Archive for the ‘DÜNYAMIZ’ Category

DÜNYA 27 AĞUSTOSU BEKLİYOR..

Ağustos 6, 2007
Dünya 27 Agustosu bekliyor.
]
] Mars gezegeni Agustostan itibaren geceleri gökyüzünün en parlak cismi olacak.
]
] Mars ciplak gözle dolunay kadar büyük görünecek…
]
] Mars Dünyaya 34,65 milyon mil yaklastığında en büyük göründügü gün olacak.
]
] 27 Ağustos gecesi 00:30’da gökyüzünü izleyin.Dünyanın iki ayı varmış
] gibi görünecek.
]
] Mars’ın Dünyaya bu kadar yakin gececegi bir sonraki tarih 2287…
]
] Arkadaşlarınızla bunu paylasin.
]
] Çünkü; bugün hayatta olan kimse bu olayı tekrar göremeyecek.


Dr.Hasan Kuş
Atatürk Eğitim ve Arastırma Hastanesi

 
Reklamlar

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN HIZINI AZALTMAK İÇİN BEN NE YAPABİLİRİM?????

Temmuz 20, 2007

  

Günlük yaşamımızda tükettiklerinizi ve enerji ihtiyçlarımızı karşılamak için doğanın verdiği imkanları bilinçsizc ve hoyratça kullanmamız sonucunda ortaya ” SERA GAZLARI”nın (esas olarak karbondioksit  ve metan gazları) sebep olduğu iklim değişikliği ve dünyamızı geri dönülemek bir felakete doğru götürmektedir.

   Bu iklim değişikliği küresel ısınma,çevre kirliliği ve içme suyu yetersizliğinin,çok kısa bir zaman sonra bildiğimiz hayat formlarını ve insanlığı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakması kaçınılmaz olacaktır…

   Alınabilecek önlemler için hala zamanımız vardır.Ancak bu sadece kamunun,sanayi ve tarım sektörünün gayretleriyle mümkün olamaz.Her insan günlük yaşamını içinde alacağı tedbirlerle bu tehlikenin azaltılmasına destek olmak zorundadır.

   Bu tedbirlerden bazı pratik ve kolay olanlarını aşağıda veriyoruz.Hepimiz iklim değişikliği hızını azaltmak için “BEN NE YAPABİLİRİM..?    ” diye düşünmeli ve yapmalıdır.

   l – (Bulunduğunuz ortam sıcaklığını düşürün)

Fazla değil ,sadece l  C düşürün,böylece bir miktar enerji tasarrufu yapabilirsiniz.Eğer üşürseniz, ki bu ihtimal genelde yoktur,üzerinize modaya uygun bir kazak,süveter giyebilirsiniz..

   2- (Evinizin ısısını havaya atmayın)

   Evinizin çatı arasını,duvarlarını,sıcak su hatlarını ve kazanı ısı kaçaklarına karşı kontrol edin.Kapıyı,pencereyi açık veya aralık bırakmayın.Evinizi ılık tutun,sıcak değil ve böylece gezegenimizi biraz daha soğutmuş olursunuz.

   3-Elektrikli cihazların Stand by konumunda bırakmayın.

 Televizyonlarımızı standby konumunda bırakmak bir miktar enerjiyi gereksiz yere harcamamıza neden olur.Kumandayla kapatmak yerine oturduğunuz yerden kalkarak  TV’ yi üzerinden kapatabiliriz.

    4- Şarj cihazlarını prizlere takılı bırakmayın..

Kücük şarj cihazlarını kullanılmadıkları zaman bile bir miktar enerji harcarlar.Cep telefonu,Playstation..gibi cihazlarınızı şarj etmediğinizde yada pilleri dolduğunda şarj cihazlarını prizde bırakmayınız..

    5_ Daha fazlasını kaynatmayın.

Su ısıtıcıları sizin çay ya da kahve içmeniz için gereken enerjiden çok daha fazlasını harcarlar.Kaç bardak içilecekse sadece o kadar su kaynatın daha fazlasını değil..

   6_Ütü yapmayı azaltın.

Biraz kırışık-buruşuk giysi sizi daha kötü göstermez.Unutmayınız ki ütü evde en fazla enerji harcayan ev aletidir.

   7-Çok parlak ve fazla-gereksiz ışıkları söndürün.

