Archive for Nisan 2007

“BENİM ÇOCUĞUM KESİNLİKLE UYUŞTURUCU KULLANMAZ” DEME!!!..

Nisan 28, 2007

“BENİM ÇOCUĞUM KESİNLİKLE UYUŞTURUCU KULLANMAZ”   DEME!.. Yeşilay Gebze Şubesi Başkan Yardımcısı Bilal Başkonuş aileleri çocukları ile daha ilgili olma hususunda uyardı. Başkonuş ülkemizde her geçen gün uyuşturucu kullanan sayısını arttığını söyleyerek, ailelerce önlem alınmazsa herkesin çocuğunun bu batağa saplana bileceğini belirtti.Başkonuş sözlerine şu şekilde devam etti.  Çocuk  yetiştirmek dünyanın en zor işidir.Çoğumuzu  yetiştirirken   öğreniriz anne-baba olmayı.Bugün  aşırı miktarda alkol kullanımı ve öteki uyuşturucular  toplumu 30-40 sene önce duyulmamış sıkıntılara sokmaktadır. Açık yüreklilikle söylemek lazım ki, çocuğunuzun bu ürkütücü problemlerle bahşedebilmesi için size ihtiyacı vardır. Anne-babalar olarak sevgi dolu ilişkiler kurmalı, onlara doğru ve yanlışları belirleyen, disipline edici kuralları açıkça ortaya koymalıyız. Alkol ve uyuşturucularla ilgili tüm gerçekleri bilen, gerçekten çocuklarımızı dinleyen, onlara bol zaman ayıran gerçek bir aile olmalıyız.Çocuklardan önce kendimizi eğitmeliyiz. Öncelikle aile bağlarını güçlendirip karı koca kavgalarından vazgeçmeliyiz. Siz artık bir çocuk sahibisiniz. Birbirinizi ikide bir ayrılmakla tehdit edip, annenizi babanızı üzme lüksüne sahip değilsiniz. Eğer kendi arzu ve hazlarınızın peşinde koşup ta kendinizi eğitmezseniz. Madde bağımlısı olan, cani duygular içeren,  her an gırtlağınızda bir bıçak dayama ihtimali olan, bir katil sahibi olacaksınız, bilesiniz. Onlar bizim dediklerimizi değil yaptıklarımızı yaparlar. Ailede sigara içen varsa çocukta içecektir. Aynı zamanda alkolik ailelerde yetişen çocuklar genetik olarak alkol, bağımlısı olmaya çok yatkındır.Eğer  ailede şiddet, Aşırı sert disiplin, Şefkat eksikliği varsa,  çocuk aile içinde ihmal edilmişse ya da  baba çocukları ile gerektiği kadar yakin değilse , ilgilenmiyorsa onlarla birlikte olmuyorsa bu çocukların madde bağımlısı olacağı nerdeyse kesindir.                 Birde tam tersi durum vardı.  Bir anne, “Uyuşturucu hakkında yazılanları çocuğuma okutmuyorum” dedi.Çocuğun aklında olmayan bir şeyi aklına getirmeye korkuyordu.       “Ejderhalarla mücadele eski bir masaldır, ama ejderhasız, uyuşturucusuz bir dünya yoktur. Yetişkinler çocukları için ejderhaları yok etmeyi, ortadan kaldırmayı neredeyse iş edinip bunun adını koruyuculuk, sevgi gibi isimler koyuyorlar. Uyuşturucuyla mücadeleyi anlatmadıkları gibi onsuz bir dünyadan söz ediyorlar. Unutmamalı ki çocuğumuz bir gün elimizden uçacak. Bu uçuş ya yatılı bir okul ile ya liseye başlayınca kontrolün azalmasıyla ya da üniversite sebebiyle evden  ayrılmakla olacak. Eğer ona her ortamda nasıl uçulacağını öğretmezsek sert rüzgarlarda uçamaz beklide kanadı kırılır düşer.            Ülkemizin bir sorunu da  uyuşturucu bağımlısı olan bir çocuğu ailesi ve  okulunun bir türlü kabullenmemesi. Açıkça kalkıp kimse bu kişi bu olayı yapıyor diyemiyor. Aile başkaları ne der mantığına sahipken, okulda böyle bir öğrencinin var olduğunun bilinmesini hem aileler bakımından hem de yönetim tarafından eksi bir puan olmasını kendilerine yediremiyor. Bir bağımlı öğrenci yakalanırsa hemen ört bas ediliyor.Geçen günlerde  Avcılarda bir Meslek Lisesi Müdürünün gazetelere “okulumun önünde uyuşturucu satıyorlar” feryadı ile kendisine soruşturma açılması da  bir olmuştu. Bu tür olaylar resmi dairede çalışan kişilerin olayların üzerine gitmelerini engelliyor.   Ülkemizdeki bağımlı sayısı ise bizim sandığımız kadara az değil. Biz sadece tedavi için başvuranların sayısını  biliyoruz. Ama, dünyada bağımlıların sadece yüzde ikisi tedavi için başvuruyor. Dolayısıyla Türkiye’deki bağımlı sayısı bile net değil.Ancak, polise düşmüş olanlar ya da tedaviye karar verenler biliniyor.
       “Ülkemizde uyuşturucuya başlama yaşı ilkokula kadar inmeye başladı. Bağımlı gençler de aile de ne yapacağını bilemiyor.Yapılan çalışmalar parça parça ve koordinasyondan uzak. Yeşilay olarak ise  maddi destek sıkıntısından yetersiz kalıyoruz.
             Sorun, hastanelerde değil ailede, okullarda ve toplumda çözülmeli bu nedenle biz işin eğitim kısmına önem veriyoruz. Testiyi kırdıktan sonra bir şeyleri anlatmanın bir faydası yok . Testiyi kırmadan anlatmalı bu maddeleri, çocuklarımıza.
  Aileden başlamalı önce eğitim. Başkalarından önce ailesi öğretmeli maddeyi çocuğuna. Bana gelen ailelere ben şunu öneriyorum. “Çocuğunuzla birlikte bir deney yapın; sokağa çıkın ve bir kavanozun içine izmarit toplayın, sonra bu kavanozun ağzını kapatıp güneş alan bir yere bırakın, bir hafta sonra o kavanozun ağzını açıp önce çocuğunuza koklatın ardından çocuğunuzdan herkese koklatmasını isteyin bu iğrenç kokuyla sigarayı ona herkesten önce  siz tanıtmış olacaksınız.”  Başkonuş ayrıca Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirerek.”Unutmayın ki biz sizleri çok seviyoruz. Biz madde kullananların dostu, maddelerin ve bunları pazarlayanların düşmanıyız. Hepinize huzurlu mutlu gelecekler diliyorum.” Dedi.                                                                         

