sonradan 3.000 TL.sini) İsmet İnönü’ye, 1.100 TL.sini ise başka altı kişiye aylık yardım olarak verir.

* Kalan para ile Köşk’ün (çalışanların ve konukların yemekleri de dahil) masrafları ödenir.

* Seyahatlerinde sadece tren veya vapur ister, harcırah almaz maiyetine de aldırmaz. Tüm masrafları kendisi karşılar.

* Atatürk öldüğünde toplam 73.020 TL. birikimi vardır. Bunu da vasiyetinde CHP’ye bırakır.

* Aylık ortalama geliri 10.000 TL. kabul edilirse yaklaşık 7 aylık birikimi bulunmaktadır.

* Atatürk ayrıca “Mücevherler” isimli bir defter tutmuştur. Defterin dökümü şu şekildedir.

* Kravat iğnesi.

* 10 adet kol düğmesi.

* 1 adet kol, 2 adet cep saati.

* 3 adet saat zinciri.

* 4 adet köstek.

* İstiklal Madalyası.

 

Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılar

* Ölümü çok içki içmesindenmiş.

* Ölüm saati uydurmadır aslında 02.00 civarında ölmüş.

* Cenaze namazı kılınsın istememiş ve kılınmamış.

 

Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk öldükten sonra otopsi yapılmaya gerek görülmemiş ve (alkolle bağlantılı) sirozdan öldüğü rapor edilmiştir.

* Oysa tıp uzmanları günümüzde bile biyopsi, bazı tahliller veya otopsi yapmadan sirozun sebebinin söyleyemeyeceklerini ifade etmektedir.

* Atatürk’e biyopsi, bu tahliller veya otopsi yapılmamıştır. Yani alkol bağlantılı siroz tanısı sadece tıbbi bir sanıdır.

* Sirozun dört sebebi olabilir.

* Daha önce geçirilen sıtma. Atatürk iki defa sıtma geçirmiştir.

* Hepatit virüsleri. Atatürk birçok diş tedavisi geçirmiştir. O günkü koşullarda kapabilir.

* Dengesiz beslenme. 12 yıl savaşta kalmış ve sonrasında da düzenli beslenmemiştir.

* İçki. Gündüz içmez, akşam içkili sofra var ise bir küçük rakının yarısını içmiştir.

* Ayrıca yabancı doktorların raporlarında, muayenelerden ve tahlillerden elde edilen bulgulara dayanarak Atatürk’te bulunan sirozun alkol bağlantılı siroz olamayacağı belirtilmiştir.

* Ancak ölümünden sonraki rapora Türk doktorlar tarafından alkolle bağlantılı siroz yazılmıştır.

* Atatürk’ün 09.05’te ölmediğini kanıtlayan hiçbir belge bulunmamaktadır.

* 01 Ekim-10 Kasım 1938 arasında iki ayrı son nöbet defteri tutulmuştur. Birinci deftere sağlık durumu dakika dakika işlenmiştir.

* Buna göre o gece yarısı bile tedavisine devam edilmiş en son 08.30’da serum verilmiştir. 09.00’da nabız 130, soluk alıp verme 34 olarak kayıt edilmiştir.

* Atatürk son iki gününü komada geçirir. Bu zaman zarfında hiç yalnız (heyet bulunmakta) kalmamıştır.

* Dolayısı ile bu zaman zarfında cenaze namazımı kılmayın gibi bir istekte bulunacak durumda değildir.

* Cenaze namazı 19 Kasım 1938 saat 08.10’da Dolmabahçe sarayının büyük salonunda kılınmıştır. 1’inci Or.K.Org.Fahrettin Altay’ın da hazır bulunduğu namazı kıldıran Ord.Prof.Şerafettin Yaltkaya’dır.

* Atatürk, 11 Kasım 1930 öğleden önce 10 doktorun kontrolünde ve Prof.Dr.M.Lütfü Aksu nezaretinde tahnit edilmiştir.

* Tahnit edilen tabut 9 Kasım 1953’de 10 kişilik bir heyet huzurunda açılır.

* Gül ağacından tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. İçi muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Talaşın içinde cesedin sarılı bulunduğu muşamba, daha sonra beyaz kefen içinde parafinli sargılarla sarılmış olan ceset bulunmaktaydı. Ceset bozulmamıştır.

 

 

Ey Okuyucu

* Yapılan saldırılarla aynı zamanda Cumhuriyet tarihi değiştirilmeye çalışılmakta ve Türk kimliğinden uzaklaştırma politikası güdülmektedir.

* Diğer bir ifade ile bu saldırılar aynı zamanda Türk ulusuna, Türk yurduna ve Türk devletine yapılmaktadır.

* Dolayısı ile bu saldırılar bütünlüğümüze, rejimimize, ulusal kimliğimize, güvenliğimize ve geleceğimize yapılan saldırılardır.

* Bu nedenle sorumluluk duygusu taşıyan tüm vatandaşlarımızın bu saldırılarla elinden geldiğince mücadele etmesi gerekmektedir.

Disk’alifiye! Yılmaz ÖZDİL

Mayıs 4, 2008 by candandostluk

Disk’alifiye!

“Türbana özgürlük” deseydin…

Taksim’e çıkabilirdin.

“Tekbiiiir” deseydin…

Olurdu.