Gerçekten onlara ihtiyacınız yoksa lütfen onları kapatın.Zira onlar çok fazla enerji tüketirler.Paranızın olması enerji israfı hakkı vermez.Eğer bir gösteri merkezinde yaşamıyor ve karanlıktan korkmuyorsanız,inanın fazla ışık gerekli değildir.

   8-Daha verimli ampul kullanın.

Düşük enerji ampulleri size gereken ışığı verdikleri gibi 3 kat daha güç harcarlar.Eğer ki bir gece kulübünde yaşamıyorsanız,tüm ampullerinizi değiştirin.

   9-Dondurucularınızı sızdırmaz hale getirin,buzdolaplarını fazla doldurmayın.

 Dondurucular çok iyi sızdırmazlık sağlandığında en yüksek verimde çalışırlar.Bu sayede havayı dondurmak için yoğun bir şekilde çalışmak zorunda kalmazlar.Fazla dolu buzdolabı gereksiz enerji harcar..

   10- Elektrikli ısıtıcı,soğutucuları,klima ve fırınları en az süreyle kullanın.

Elektrikli ısıtıcı ve soğutucular ütü gibi çok fazla elektrik kullanırlar.Üşüyorsanız kazak-çorap giymek,terliyorsanız pencere açmak daha az enerji tüketmek ve daha az para harcamak demektir.

   11-Arabanızı olabildiğince az kullanın.

Yürüyün,bisiklete binin,koşun,paten kayın,toplu taşıma araçları kullanın  yada en kötüsü otostop yapın.Her ne durumda olursa olsun,aracınızı kullanmamaya çalışın.

   12-Kendi bölgenizin yiyecek ve ürünlerini tercih edin.

Yakın çevrenizdeki yiyeceklerle beslenin, bölgenizin ürünlerini tercih edin.Dünyanın bir ucundakilerle değil.Sadece çevrenizdeki yiyecekleri yemekle ve ürünleri kullanmakla ölmezsiniz.Böylece bunlar dünyanın diğer uçlarından uçaklarla size taşınmaz.

   13-Çamaşır yıkama sıcaklığını ve süresini düşürün.

Kıyafetlerinizi 40-60 derecede yıkayacağınız yerde 30 derecede ve kısa programda yıkayın.Aynı sonucu alırsınız ama makineniz daha az enerji kullanmış olur..

   14-Çok yapraklı bitkiler-ağaçlar dikin.

Bahçenize plastik,tahta metal veya taş dekorasyon yerine fert başına 4-6 az su isteyen-ağaç ve bitki dikin.Vahşi bahçe zevkini tercih edin.Unutmayın ki yetişkin bir ağaç,iki insanın bir yıl boyunca kullanacağı oksijeni sağlar.

   15-Suyu tasarruflu ve birkaç defa kullanın.

Banyo,temizlik,bulaşık,çamaşır için suyu en tasarruflu biçimde kullanın,atık suları tuvalet gideri,bahçe sulaması  ve araba yıkamada tekrar kullanmaya çalışın.Sulamaları sabah erken veya akşam saatlerinde yapın.

    16-İçme suyunu hortumla kullanmayın.

Arabanızı,balkonu vb.kova ve sünger ile temizleyin.Hortum ile araba yıkamak,bir insanın 3-4 günlük su ihtiyacını yok etmek demektir.

   17-Banyo yerine duşu kullanın.

Duşlar,küveti doldurarak banyo yapmanız için gerekli olan suyun l/3 ünü harcarlar ve suyun ısıtılması için daha az enerji gerektirirler.

   18-Sensörlü veya zaman ayarlı musluklar kullanın,kullandırın.

Evimizde,işyerimizde,okullarda,sinema ve ticaret mekanlarında el yıkarken,diş fırçalarken suyun boşuna akmasını önlemek için,sensörlü veya zaman ayarlı musluklar kullanılmasını sağlayalım.

   19-Musluk ve rezervuar vb.sızıntıları engelleyin.

Damlayan musluklar ve sızıntı yapan tuvalet rezervuarları düşündüğünüzden çok fazla su kaybına yol açar.Saniyede l damla akan musluk yılda 3 ton eder.Paranız çok olabilir ama hepimizin ortak kaynağı olan suyu israf etmemeliyiz.!!!!!!

   20-Tuvalet rezervuarı hacmını azaltın.

Tuvaletlerdeki rezervuar hacmini ya daha küçük bir rezervuar ile değiştirerek azaltın veya mevcut rezervuarınız içine kapasitesine göre l litrelik-2,5 litrelik pet kişe koyarak hacmi düşürün,suyun daha az kullanılmasını garanti edin.Emin olun aynı temizlik düzeyini koruyacaksınız.!!!