  Bilal BAŞKONUŞ                                                             

  Yeşilay Gebze Şubesi Başkan Yardımcısı. 

MARTI İLE BALIK..

Nisan 26, 2007

talihoyunlari_krasiv_photo_23.jpg 

MARTI İLE BALIK

Ruzgarin bile kulaklari oksayan mistik melodilerle uguldadigi bu sirin korfezde asirlardan beri daha gunesin kiyiya yuzunu hic astigi gorulmemisti.Tabiat buraya oldukca comert davranmisti, heryerden bolluk akiyordu.Burada yasayan tum canlilarin cok sansli oldugu bilinen bir gercekti. Buradan cok gelip gecen canlilar olmustu ama bu kiyilarin en eski yerlesenleri olan martilar kendilerini bildi bileli bu kiyilardan hic ayrilmamisti Zaten bu onlarin dogasina da aykiri idi.
Martilar genelde merakli hayvanlardir. Ansizin bir akinti gorsunler, yada degisik bir yonden esen ruzgar, kendilerine hakim olamaz hemen pesinden takilip gitmek isterler. Ama hic bir martinin yuvasindan ve surusunden oyle uzun sure ayrildiklari gorulmemistir daha.Eger ayrildi iseler ya suru tarafindan dislanmis yada derin bir yara alip olume terkedilmistir. Dogada zayif olana yer yoktur,zayif olanin diyeti her zaman icin ya olum ya da yanlizliktir. Martilar icin ise yanlizlik olumden bile daha acidir Olumden ve acliktan korkmaz martilar cunku o yaradilislarindan gelen yasam sevinci ve umudu ile bunu umursamazlar. Icleri hep hayat dolu oldugu icin her gelen gunu umutla ve nese ile karsilarlar. Doganin topraga ve denize en sert davrandigi zamanlarda bile buna boyun egmeyecek kadar gururlu canlilardir martilar.
Myra’ da bu kiyida yasayan yuzlerce genc martidan biri idi.Oldukca duzenli bir yasami vardi Myra’nin.Surusu ile birlikte yillardan beri ayni kiyida yasarlardi.
Oyle cok firtina da vurmazdi onun kiyisina genelde iliman bir iklim hukum surerdi. Yiyecek aramak icin bile surulerinden ve kiyilarindan cok uzaklasmazdi martilar.
Bu ne bir yasa ne de tore idi. Sadece tabiatlarindan gelen baglilik icgudusu.ile yasadiklari yere olesine sadiktilar.
Myra surunun reislerine saygi duyardi. Tum genc martilarin icinde en sevilen ve guvenilenlerden birisiydi Myra..Onun suruye karsi isyankar ve saygisiz hemen hic bir davranisi gorulmemisti daha.Onun bu sevgi ve saygi dolu davranis ve hareketleri ise surude cok begeni toplardi..Myra’ nin surunun en imrenilen genc martilarindan biri olmasinin altinda yatan bir gercek de onun.Surusu ile hemen hemen herseyini paylasmasi ve guc durumda olan herkezin yardimina kosmasiydi.. Cunku Myra icin hayatta en onemli sey dostluk, paylasimdi.
Hayat kiyida gunluk akisini surdururken Yasami boyunca surusunden ve bu kiyilardan ayrilmayan Myra, kendini icten icere kemiren merak duygusu ile yasamini sorgulamaya baslamisti Onun bu oldukca dusunceli halini goren yasli marti myrimm bir gun onu yanina cagirarak
Myra’ ya martilarin hayattaki en buyuk kusuru olan merak duygusundan kendini uzak tutmasini ogutlemisti ve daha sonra da Ona bir zamanlar ici sevgi ve yasama sevinci ile dopdolu olarak kiyisinda surusu ile mutlu bir sekilde yasarken bir deniz kizinin pesine takilip suruden ayrilan ve yillar sonra guclukle cirptigi yorgun ve hasta kanatlariyla,son nefesini vermek uzere kiyisina donen ‘Mia’ adli martinin huzunlu oykusunu anlatmisti..Buyuk bir sevgiyle pesine takilip, ugrunda surusunu ve kiyisini terkettigi deniz kizi onu bir sure sonra yuzustu birakip bambaska kiyilara dogru yolalmisti. Ilk kez ihanet duygusunu tadan.Mia,yasami boyunca surusunde sadakat, birlik ve beraberlik duygulariyla buyudugu icin yikilmis, yanlizliksa ona daha bir aci gelmisti. Zavalli marti son ana kadar kendi kiyisinda olmek uzere buyuk zorluklarla uzun sure kanat cirpmis,kayaliklara ulastigi anda da son nefesini vermisti.
Myra, zavalli Mia ‘ nin oykusunu dinlediginde cok uzulmus ve Myrimm’ in ona vermek istedigi mesaji almisti.
Aslinda soyle bir dusununce myra cok mutluydu., yasamda istedigi hersey yani basinda idi ama icinde de derinden bir seyler eksikti.Aslinda bunu o ana kadar anlamamisti.