*

“Hepimiz Ermeniyiz” de birader…

“Biji” de.

*

Sen kalktın “emek memek” dedin.

Yok öyle!

Verirler sopayı, su püskürtürler.

Gözüne biber gazı sıkarlar.

Gaz bombası atarlar üstüne.

*

Bıçakla gezebilirsin halbuki…

Tabancayla gezebilirsin Taksim’de.

Maçtan sonra ateş edebilirsin, “seviniyorum ulaynn” diye nara atarak, caddeyi kesebilirsin, yoldan geçenlere bira şişesi fırlatabilirsin… Ses çıkarmazlar.

Kapkaç yapabilirsin.

Tiner çekebilirsin.

Otomobil çalabilirsin.

Dükkán soyabilirsin.

Armut gibi duran panzerin burnunun dibinde… Esneyen, ayakta uyuyan çevik kuvvetin gözünün içine baka baka hap satabilirsin. Kadın satabilirsin.

Travesti pazarlayabilirsin.

Kaçak Afrikalı çalıştırabilirsin.

Kırmızı ışıkta geçebilirsin.

Eşekle gezebilirsin.

İnek dolaştırabilirsin.

*

Turist kızlara parmak atsaydın…

Bi derece.

*

Suçun, suçsuzluk senin..

Kalktın “emek memek” dedin.

E arandın.

 

 

SAPIK VAR

Nisan 29, 2008 by candandostluk
29 Nisan 2008
Sapık var!

ERKEK 76, kadın 26 yaşında.

50 yaş fark!

Aslında bize ne… Hani ne derler, “Alan razı, satan razı.”

Fakat insan refleks olarak bağırmak istiyor… “Sapık var!”

Hani konu komşunuzda varsa böyle aralarında 50 yaş fark olan çift, çoluğu çocuğu uzak tutun derim!

Nitekim bu yazıya vesile olan beyefendiye(!) 26 yaşındaki karısı yetmemiş, önce 20 yaşındaki bir genç kıza meyletmiş, sonra 14 yaşında çocukta karar kılmış!

O şimdi mahpus!

* * *

76 yaşında bir erkekle 26 yaşında bir kadın, ne konuşurlar, beraber gülebilirler mi, uyku saatleri birbirini tutar mı falan… O konulara girecek değilim. Belli ki bu “tuhaf” çiftlerin böyle bir derdi olmuyor.

Erkeğin derdinin ne olduğunu az çok tahmin edebiliyoruz. Eksik olmasın, Hüseyin Üzmez bizi “örnek”siz bırakmadı!

Ben daha çok, kendinden 50 yaş büyük erkeği kocalığa kabul eden kızların ruh halini merak ediyorum.

Daha yolun başındaki bir genç kızın “son çare”si midir bu adamlar?

“Aşk” diyenler olacaktır şimdi…

Sahi… “Aşk” var di mi?

“Hızır” gibi yetişip rezilliklerin üstünü örtmeye yarıyor!

Bir de “din” var böyle. Dört kadınla halvet olmaya kalkanların sığınağı!

Yutuyoruz biz de!

Uzatmayayım, kadınlara da en az erkekler kadar kızıyorum. Yaptıkları “yardım ve yataklık” suçu bir nevi.

* * *

Diyeceksiniz ki, “Erkekle kadın arasında kaç yaş fark olursa sapıklık sayılmaz?”

Rakam veremem.

Hem dedim ya… “Alan razı satan razı” olduktan sonra.

Ama 50 yaş fark…

Çok be arkadaşlar!

İnsanın vicdanını sızlatıyor.

Akla iyi şeyler gelmiyor. Kalp ne kadar temiz tutulmaya çalışılırsa çalışılsın…

Hele Hüseyin Üzmez gibileri de çıkınca insanın karşısına…

MIŞ-MUŞ

CHP’de Deniz Baykal 10. kez liderlik koltuğuna oturmuş; parti içi muhalefet tasfiye edilmiş.Koltuğa oturuyorlar, muhalefet yapıyorlar, iktidar oluyorlar… Kendi aralarında oyalanıyorlar.

Erkek beyni trafikte mağara adamı gibiymiş.Bu durumda bir de “Kendini devamlı direksiyonda zannetme” sorunları olduğu anlaşılıyor!

Avrupa ilanla astronot arıyormuş.Biz daha overlokçu açığını kapatamadık!

Kadına kötü muamelede ilk 10’daymışız.Buna da şükür, ilk 3’e girmek de vardı!
PAKİZE SUDA

YABANCI GENERALLERE VERİLEN DERS…

Nisan 29, 2008 by candandostluk

 

  Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı’nda Viyana’dadır. Generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok ecnebi generaller ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır. Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hissediyor. Bir kolayını bulup bu aile ile tanışıyor. İlk fırsatta Mustafa Kemal’e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve hemen arkasından da: “Türk Ordusu’nda sizin gibi genç generaller çok mudur?” diyorlar. Mustafa Kemal bunlara unutamayacakları bir ders vermek istiyor. Ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yiyorlar. Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Napolyon’a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi’ni anlatmaya başlıyor ve sözü şöyle bitiriyor: “Evet muhterem baylar; Fransız Orduları’nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi’ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi.” Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemişler ve ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmışlardır. ( Niyazi Ahmet Banoğlu )