21-Atık yağ,plastik ve lastik yakmayın.

Yok etmek veya ısınmak için yakacağınız atıkyağ,lastik veya plastik çıkartacağı gazlar nedeniyle ciddi kirlenme yaratırlar….Hakkımız Yok…!! Yakmayın, bilgilendirin,yaktırmayın.

   22- En az sentetik tarım-bitki ilacı kullanın.

 Bahçenizde,tarlanızda kullandığınız ilaçların yer altı sularını kirletme düzeyi inanılmaz..!! Olabilecek en az sentetik ilaç kullanın,tabii ilaç ve koruyucuları tercih edin.

   23-Alışverişlerinizde file veya sırt çantısı kullanın.

Ürün taşımak için eskiden olduğu gibi uzun süre dayanan fileleri-torbaları kullanın veya alaşverişe sırt çantanız ile gidin.Plastik poşet veya kesekağıdı istemeyin,Plastik ve kağıt ambalajlı ürünleri tercih etmeyin.

   24-Daha az çamaşırsuyu,daha az deterjan kullanın.

Temizlik-mikrop öldürmek için kullandığımız çamaşır suyu,temiz su için gerekli bakterileri de öldürür,deterjan atıkları ise çevreye aşırı zarar verir.Her ikisini de alıştığınızın yarısı miktarda kullanın.Daha iyisi doğal sabunları tercih edin.Çamaşırlar ve eviniz göreceksiniz yine temiz ve beyaz olacak.Tasarruf edeceğiniz para da ödülünüz olacak.

   25-Kullanılmış kızartma yağlarınızı lavaboya,toprağa dökmeyin.

Bir kilo atık yağ, l000 ton suyu kirletebilmekte.Kullanılmış yağlarınızı plastik bir şişeye koyarak,geri kazanılmasına veya en azından çöplüğe gitmesini sağlayınız.

   26-Çöplerinizi oldukları gibi atmayın..

 Çöpleri metal,kağıt,cam olarak ayırın,bunlar geri dönüştürülür ve enerji kaynak tasarrufu sağlar.Sebze-meyve-yemek artıklarınızı ise bahçenizde bir köşede toprağa gömün ve tabii gübre elde edin.Böylelikle metan gazının oluşmasını önlemiş olursunun ve bitkileriniz için bedava gübreniz olur.

DÜNYAMIZ İÇİN…

Mart 6, 2007

27189mn8lp8bj5s.gif

Küresel ısınma nedeniyle, dünya gittikçe yaşanılamaz hale geliyor. Bilimadamlarının büyük kısmı, artık geri dönüşün olmadığını iddia ediyor. Felakete “dur” diyemesek de, alacağımız basit önlemlerle geciktirmek olası.


Ortam Sıcaklığını Düşürün    
Fazla değil, sadece 1°C düşürün, böylece bir miktar enerji tasarrufu yapabilirsiniz.
CO2 sakinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda atmosfere 0,4 ton CO2   verilmesini engellemiş olacağı gibi parasını da tasarruf etmiş olurElektrikli cihazların Standa by konumunda bırakmayın
Televizyonlarımızı standby konumunda bırakmak bir miktar enerjiyi gereksiz yere harcamamıza neden olur. Kumandayla kapatmak yerine oturdugumuzyerden kalkarak TV’yi üzerinden kapatabiliriz.
CO2 sakinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 150 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Şarj cihazlarını prizlere takılı bırakmayın
Küçük sarj cihazları kullanılmadıkları zaman bile bir miktar enerji harcarlar. Cep telefonu, PlayStation … gibi cihazlarınızı sarj etmediğinizde ya da pilleri dolduğunda sarj cihazlarını prizde
bırakmayınız.
CO2 sakinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 7 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Daha fazlasını kaynatmayın
Su ısıtıcıları sizin çay ya da kahve içmeniz için gereken enerjiden çok daha fazlasını harcarlar. Eğer bir bardak içecekseniz sadece bir bardak su kaynatın daha fazlasını değil.
CO2 sakinimi açısından bize faydası:
Ortalama bir aile böylece yılda 45 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Uçağa daha az binmeye çalısın
Bu toplantıya katılmak için gerçekten uçakla mı gitmeniz gerekiyor ?
Tatilinizi gerçekten yurtdışında yapmaya mı ihtiyacınız var?
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur

Çok parlak ışıkları söndürün
Gerçekten onlara ihtiyacınız yoksa lütfen onları kapatın. Zira onlar çok fazla enerji tüketirler.
CO2 salinimi açısından bize faydası:
Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur

Duşu kullanın
Duşlar banyo yapmanız için yeterli olan suyun yarısını harcarlar ve banyo için gerekli olan suyun ısıtılmasından daha az enerji gerektirirler
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.