Yani su ukala baliga rastlamadan.
O gun nefis bir akinti vardi ve birsuru irili ufakli balik martinin bulundugu kiyidan geciyordu.Tum suru gunluk yiyecek ihtiyaclarini denizden fazlasi ile karsilamislardi.Myra bu guzel havayi kacirmak istemedi. Masmavi gokyuzunde yeni ucus denemeleri yapti.Bir ileri bir geri ucuyor sonra havada ruzgarla dans edercesine suzuluyor ve suya yeni dalis denemeleri yapiyordu.Ruzgarsa myra’ yi cok severdi.Bir sure onunla yaristilar Myra Okyanusun uzerinde suzulup giderken aniden icinden birses assagidaki balik kumesinin suruklendigi akintiyi takip etmesini soyledi.
Hayatinda ilkez kiyisindan bu kadar uzaga ucuyordu marti..Bu kez nedenini ise kendisi bile bilmiyordu.
Assagida masmavi piril piril bir deniz vardi.Tum baliklar acikca secilebiliyordu.Derken gozleri birden assagidaki baliga carpti. Nedenini bilmiyordu ama gozlerini baliktanda ayiramiyordu. Icinde bir ses gordugu baligin hayatinda gordugu tum baliklardan daha farkli oldugunu soyluyordu.
.Ruzgar ise Myra ya Guzel havalarda suyun ustunden bakilinca baliklarin daha buyuk ve daha farkli gozuktuklerini fisildiyordu..’Dikkat et! ! Myra ‘diyordu..Oysa ki artik cok gecti, myra coktan uzaklasmis kendini tutamadan, coktan suya ani bir dalis yapmisti bile.Ama tum cabalar nafile idi. Cok kaygandi balik..Elinden surekli kaciyordu..
Ustelik ukala balik onunla birde alay etmisti.
Yok myra bu ise daha fazla gelemezdi,
Onun kiyisindaki baliklar boyle degildi.martilarla alay etmezler.Hemen ellerine kolayca
duserlerdi.O gun ve daha sonraki gunler ve haftalar myra baligi yakalamak icin cok ugrasti.
.Balik sa bu oyunu cok sevmisti.Simdiye kadar hic bir marti boylesine pesine dusup israrla baligi yakalamaya calismamisti cunku.
Gunler haftalar suren kovalamaca sonucu Ikiside yorgun dusup sonunda pes ederek dost olmaya karar verdiler.firtina ertesi gunes acmisti aralarinda. Ruzgarsa artik olaylara sadece seyirci kalmakla yetinmisti.
O gun myra ve balik birbirlerine veda ettiler martinin ise kiyisina donme saati yaklasmisti
Mryra’ nin kiyisinda bu saatte tum Martilar yuvalarina cekilirdi.
Daha sonraki gunlerde Myra baligi dusunmeden yapamadi.Hemen her esen ruzgar, her dalga sesi
Onu baligi aramaya itiyordu ve kendini yillardan beri sadik kaldigi surusune ihanet etmis hissediyordu.
Ustelik balik da onsuz yapamaz olmustu.Gunler gectikce dostluklari ilerledi. Ama bir cozum yolu olmali idi bu boyle daha fazla devam edemezlerdi. Sonunda bir gun Myra dayanamadi ve baliga oneriyi goturuverdi balik onun kiyisina tasinmali idi.
Boylece birbirleri icin ayirabilecekleri zaman artacak ve ozlem sona erecekti. Ikiside cok heyecanli idi.bu ise.
Derken balik Myra’ nin kiyisina gelmisti Bu sirada Ruzgar ise kiyiya hic de guzel haberler getirmiyordu martilar arasinda bir dedikodu yayilmisti.
Assagidaki kiyilarda aniden gelen firtinayla birlikte baslayan sogukla kitlik bas gostermisti.Cok olen vardi.
Butun martilar endiseli bir bekleyis icerisinde idi.Ama genede gelecegin ne getirecegi bilinemezdi.Bu yuzden fazla endise de yersizdi.
Myra ile balik ise kendi alemlerinde idi.Hicbirsey onlari dostluklarindan ve kendilerinden daha fazla ilgilendirmiyordu. Balik myra’ nin simdiye kadar gidip goremedigi denizleri,derinlerde olan bitenleri, Myra ise surusundeki uyumu,paylasimi dostlugu anlatiyordu.Bunlar ikisi icinde cok degisik ve yasanmadik duygular di.hayati boyunca hic bir denize hic bir kiyiya sadik olmayan balik hic kimseye de bagli kalamamamisti. En az derisi kadar kaygan di yasami O sig sularda yasayamazdi.Ucsuz bucaksiz okyanusta.o akintidan o akintiya suruklenip gitmisti..Hemen her akinti onun icin yeni bir umut yeni bir baslangic ve yepyeni bir heyecandi Karsilastigi her yeni akinti ona bir onceki yasadiklarini unutturmustu. Ustelikde myra’ ya rastladigi gune kadar bunun onu mutlu ettigini de saniyordu. Cunku kimseye karsi bir sorumlulugu yokdu.Icinde boylesine bir bosluk oldugunu simdiye kadar farkedememisti. Farkettiginde ise cok gecti. kalkip gelmisti iste Myra’ nin arkasindan..
