Archive for the ‘Uncategorized’ Category

KARS , SELİM İLÇESİNİN MOLLAMUSTAFA KÖYÜ

Mayıs 8, 2012

  Ben CANDANDOSTLUK olarak Kars ilimizin Selim İlçesine bağlı Mollamustafa köyüne gittim. Köyü gezdiğimde gelirlerinin hayvancılık ve tarm üzerine kurulduğunu gördüm,köyde yaşam gerçekten çok zordu.Köyü ziyaretim esnasında konuştuğum bayanlar kendilerini yetiştirmiş,ileri görüşlü kişilerdi.Etrafımda dolaşan çocukların gözleri ışıl ışıldı, okulun teneffüs saati olduğundan üstlerinde önlükleri vardı, önlükleri oldukça eskimişti, yırtılan yerleri dikilmişti aileleri okula önem verdiklerinden çocuklarıyla ilgili oldukları belliydi..Her ailede genelde 5-6 çocukları vardı..Çocuklarla konuştuğumda okula gelmemi istediler, Candandostluk olarak birçok köy okulunun  ihtiyaçlarını bu sitemde yayınlamıştım, benimde görerek ihtiyaçlarını tespit edebilirim amacıyla çocuklarla birlikte MOLLAMUSTAFA İLKÖĞRETİM okuluna gittim öğretmenlerle tanıştım, onların kendilerini eğitime adadıklarını gördüm.Okulda  ihtiyaç listesini hazırladım. Bu güne kadar bu site sayesinde birçok okula yardımda bulundunuz, gerçekten ihtiyacı olan bu köyede yardımcı olacağımıza inanıyorum..

Kırtasiye malzemesi
İlköğretim 1.-5. sınıf düzeyinde hikaye kitapları(100 temel eser, masal kitapları , Boyama kitapları

önlük,10 erkek önlüğü, 20 tane de kız öğrenci önlüğü ve mümkünse bu yaşlar arasındaki öğrenciler için ayakkabı..

 

DUTLUK İLKÖĞRETİM OKULU YARDIMLARIMIZI BEKLİYOR !!!!!

Mayıs 12, 2010

Merhaba,
Adım Çiğdem İNCEDAL. Sizlere Şanlıurfa’nın Bozova ilçesine bağlı Dutluk Köyünden sesleniyorum. Dutluk İlköğretim Okulunda müdür vekili köy öğretmeniyim.Okulumuz 4 derslikli, anasınıfı ve ilköğretim birinci kademe öğrencilerinden oluşup toplam mevcud 152 dir.
Okulum ve öğrencilerim için yürek burkan çok şey söylenebilir aslında.Söze nasıl başlanır bilemiyorum.Neredeyse üç yıldır bu okulda görev yapıyorum. Burası ilk görev yerim. Ben şehirde doğup büyüdüm. Hayalimdeki köy profili kitaplarda anlatılan, içinde şırıl şırıl derenin akıp gittiği, yemyeşil mis gibi kokan, sabahları horoz sesiyle uyandığımız,kuş seslerinin eksik olmadığı bir köydü.Ta ki atamam olup bu köyde göreve başlayana kadar. Öyle ki burası hiç de hayallerime uyan bir yer değildi. Ama zamanla alıştım.Tabi ki kötü şartları iyileştirme çabasını bırakmadan…
Okulumda bu yıl müdür vekilliği yapmaya başladım. Öğretmen arkadaşlarımla öğrencilerimizin ve köyümüzün kaderini değiştirmek istiyorum. Böyle gelmiş böyle gider diye düşünmek bize göre değil. Pırıl pırıl parıldayan gözleriyle masumluğun ifadesi sevimli öğrencilerimizin daha iyi şartlarda eğitim-öğretim görmeleri en büyük hakları diye düşünüyorum.Köy çocuğu olanlar bilir.Onlar genelde (istisnalar hariç) dünyaya 1-0 yenik olarak geliyorlar.Çünkü maddi imkansızlıklar,kalabalık aile,tarlada çalışmaya mecbur bırakılmak ,kitapsız büyümek,yırtık pırtık yamalı önlüklerle, yırtık ayakkabısından küçücük parmakları fırlamış olarak okula gelmek (yırtık da olsa ayakkabısının olması lüks),kalemi varsa silgisi olmadan yazmaya çalışmak …Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen inatla,yılmadan okumak;büyüyünce öğretmen,doktor,avukat olmak isteyişlerini görmek beni oldukça sevindiriyor.Bu hayattan kurtulmak için başka çareleri yok belki de.
Onların çocukluğunu süsleyen süslü püslü oyuncakları yok. En güzel oyuncakları taş,misket,çam kozalağı,ve şişe kapaklarından ibaret.Bu durumu yakından gözlemleyen biri olarak bu yoksunluğu ortadan kaldırmak istiyorum.Umarım sesimizi duyan olur.
Okulumuz prefabrik yapıda ve 1968 yılında yapılmış. Şuan oldukça harabe durumda. Binanın duvarları beton yerine tahta blok ve levhalardan yapılmış ve alenen sıvanmış.Bu yüzden küçük bir sarsıntı bile yıkabilir diye korkuyoruz.Levhalardan oluşan tavan araları açıldığı için boşluklardan her türlü böcek,örümcek bazen akrep bile çıkabiliyor. Pencerelerin çerçeveleri oldukça eski olduğundan camcılar bile kırık camları değiştirmekte gönülsüz davranıyorlar. Kışın yağışlı günlerde pencerelerden su giriyor. Kapılar eski tip olduğu için kapı kolları sürekli tamir istiyor. Sınıflarda baca girişi yok ve soba borusunu pencere camından çıkarıyoruz.
Yeni okul yapılması için yetkililerle görüştüm ama ödenek olmadığı için yardımcı olmadılar. Yeni okulumuz olamıyorsa en azından tadilat yapılsın istiyoruz. Ama tek başına yetemiyoruz. Durumdan anlaşılacağı gibi, okulumuzun acil olarak tadilata ihtiyacı vardır.Siz hayırseverlerden yardımlarınızı bekliyoruz.