Daha verimli ampul kullanın
Düşük enerji ampulleri size gereken ışığı verdikleri gibi 3 kat daha az güç harcarlar.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 200 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Dondurucularinizi sızdırmaz hale getirin
Dondurucular çok iyi sızdırmazlık sağlandığında en yüksek verimde çalışırlar, bu sayede havaii dondurmak için iogun bir şekilde çalışmak zorunda kalmazlar.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece bir miktar CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Arabanızı olabildiğince az kullanın
Yürüyün, koşun, paten kayın, toplu taşıma araçları kullanın.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece fazlası ile CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Evinizin ısısını havaya atmayın
Evinizin çatı arasını, duvarlarını, sıcak su hatlarını ve kazanı ısı kaçağına karsı izole edin. Kapı pencere ve çerçevelerinizi hava kaçaklarına karsı kontrol edin. Evinizi ilik tutun, sıcak değil ve böylece gezegenimizi biraz daha soğutmuş olursunuz.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 3.8 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.

Çamaşır yıkama sıcaklığını düşürün
Kıyafetlerinizi 40-60 derecede yıkayacağınız yerde 30 derecede yıkayın. Makineniz daha az enerji kullanmış olur ve elbiseleriniz hala parlayan beyaz renklerde kalır.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 90 kg CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur.

Yiyeceklerinizi kendi bölgenizden temin edin
Yakin çevrenizdeki yiyeceklerle beslenin, dünyanın bir ucundakilerle değil, Böylece yiyecekler dünyanın diğer uçlarından uçaklarla size taşınmaz.
CO2 salinimi açısından bize faydası: Ortalama bir aile böylece yılda 4 ton CO2’in atmosfere karışmasını engellemiş olur ve iyi bir para tasarrufu yapmış olur.

BOR NEDİR ?

Mart 4, 2007

BOR NEDİR?Bor, periyodik tabloda B simgesiyle gösterilen, atom numarası 5, atom ağırlığı 10,81, yoğunluğu 2,84 gr/cm3, ergime noktası 2300 oC ve kaynama noktası 2550 oC olan, metalle ametal arası yarı iletken özelliklere sahip bir elementtir. Genellikle doğada tek başına değil, başka elementlerle bileşikler halinde bulunur. Tabiatta yaklaşık 230 çeşit bor minerali vardır. Oksijenle bağ yapmaya yatkın olması sebebiyle pek çok değişik bor-oksijen bileşimi bulunmaktadır. Bor-oksijen bileşimlerinin genel adı borattır.
-Bu yüzyılın en önemli madenleri arasında yer alan Bor rezervinin yarısından fazlası Türkiye’de bulunuyor. Bor, nükleer sanayiden uzay araçlarına, gübre sanayiinden ilaç sanayine, kimya sanayinden otomobil sanayine kadar 400’ü aşkın alanda kullanılıyor.
Dünyanın en stratejik madeni olarak kabul edilen Bor, nükleer sanayiden uzay araçlarına, gübre sanayiinden ilaç sanayine, kimya sanayinden otomobil sanayine kadar 400’ü aşkın alanda kullanılıyor.
Türkiye, dünyada bor rezervlerinin %65’ine sahip bulunurken, dünya üretiminin %32’sini gerçekleştiriyor. Türkiye dışındaki ülkelerde bor rezervlerinin ömrü son 50 yıllık iken ülkemiz tüm dünyanın 450 -500 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek bor rezervlerine sahip konumdadır.
Türkiye’de devlete ait olan Eti holding A.Ş. aracılığı ile bor madenleri, Burhaniye’den Savaştepe’ye, Susurluk’tan Dursunbey’e, Bigadiç’ten Sultançay’ına, Bursa Kestelek’ten Sındırga’ya, Kütahya Emet’den Eskişehir Kırka’ya kadar 1 milyon 700 bin hektarlık bir bor maden rezervleri alanı kamulaştırılmış durumdadır. Bu alanlardaki bor rezervleri yaklaşık 2.5 milyar tonluk kapasiteyle dünyanın en zengin ülkesi Türkiye’dir. Bu Bor’un ülkemiz için ekonomik değer olarak 1 trilyon dolardan daha fazla zenginliğe sahiptir. Türkiye bor madenlerinin ihracatının %50’sini ham madde halinde, %50’sini işlenmiş olarak satmaktadır. Şekil 1’de Türkiye’deki bor madeni rezerv bölgelerini harita olarak göstermektedir.