Artik hic bir sey umrunda degildi ama Myra onun tum yasaminina da degerdi.
Derken beklenen firtina myra’ nin kiyisini da vurdu..Beraberinde buz gibi bir soguk getirmisti.O sogukta en direncli martilar bile guclukle dayaniyorlardi.Kiyida yiyecek bulmak ise cok guctu Bircok marti siddetli soguk nedeniyle artan aclik ve olum tehdidine bile karsi gelerek kiyilarinda kalmaya israrla devam ediyorlardi..Onlar icin esas olum burayi terkettiklerinde baslardi Cunku Onlar marti idi onlar. kiyilarina olesiye sadiktilar ve her ne olursa olsun burayi terketmeyeceklerdi.
Dondurucu soguk sonunda denizi de etkisi altina almisti. Balik da ister istemez bundan etkilenmisti.Su ana kadar hic bir yerde uzun sure yasamayan ve devamli hareket halinde olan balik icin bu oldukca zordu..hernekadar Myra’ nin dostlugu Ilk baslarda herseye degersede bir sure sonra aclik ve soguk onu daha cok kendini dusunmeye itmisti.
Balik yeniden esas dunyasi olan o derin mavilere kendini vermisti Artik myra ile de konusmak istemiyor du.Daha iyi dusunmek icin iyice derinlere daliyor ve saatlerce orada tek basina kaliyordu.
Balik ve basina gelenlerden kendini sorumlu hisseden Myra ise oldukca caresizdi. Onun elinde degildi bu olanlar,.Ama baliga destek olamamak ustelikde bunun icin hic birsey yapamamak myra’ yi gunden gune umutsuzluga ve caresizlige dogru itiyordu.Ama o bunu baliga hic gostermiyor ve baliga moral vermek icin tum umutsuzlugunu gizliyor onu okyanusun derinliklerinden cikarmak icin ordan oraya ucup duruyor kendini adeta derin mavilere gomen baliga seslenmeye calisiyordu.Derken bir gun balik su yuzene dogru cikti ve ona dediki
‘Gitmeliyim Myra..Hic umudum yok artik….Lutfen beni affet! ! ! Bunu sana nasil soyleyecegimi bilemiyorum ama Ne sen kendi kiyindan ayri yasayabilirsin ne de ben burada artik yiyecek bulabilirim.
Oralarda birdaha dostluk bulamam belki ama acda kalmam
Kimbilir belki de hersey bir hata idi zamaninda bir akintiya kendimi birakip gitmeli idim.’
Myra ona bu durumun duzeleceginden kiyisinin bereketli ve guvende oldugu zamanlardan soz etti ise de artik hersey nafile idi.
Balik hemen o anda okyanusun derinliklerine dogru dalis yapiyor artik onu dinlemek istemiyordu.
Myra’ ninda artik bu duruma karsi direnci kalmamisti..
Bir gun surudekiler ve deniz Myra’ nin hayatinda ucmadigi kadar hizla ucmaya basladigina,amacsizca ordan oraya kanat salladigina sahit oldular.Cildirmisti sanki. saskindi.lar bu ise,Sanki eski Myra gitmis yok olmustu
Okyanusda ise akinti baslamisti.anlamislardi
Balik gitmisti.
Onlar ise birbirlerine veda etmemislerdi.
Baligin gidisini izleyen gunlerde myra yanliz basina ucmaya devam etti.Artik kiyidan ve suruden zaman zaman uzaklasiyor.Ama gun batinca da tekrar yuvasina geri donuyordu.diger martilar anlayis gostererek onu tekrar aralarina almaya baslamislardi.Kimisi ise hala onu cilginlikla sucluyordu.Oyle ya gorulmus sey degildi okyanusda bir marti ile baligin dostlugu..Bir baliga asla guvenilmezdi. Myra
bunu bilmiyormu idi acaba..
Bu arada surude, esen ruzgarin baliktan myra’ ya haberler fisildadigi, myra’ nin ise baligin suruklendigi her akintidan haberdar oldugu dilden dile dolasan dedikodulardan sadece bazilari idi.
Myra ise her akintida okyanusa dogru derin bir anlamla bakar ve gulumserdi.Onun baligi oralarda bir yerlerdeydi iste
Onun rahat ve mutlu oldugunu hissetmek bile Myra’ ya huzur vermeye yetip de artiyordu Biliyordu ki aslinda herkez tarafindan tuhaf karsilanan imkansiz bir guzelligi yasamasi idi Gercekte onemli olan ise ucsuz bucaksiz okyanusta bir gun bir marti ile baligin sevgi dolu dostluguna sahip olmakti.Iste icini dolduran mutluluk ve huzur duygusu bu idi.Tum yureklerin susadigi bir sevginin izini ise okyanustaki hic bir akinti silip gecemezdi
*********.
Yazan:
E.Y.Taskan