İhtiyaç Listemiz
Okul iç duvar boyası, Çimento
Sınıflar için perde, sıralar için örtü
Her türlü giyecek ve ayakkabı
Kırtasiye malzemesi
İlköğretim 1.-5. sınıf düzeyinde hikaye kitapları(100 temel eser, masal kitapları –kullanılmış da olabilir) Boyama kitapları
Soru bankaları
Boya kalemleri
Anasınıfı için oyuncak ,lego, puzzle, kukla,eğitici materyal
Yeni dönem için önlük
Kitaplık
Ses sistemi
Yardımın büyüğü küçüğü olmaz. Her türlü yardıma açığız. Şimdiden teşekkürler.

İletişim : Dutluk İlköğretim Okulu/Dutluk Köyü / Bozova/Şanlıurfa
Okul Tel : 0414 7261213

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

Ocak 26, 2009
ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

Kefen sıyrıldı ve…

Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nınyüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu…

8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00′da Prof. Dr. Kamile
ŞevkiMutlu’nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi
Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı’ydı.Patalogdu. Arayan ise
Ankara Valisi Kemal Aygün’dü…

Aygün, “Hocam” dedi, “10 Kasım günü Atamızın naaşını
Anıtkabir’e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı
geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan
korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi ricaediyoruz.”Prof. Mutlu
önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.
Hastalığınıgerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını
rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: “Ben sizi sarar sarmalar
götürürüm,bu tarihi bir görev” dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı
Etnografya Müzesi’ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.
Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda
da…

Mutlu,görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.
Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu…Ata’nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir
hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında
nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite
üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu “Başlayın” talimatını verdi.Bunun
üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir
sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka
talaş doluydu.

Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı
doluydu.Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,
ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza
için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
yazılıydı.Ata’nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi
bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini
tutmuştu. Çünkü, “Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu
patlatmış,nöbetçi er, kokudan bayılmış” diye bir sürü söylenti
geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları
aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla
katafalka çıktı ve Atatürk’ün yüzüne baktı. Ata’nın derisi kahverengi
bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu

Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı:”Yüzünü örten
ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü ile
karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının
üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor gibiydi.”

Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu’dan aktaralım: “Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin
ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda
kalmıştı. O da Ata’yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.

Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen’in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:”Bu kâğıdı,Atatürk’ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk’ün göğsü üstünekonmasını istiyor.”Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.”Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır” dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten
sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele
çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı. Ve 10 Kasım sabahı, Ata’nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe’den Ankara’ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı… Atatürk’ün tabutu, Menderes’in huzurunda açılmıştı Ata’nın 15 yıl Etnografya Müzesi’nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top
arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir’e taşınmıştı.Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.

Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk’ün naaşının korunabilmesi için “tahnit” denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç
şişesi, Ata’nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata’nın naaşı da -diyelim bugün Lenin’in mozolesinde olduğu gibi- öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes’in huzurunda Atatürk’ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit
bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle Atatürk’ün
(mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar
olacaktı. Atatürk’le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.
Ata’nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

Atatürk’ü son görenler anlatıyor:

‘Yüzünde iki günlük sakal vardı’
Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesi’nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk’ü son kez görme fırsatı buldular.

İzlenimlerini şöyle anlattılar:
• OSMAN ERSOY: “Sağlığında görmemiştim Atatürk’ü… Korkunç
heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka
çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre… 1 – 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu.”

‘ Gözleri aralıktı’

• HALİDE İNTEPE: “Tabut kapanmadan en son gittim baktım.
Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.
Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı
gözleri… Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi.”

Nefeslerin tutulduğu an…
Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler…

Kız kardeşinin gözyaşları
Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik’te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu.

Dinler, Anıtkabir yolunda…
Türkiye’deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.

Atatürk’ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan
Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler…

Tabut salonun zeminine yerleştiriliyor.
Adnan Menderes birazdan ‘Hanımefendi, buyurunuz’ diyecek ve Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Atadan’ı tabutun yanına götürecek…

Mermer lâhid sökülüyor.
Sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lâhit salonunun tavanına yerleştiriliyor

Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.
Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e doğru yol alan korteji, Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.

saygı duruşu
Üniversite gençliği, Atatürk’ün Etnografya Müzesi’nde son saygı duruşunu yapıyor.

ALINTI

SEVGİYE SAHİP ÇIKMAK…

Nisan 20, 2007

vaylent360pv4.gif     Tüketen bir toplum olduk,herşeyi o kadar kolay harcıyoruz ki.Birini seversin,çok seversin,onun için her şeyi göze alırsın,yüceltirsin,onsuz olamayacağını düşünürsün,ondan başkasını gözün görmez,aşıksındır.

    İyiyi kötüyü paylaşırsın bir olmuşundur.Her şeyindir o senin,yediğin yemekte,içtiğin suda soluduğun havada o vardır, gözlerin bir başka görür dünyayı,kuşlara baharda açan çiçeklere bir başka  bakarsın…Hayat kolaydır o yanındayken,hissedersin yaşamı,mutlusundur..Sahiplenirsin….

     İşte tehlike çanları o zaman çalmaya başlar…Onunda bir yaşamı olduğunu düşünemezsin,sıkar,boğar bu sevgi bir yere gelince…..sitemler başlar,herhangi bir konuda olabilir,önemli olmayabilir bu sitemler,birikir bunlar öyle bir noktaya gelirki artık konuşmak gerekir…

    Ya da sürdürmeye çalışırsın bu sevgiyi rutin bir şekilde….Sonunda yaşanmış güzel günlerinizden harcamaya başlarsınız bir süre..ardından çığ gibi büyür sitemler,bir bakarsın öfke ile söz etmeye başlamışsın..ardından..Onca gözünde büyüttüğün değer verdiğin kişiyi değersizleştirmeye başlarsın en acısı da budur belkide…

     Sevgi,aşk,sahip çıkmak,her an onun yanında olduğunu hissettirmek güzel kavramlar..sahiplenmek çok farklı…Aşk ansızın insanın kapısını çalıp mutlu  ediyorsa kişiyi..saygıyı yitirmeden,gerekirse yolları ayırmayı da bilmeli..En azından yaşananlar mutlu etmeli,onlara sahip çıkmalı….Yaşananların arkasında olmalı …Aşk bazen bu kadar geniş yürekli olmaktır….

N.AYAN

CENNETİM OLUR MUSUN?

Nisan 7, 2007

lale3.jpg

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem?

Üşürsem evim olur musun? yorganım, ana kucağım? çölümde vaha olur musun? vahamda hurma ağacım?

Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? gitmek istersem kanatlarım olur musun? kalmak istersem ayağımda prangam?

Hurilerim olur musun? kudret helvam ve bıldırcınım? soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?

Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah (c.c) ’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin?

Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neş’emi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?

Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzûrum, sürûrum, nûrum, zînetim, nîmetim, cennetim olur musun?