-Bor ürünlerine ait teknolojiler genellikle teknolojiyi üreten ülkelerce gizlenmekte, bu konudaki bilgilere kolaylıkla ulaşılamamaktadır. Bu sebeple diğer ülkelerden önemli teknoloji transferleri yapılamamıştır.
– ham madene sahip olan ülkelerden ziyade, bu madenle ilgili teknolojiye sahip olan gelişmiş ülkelerin piyasaları kontrol ettiğini göstermektedir. Türkiye de, 1978 yılında yapılan devletleştirmeden sonra bu konuda önemli yol katetmiş olsa da, kalkınmakta olan ülke statüsünün getirdiği sorunlar ve teknolojik eksiklikleri sebebiyle bor dünya piyasasında rezervleri ile orantılı bir hakimiyete sahip olamamaktadır. Gelişmiş ülkeler sanayilerinin pek çok alanında alternatifi olmayan, ikamesi zor bir hammaddede büyük oranda Türkiye’ye bağımlıyken, Türkiye bu avantajını iyi değerlendirememekte,
– Dünya piyasası yıllık 80-90 milyar dolar civarında olan bor uç ürünlerinde Türkiye’nin pazar payı %1’i bile bulamamaktadır
– Türkiye bor madenini tam rafine işlenmiş olarak değil, ham veya yarı rafine halde satmasından dolayı çok önemli döviz kazandırıcı fırsatları kaçırmaktadır. Çınkı (2001) bunun çeşitli örnekleri verilmektedir. ‘Örneğin, ortalama FOB Bandırma 200 dolar/ton dan sattığımız %42 B2O3 tenörlü kolemanit cevherini (Türkiye bu cevherde dünyanın tek üreticisi ve ihracatçısı konumundadır) alan bir ihracatçı firma söz konusu ürünü öğüttükten sonra 600-650$/ton fiyatla nihai kullanıcıya satmaktadır.
– Türkiye, dünyanın en zengin bor yataklarına sahip olduğu halde, yurt dışına ihraç ettiği tinkal ve borakstan üretilen sodyum per boratın ithalatçısı konumundadır
– Eti Holding bu pazarın parasal olarak %20-23’üne, US Borax ise %65-70’ine sahiptir. Bor gibi 21. Yüzyılın petrolü olarak adlandırılan bir madenin en büyük rezerv kaynağı olan Türkiye’nin, bor ihracatından yılda yalnızca 102 milyon dolar, bor ürünleri ihracatından ise 106 milyon dolar kazanıyor olması, önemli bir kapasitenin israf edildiğine işaret etmektedir.
– 2001 yılı Ocak ayında Türkiye’ye ani bir ziyarette bulunan ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor dünya bor piyasasına hakim olan Dodge&Cox ve Rio Tinto Holding’in eski yönetim kurulu üyesidir ve ilk ziyaretini dönemin özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanına yapmıştır. Rio Tinto’nun 1978 yılından (bor madenleri devletleştirilmeden) önce Türk Borax adlı firma aracılığıyla Türkiye’deki bor madenlerinin %80’ini işlettiği, şu anda Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı bankaların bazılarında hisselerinin bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
– bor cevherleri Avrupa ve ABD’nde işlenerek rafine ürünler çok daha pahalıya Türkiye’ye ithal edilmiştir. Eti Holding, rafine ürün üretimi çalışmalarına 1978’den
– sonra başlamış olmasına ve rakibi US Borax’ın 140 yıldan fazla bir süredir pazarda teknik üstünlüğe ve geniş dağıtım ağlarına sahip olmasına rağmen, Avrupa pazarının %51’ini, dünya pazarının %36’sını almayı başarmıştır.
– Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin Türkiye’deki bor yataklarına daha Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde başlayan ilgileri bor madenleri 1978 yılında kamulaştırıldıktan sonra da azalmadan sürmüştür
– Bor madeninin kullanım miktarındaki asıl önemli artış, bor’un yakıt taşıyıcısı olarak kullanılmasıyla sağlanabilecektir. Bir çok pil, akümülatör vs. enerji üretim aygıtında yakıt olarak kullanılan hidrojenin elde edilmesi sağlanmaktadır..
-1963 yılında bor NATO’nun stratejik maddeleri listesinden çıkarıldıysa da, ABD’nin bor alanındaki bazı stratejik çalışmaları gizlilik içinde yürüttüğü bilinmektedir. ihracı yasaklanmıştır.