GÖNLÜM BİR UÇURTMAYDI..

Nisan 26, 2007

Susmak nafile şimdi,
Güneşte, dolunayda ne işim vardı?
Hele hele gökkuşağıyla yarışmak neyin nesiydi?
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…

Gönlüm bir uçurtmaydı, koptu birdenbire
Umutlarımı aldı yanına uçup gitti.
Başım belâda değildi senden önce;
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…

Koca okyanusları aş desen, aşamam
Sensizliğim gözlerimden dökülen, yaş değil.
Koş gel desen, heyecandan yığılır kalırım;
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…

Alın yazıma küskünüm,
Sana çıkan yollarımı tutmuş haramiler.
Beyaz atlı şehzade de değilim, üzgünüm;
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…

Umudum dediğim yok artık,
Gönlüm bir tuhaf kanıyor.
Donduruldu günaydınlar, merhabalar;
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…

Günler kurşun gibi ağır, çekilmiyor
Saat değil, dakikalar durdu sanki, geçmiyor.
Sensiz akşamların sabahını görmesem daha iyi;
Yaşıyorsam, umudum ölümde şimdi…
20 Ağustos 2006

Oyhan Hasan BILDIRKİ

ADAMIN BİRİ…;)))

Nisan 26, 2007

cocuk15863hp.jpg

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor.
Karısına bile söylemiyor sabaha karşı ikramiyeyi almak için Ankara’ya yola
çıkıyor .

Tam Elmadağı’a gelmişken bir telefon. Arayan kayınbiraderi

-Nerdesin enişte ?

-dışarıdayım hayırdır.

-Çabuk eve gel

– ne oldu ? çok mu acil

– hemen gel ablam…….

– yoksa hasta mı ?

– yok enişte..ablam sizlere ömür

telefonu kapattıktan sonra adam koltuğa yaslanıp demiş ki ” ey güzel
Allah’ım, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor

Ceplerimizde taşıdığımız seri katil !!!!!

Nisan 25, 2007
ABD’nin bazı bölgelerinde yüzde 70’lere varan arı ölümlerine çare arayan bilimadamları bu ölümleri önce küresel ısınma ile açıklamıştı. Şimdi ise asıl katil bulundu… Üstelik bu katilin, küresel ısınmanın da müsebbibi olduğu tahmin ediliyor… iyibilgi özel

Bilim adamları, son dönemde Amerika’da başlayan ve daha sonra Avrupa ile Türkiye’ye de sıçrayan ‘arıların koloniler halinde yok olması’ fenomeninin, cep telefonlarının yaydığı radyasyon yüzünden meydana geldiğini ileri sürdü. İngiliz The Independent gazetesinin haberine göre, cep telefonlarından ve benzeri yüksek teknoloji ürünü cihazlardan yayılan radyasyon, arıların seyrüsefer yeteneğini olumsuz yönde etkiliyor. Cep telefonlarının yaydığı radyasyon, dışarıdan kovanlarına geri dönmek isteyen arıların yönlerini bulmalarına engel oluyor.

Kovanlarına geri dönemiyorlar

Almanya’daki Landau Üniversitesi’ndeki öğretim üyelerinin deney ve araştırmalarına göre, arılar, kovanlarının yakınında cep telefonları olduğu zaman kovana dönmeyi reddediyorlar. Amerika’da 1990’lardan beri cep telefonlarının zararlarını araştıran Dr. George Carlo da ‘böyle bir ihtimalin gerçek olabileceğini’ söyledi.

Güvercinler binalara çarpıyor

Gazi Üniversitesi Biofizik ABD akademisyeni ve Gazi Non-iyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi (GNRK) görevlisi Bahriye Sırav Aral, iyibilgi’ye yaptığı açıklamada, ‘Cep telefonunun etkileri uzun metrajlı bir korku filmine benziyor’ yorumunu yaptı. Arıların yanında yön bulma yeteneği ile hayatını sürdüren güvercin gibi kuşların da hayatının tehlikede olduğunun altını çizen Aral, son yıllarda ‘yunusların ihtiharı’ olarak lanse edilen yunusların karaya vurması ve hayatını kaybetmesi hadisesini de, baz istasyonları, uydu ve mikrodalga hareketlerinin artışına bağladı. Güvercinlerin dünyanın birçok yerinde baz istasyonlarının artışı ile beraber binalara çarptığının gözlendiğini ve canlıları büyük tehlikelerin beklediğini de sözlerine ekledi.

Bitkileri etkiliyor mu?

Cep telefonunu 10 yıldan fazla kullanan insanlarda beyin tümörü görülme sıklığının önemli ölçüde arttığını belirten Aral, ‘Baz istasyonları, uydular ve mikrodalga hareketleri hayvanlarda değil, bitkilerde de anormalleşmeye sebebiyet veriyor’ dedi. Peki bu hareketlenmeler bitkilere de zarar veriyor mu?