=ALINTIDIR=

İNTERNET

Mart 27, 2007

     Doğru kullanıldığı takdirde hayatımızı kolaylaştıran internet yanlış kullanıldığında hayatımızı zehir edebiliyor.Her konuda bilgi sahibi olabildiğimiz gibi kültür sitelerinde düzeyli arkadaşlıklar kurulabilmekte belirli paylaşımlar yapılabilmektedir. Her yerde olduğu gibi burada da kötü niyetli  niyetli kişiler var tabii…bunlar konumuz dışında..

     Gerçek kişiliği neyse bir kişinin net ortamında  olsa bile değişmiyor.Zayıf karakterli yada ruh hastası diyebileceğimiz kişilerde yok değil.Ben bu güne kadar kötü diyebileceğim kişiye rastlamadım.Bu benim en büyük korkumdu.Yine buradan tanıdığım bir arkadaş ” sen nasıl isen öyle kişiler ile karşılaşırsın ” demişti bana.Bunun doğruluğunu daha sonra anladım. Gerçekten kişinin niyeti amacı neyse oralarda dolanıyor..benim gibi;))) Üyesi olduğum bir kültür sitesi ve bloglar.Buraya kendi görüşlerim doğrultusunda yazılar aktarıyor, yapılan yorumları onaylıyorum.Bu tamamiyle amatörce yaptığım uğraş beni mutlu ediyor.İlk zamanlarda oldukça zorlandım.Çünkü bilgisayar bilgim hiç yoktu.Bu konu da da yine en büyük yardımcım net.ten tanıdığım dostluğunu ve arkadaşlığını gerçek hayatıma taşıdığım arkadaşım oldu.

     Birde beni üzenler oldu tabii.Onlardan da çok kısa bahsetmek istiyorum.Onlarında kişiliklerinin tam gelişmediği kanaatindeyim.Onlarıda anlamam biraz zaman aldı tabii.Bu arada benim üzüldüğümde yanıma kar kaldı.;))

    Artık daha bir güvenle nete girebiliyorum, ne istediğimi ve en önemlisi ne yapmak istediğimi biliyorum.Hergün belli bir konudaki görüşlerimi sizlerle burada paylaşacağım,yorumlarınızı,eleştirilerinizi bekliyorum.En güzel günler sizlerin olsun,yüzünüzden gülümseme,yuvanızdan mutluluk eksik olmasın.Saygı ve sevgilerimle…

İSTİKLAL MARŞI

Mart 27, 2007

50000000014030771.gif

DİKKAT YILIN ÜLKESİ SEÇİLİYOR.TÜRKİYE 1.SIRADA…

Mart 20, 2007
YILIN ÜLKESİ SEÇİLİYOR

DİKKAT! YILIN ÜLKESİ SEÇİLİYOR.TÜRKİYE 1.SIRADA

1 .SIRADAYIZ
Lutfen baskalarına da iletin. Türkiye şu an 1. sırada. Lütfen ihmal etmeyin!
2007 yılının en iyi ve de en güzel Ülkesi seçiliyor. İlk 5 e girme sansını
verelim…

http://www.thevotenation.com/

Türkiye´yi bulup. ´ Like ´ i işaretleyiniz..
Unutmayın bir defada 3 kez oy verme imkanınız bulunuyor

ŞİİR

Mart 20, 2007

203209_5607.jpg

Şiir

Şiir yazmalıyım bugün
Şiir
Periler etrafımda
Kimi bağırıyor
Hadi yaz mutluluğu
Yok diyor biri
Önce hüzün
Kedi bağırıyor dışardan
Beni unutma
Gül bükmüş boynunu
Şiir yazmalıyım
Şiir
Periler etrafımda
Yağmur yağıyor
Şiir yazmalıyım
Anlatmalıyım
Kelimeler uçuşuyor
Havada
Yaz diyor biri
Yaz
Hazır bulmuşken bizi
Yaz mutluluğu sevinci
Yaz nöbetteki askeri yaz
Yaz yol bekleyen anayı
Yaz tarlada ter döken babayı
Yaz ülken elden gidiyor
Yaz parselliyorlar vatanı
Bulmuşken bizi bir arada
Yaz olan biteni.

 

Oya Özpoyraz

Giderken(Çukur)

Mart 19, 2007

i102845116_57866.gif

Giderken (Çukur)
.
Bilerek mi yanina
almadin giderken
basinin yastikta
biraktigi
cukuru

Guveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin dogrulugu kadar

Beni senin gibi
bir de annem terketmisti
ki gobegimde durur
onun yoklugundan
bana kalan
cukur

.
Sunay Akin
.
.