Bu sorumuzu yanıtlayan Aral, ‘Yüksek gerilim hattına yakın buğday tarlalarında, buğdayların adeta hormon verilmiş gibi normalden büyük boyutlara eriştiği görüldü. Yine gerilim hattı bölgelerindeki şeker pancarı üretiminde düşüş ve şekil değişimlerinin görüldüğü saptandı.’ bilgisini paylaştı.

Dünyanın çekirdeğinin dengesi sarsılmış olabilir

Elektromanyetik sinyallerin son yıllarda kontrolsüz bir biçimde artışının yerin manyetik alanını -yerin çekirdeğindeki demir iyonlarının dengesini- değişime uğratmış olabileceğine dikkat çeken Bahriye Sırav Aral, ‘Özellikle güvercinlerin binalara çarpışı bu tezi destekleyen bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü güvercinlerin yönlerini yerin manyetik alanına göre tayin ettiği biliniyor.’ yorumunu yapıyor.

Küresel ısınmanın müsebbibi

Aral’ın iyibilgi okurları ile paylaştığı diğer önemli tez ise mikrodalga, uydu ve baz istasyonlarının, yaydığı ısı ile küresel ısınmanın faili olması olasılığının yüksek oluşu. Bilindiği gibi özellikle mikrodalga 1-3 derece arasında ısı yayıyor.

 

VAN ‘DAKİ FEVZİ GEYİK İLKÖĞRETİM OKULU’NUN KİTAP İHTİYACI VAR…

Nisan 23, 2007

Merhaba,
Ben bir bahcivanim.Gullerim var nazli mi nazli;sumbullerim var asil mi asil ve issiz yerlerde acan zambaklarim…
Corak topraklarda yetistiriyorum bu cicekleri,susuz diyarlarda. Ve yardim istiyorum sizlerden.
 
GELIN ,BERABER YETISTIRELIM BU CICEKLERI !
 
                      Ben Van’da varos diye tabir edilen bir mahallede camurlarin yarila yarila gidildigi bir okulda Turkce ogretmeniyim ve okulumuzun kitaplari yok denecek kadar az olan kutuphanesinin sorumlusuyum.3400 ogrenciye 200 kitap ve 3200 umutla hizmet vermeye calisiyorum.
 
                      Guvercinlerin kanatlariyla gondereceginiz her bir kitap, yavrularima gidemedikleri diyarlardan masallar okuyacak;goremedikleri, yasayamadiklari guzelliklerin resmini cizecek gozbebeklerine. 
             
      HAYDI , KITAPLARLA YETISEN;PROBLEMLERINI KALEMLE ,DIYALOGLA COZEN BIR NESIL ARMAGAN EDELIM HUZURU HAKEDEN GUZEL YURDUMA!
 
Irtibat:Erhan SIMSEK          
Turkce Ogretmeni
Telefon: 05053980656
e-mail  : erhansimsek_van@hotmail.com
 
kargo adresi:Karsiyaka Mahallesi
                     Gaziosman 5. sk.
                     Fevzi Geyik Ilkogretim Okulu
Referans:
Firat SAD
Okul Muduru
Okul tlf:04322166723
Cep tlf:05055802672

ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ…

Nisan 23, 2007

image00111.jpg

Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı çıkacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalısacaktır, fakat sen buna dayanıklı olacaksın, önüne sonu gelmeyen engeller çıkacaktır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul edecek, kimseden yardım gelmeyecegine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana “BÜYÜKSÜN” derlerse bunu söyleyenlere güleceksin!…

Mustafa Kemal ATATÜRK

ATA’DAN BİR ANI…

Nisan 23, 2007

5000000001000558.gif

4 Şubat 1919 tarihinde Alemdar gazetesinin yazarlarından Refii Cevat (ULUNAY)

M. Kemal Paşa ile Şişli’deki evinde bir görüşme yapar. Refii Cevat bu görüşmeyi şöyle aktarır. :

“Sorularımı bitirip veda etmek üzere ayağa kalktığımda dedi ki:

            – Biraz daha oturunuz lütfen.

            Oturdum.  Şöyle bir konuşma geçti aramızda

            – Soracağınız sorular bitti mi?

            – Bitti Paşam.

            – Bu vatan içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, istiklaline nasıl kavuşturulur? Diye bir soru sormanızı beklerdim.

            – Af buyurunuz Paşa hazretleri, bugün içinde bulunduğumuz bu şartlardan bu vatanın kurtulmasını en uzak ihtimalle dahi mümkün görmediğim için böyle bir soru sormadım.

            – Siz gene de böyle bir soru sormuş olunuz, ben de cevabımı vereyim, fakat yazmamak şartıyla.

            – Zatıalinizi dinliyorum Paşa hazretleri.

            – Bakınız Cevat Beyefendi, sizin imkansız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır. Bu gün herhangi bir teşkilatçı Anadolu’ya geçer de milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa bu yurt kurtarılabilir.

            “Heyecanlanmıştım. I. Dünya Savaşı süresince gücümüzü öylesine tüketmiştik ki elimizde hiçbir şey kalmamıştı. Harplerden sağ kalanların ise ayakta duracak halleri yoktu.

            – Nasıl olur Paşam!  Diye yerimden fırladım. Paşa sakindi :

            – Aklınızdan geçenleri  tahmin ediyorum, dedi; doğrudur. Görünüş tamamen aleyhimizde. Ama düşmanlarımız olan bu büyük devletlerin bir de içyüzleri var.

            -Nasıl Paşam.

            -Anlatayım. Siz sanıyor musunuz ki, savaşı kazanmakla müttefikler aralarındaki bütün sorunları çözmüşlerdir. Aralarındaki asıl rekabet şimdi başlayacaktır. Asırlarca birbirleriyle boğuşan Fransızlarla İngilizleri ortak düşman  tehlikesi birleştirdi. Şimdi o eski rekabet bıraktıkları yerden tekrar başlayacaktır.  İtalya’nın da başı dertte. onlar da her an  bir iç karışıklık yaşayabilirler. Sonuçta, Anadolu’da başlayacak bir milli direnişle hiçbiri mücadele edecek durumda değildir. Böyle bir mücadelenin tam sırasıdır.

            – Paşam, milli direniş, Güzel. Ama neyle? Hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla? Maalesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız oldu bu güzel vatanımız.

            -Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir hayat çıkarmak lazımdır. Çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse vatan da millet de kurtulur.

            Mustafa Kemal’e veda ettim; matbaaya geldim. Ne kafam almıştı ne mantığım. Daha doğrusu anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti. Matbaada arkadaşlar anlat diyorlardı; neler söyledi? Anlattım:

            Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, vatan bağımsızlığına kavuşur, millet de özgürlüğüne kavuşurmuş, anladınız mı arkadaşlar:

Bu deli değil, zır deliymiş.

            O günlerde, o şartlar içinde İstiklal Mücadelesine atılıp Türkiye’yi kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. O günlerde böyle düşünen TEK ADAM oydu; TEK ADAM.

Sadi BORAK “ATATÜRK’ün İstanbul’daki Hayatı

ATATÜRK’ÜN 27 EKİM 1922’DE BURSA’DA İSTANBUL’DAN GELEN ÖĞRETMENLERLE YAPTIĞI KONUŞMA

Nisan 23, 2007

atam1132.jpg

İstanbul’dan geliyorsunuz. Hoş geldiniz.İstanbul’un feyz meşalelerinin temsilcileri olan yüce topluluğunuz karşısında duyduğum sevinç sonsuzdur. Yüreklerinizdeki duyguları, kafalarınızdaki düşünceleri doğrudan doğruya gözlerinizde ve alınlarınızda okumak, benim için olağanüstü bir mutluluktur. Bu anda karşınızdaki en içten duygumu, izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayı, genç olayı, sizin nur saçan sınıflarınızda bulunayım. Sizden feyz alayım. Siz beni yetiştiresiniz. O zaman ulusum için daha yararlı olurdum. Ne yazık ki elde edilemeyecek bir istek karşısında bulunuyoruz. Bunun yerine sizden başka bir istekte bulunacağım: Bu günün çocuklarını yetiştiriniz. Onları yurda, ulusa yararlı insanlar yapınız. Bunu sizden istiyor ve diliyorum.

   Muallim Hanımlar, Muallim Beyler,
Yurdu ve ulusu kurtarmak isteyenler için yurtseverlik,iyi niyet,özveri çok gerekli niteliklerdir. Nedir ki bir toplumdaki hastalığı görmek, onu iyileştirmek,toplumu çağımızın isteklerine uygun olarak yükseltmek için bu nitelikler yetmez bu niteliklerin yanında bilim ve teknik gereklidir. Bilim ve teknikle ilgili çalışmalar başladığı ve geliştirildiği yerse,okuldur. Bunu için okul gereklidir. Okul adını, hep birlikte, büyük saygı ile analım…
(dinleyiciler, bir ağızdan “okul!… diye bağırdılar.) Okul, genç beyinlere,insanlığa saygıyı, ulus ve yurt sevgisini,bağımsızlık onurunu öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düşünce, onu kurtarmak için tutulması uygun olan en doğru yolu belletir. Yurt ve ulusu kurtarmaya çalışanların ayrıca, işlerinde birer namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları gereklidir. Bunu sağlayan okuldur. Ancak bu yolla,girişilecek her türlü işin usa uygun sonuçlara ulaştırılması gerçekleşmiş olur.

   Bayanlar, Baylar!
Yudumuz içinde uygarlıkla ilgili düşüncelerin, çağdaş ilerlemelerin,bir an bile yitirilmeden, yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun içindir ki bilimle, teknikle uğraşanların bu alanlarda çalışmayı, birer namus borcu bilmeleri gerekir.
Öğretmenlerimiz,şairlerimiz,edebiyatçılarımız,yazarlarımız,durup dinlenmeden, ulusa bu acı günleri ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazacaklar, anlatacaklar, bu kara günlerin dönmemesi için,yeryüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere, onu tanıtmak zorunda olduğumuzu hatırlatacaklardır.

  Bayanlar, Baylar! Acı da olsa söyleyelim ki, biz üç buçuk yıl öncesine değin, bir “Topluluk ” olarak yaşıyorduk.Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya, bizi, yöneticilerimize göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır,tam bir ulus olarak yaşıyoruz. Bunu elle tutulur, gözle görülür kanıtı,hükümetimizin biçimi,hükümetimizin niteliğidir ki kanun onu Büyük Millet Meclisi diye adlandırdı. Bütün dünya,bir an bile şüphe etmesin ki, Türkiye Devleti’nin biricik ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bayağı çıkarlarını ve kendi güvenliklerini sağlamak için, ulus ve yurdun bağımsızlığını düşmanların eline bırakmakta bir sakınca görmeyen, bağımsızlığımıza son veren koşullara kapsayan Sevr Antlaşması’nı onayan yöneticilerin,sultanların, padişahların öykülerini,bu zorbaların yasa dışı davranışlarını Türk ulusu, artık, ancak ve yalnız tarihte okur.

   Bayanlar, Baylar!
Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için, yalnız ortam hazırladı.Gerçek zaferi siz kazanacaksınız, yaşatacaksınız ve kesinlikle başarıya ulaşacaksınız. Ben ve sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım,sizi izleyeceğiz ve sizin karşılaşacağınız engelleri kıracağız. Son bir söz: Sizin, seçkin bir topluluk olarak Bursa’ya gelmeniz, yalnız Bursa’yı değil, bütün Anadolu’daki kardeşlerinizi sevindirdi. İstanbul’dan getirdiğiniz selamları,bütün ulusa duyuracağız. Ben de sizden rica edeceğim ki, oradaki kardeşlerimize selamlarımızı iletiniz. İstanbul’un alın yazısı,İstanbul’da yaşayan gerçek Türklerin gönüllerinde ve duygularında yaşattıkları dileğe uygun olarak çizilecektir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK
27 Ekim 1922

HADİ YÜRÜSENİZE….

Nisan 22, 2007

images2.jpg

HADİ YÜRÜSENİZE… 

 

   İki günde; Bitlis’te, Bingöl’de, Şırnak’ta yedi şehit verildi.      Şırnak’ta Jandarma Uzman Çavuş Muhterem Yağbasan, Küpeli Dağında Piyade Komando Er Şeref Bulut, köy korucusu Metin Kaya, Bitlis’te uzman Çavuş Kaşif Aslan, Tunceli’de Uzman Çavuş Bülent Yollu şehit edildi.   Asteğmen Sertaç Uzun Ankara’da, Uzman Çavuş Hakan Han Erzurum’da, savundukları vatan toprağına emanet edildiler.   Bunları başka şehitlerde takip etti. Bunların hepsi son bir hafta içinde oldu.   Bu genç çocuklar; Avrupa fonundan paralar almanın, ihaleler kapmanın, temsilcilikler alarak köşeleri dönmenin peşinde değildiler. İsim yapabilmek, Nobel ödülü alabilmek için Türkiye’ye hakaretler de etmediler. Yağcılık yaparız, yağdanlık oluruz, bürokraside siyasette köşe başlarını kaparız, köşeleri döneriz diye hiç düşünmediler.    Vatan toprağını satmak için değil, korumak için şehit oldular.    Dağlarda kurulan pusulara, yollara döşenen mayınlara, dağ başlarında sinsi çatışmalara kurban gittiler.         Suçluların, mahkumların haklarını koruyan İnsan Hakları Dernekleri, Neredesiniz ? Hadi yürüsenize, Uzman Çavuş Muhterem Yağbasan’ın haklarını arıyoruz desenize.   Lüks otel salonlarında “Barış” arayanlar, Neredesiniz ? Dağdakine “terörist değil, gerilladır” diyen anlı şanlı yazarlar, söz konusu şehitlerimiz olunca gözleriniz kör, kulaklarınız sağır mı oldu ?   Gerilla adını ağzından düşürmeyen “aydınlar”, Neredesiniz ?  Sizin aydınlığınız yalnız bölücülerin yolunu mu aydınlatıyor ?     Duruşmaları izleyen, Türkiye’ye heyetler gönderen AB Komisyonu Üyeleri, Parlamenterler, yeşiller, pembeler, maviler, Neredesiniz ? Hadi raporlar yazsanıza.   Kriterleriniz’de, Çerçeve Belgeleriniz’de vatan savunması üzerine hiç bir madde yok mu ?    Şehitlerin, vatanseverlerin insan hakları, yaşam hakları olmuyor mu ? Yaratmaya çalıştığınız uydurma azınlıkların, kanlı meyvelerini topladığınız için etekleriniz zil mi çalıyor. Yoksa, vatan savunması ve insan hakları yalnız size özgü haklar mı ?      En masum Türk milliyetçiliği karşısında “şovenist milliyetçilik yükseliyor” diye feryat edenler, ırkçı terör örgütü ve ırkçı-etnik milliyetçiliğin cinayetleri karşısında neden susuyorsunuz ?      İşinize geldiği zaman “hepiniz ermeni” olur yollara dökülürsünüz. Kameralar karşısında ahkam keser, çarşaf çarşaf yazılar yazarsınız.   Söyler misiniz, şimdi Neredesiniz ?   “Hepimiz Asteğmen SERTAÇ, Onbaşı AHMET’İZ” desenize.     “Hepimiz MEHMETCİK’İZ” diye yürüsenize.”   Aziz şehidimizin annesi, eşine şöyle söylüyor : “Sen şehit babasısın, ben şehit annesiyim. Şehidimizin yanında dimdik yürüyelim. Yapanlar utansın.”   Siz karanlıklarda gizlenin. Türk Milleti şehitlerinin yanında “dimdik” duruyor. 

 Av.A.Erdem Akyüz Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı erdemak@gmail.com