· Bor madeninin önemi, ülkeleri bu konuda çıkarlarını düşünmeye ve planlı davranmaya sevk etmektedir. Bor hakkında sürdürülen araştırmaların, bor bileşiklerinin yüksek teknolojili ürünlerdeki yeni kullanım alanlarını keşfetmesi, bu madeni gelecekte, petrol gibi üzerinde uluslararası mücadelelerinin yaşandığı bir ürün konumuna getirebilecektir.
· Bor ve bor ürünlerinin dünya piyasalarındaki talebi fiyatın yanı sıra girdi olarak kullanıldığı endüstrilerdeki teknolojik gelişmelere, üretici ve kullanıcı tercihleri ile ikame imkanına bağlı olmaktadır. Özellikle fiber cam, deterjan gibi sanayilerde
· Bor ve borlu yakıtlar, 1950’li yılların başında ABD Savunma Programında geleceğin yakıtı olarak adlandırılmış ve nükleer silahlanma dışında 2. önemli stratejik malzeme olarak nitelendirilmiştir. 1958-1961 yılları arasında ABD ve NATO tarafından bor, stratejik bir maden olarak ilan edilmiş, pazarlaması kontrol altına alınmış ve COCOM olarak nitelendirilen tedbirler kapsamında Varşova Paktı ülkelerine satışı yasaklanmıştır.

– DÜNYA BOR/BOR ÜRÜNLERİ TÜKETİMİ

· Dünya bor üretim ve tüketimi 1970 yılından bu yana iki katından fazla artmıştır. 2001 yılı itibariyle bor tüketimi B2O3 bazında 1,5 milyon tondur. Batı ve Doğu Avrupa %46 toplam payları ile tüketimde ilk sırada yer almaktadır. Kuzey Amerika, Asya ve Latin Amerika onu izlemekte ve sırasıyla %25, %11 ve %10 paya sahip bulunmaktadır.
Türkiye’de ise bor tüketimi çok düşük seviyede olup, dünya tüketiminin %1-2’si civarındadır. 2000 yılı itibariyle Türkiye’de bor’un %27’si demir-çelik, %12’si cam ve cam elyafı, %38’i seramik ve firit, %12’si deterjan, %5’i kimya ve %6’sı diğer sektörlerde tüketilmiştir.

– Bor madeninin kullanıldığı sanayiler bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. Batı
Avrupa ülkeleri bor’u en çok deterjan sanayinde kullanırken ABD en çok fiber cam
üretiminde ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri cam sanayinde kullanılmaktadır.

Tablo-5: Bor Madeni Ocakları ve Yöreleri
Şehir İlçe-Yöre Maden Adı Maden Cinsi Rezervler (milyon ton) (brüt ağırlık) Rezervler (milyon ton) (B2O3 içeriği)

Susurluk Aziziye, Tulu,Salmanlı, Kolemanit 576 167
Balıkesir Bigadiç Ankara, Acep, Domuz, ve
Sındırgı Kireçlik, Kurtpınar, Uleksit 49 14
Küçükler Faraş, Günevi, Sultançayırı,
Beğendikler, Yeniköy

Kütahya Emet Hisarcık, Harmanköy, Kolemanit 835 225
Espey, Killik

Bursa Kestelek Kestelek Kolemanit 7.5 2

Eskişehir Kırka Göçenoluk, Harmankaya Tinkal 604 156

Kaynak: http://www.boraxtr.com/boraxtr/Anadosya/bormadennedir.html ve

1- Türkiye’nin bor madenlerinin rezerv ömrü 412 yıl iken, dünyanın ikinci büyük rezerv ülkesi ABD’nin bor rezervleri 76 yıllık ömre sahiptir. Dünya rezervleri ve bu rezervlerin tüketim artış hızları göz önünde bulundurulduğunda 50-80 yıl sonra ülkemiz bor yataklarının dünyadaki tek bor kaynağı olma ihtimali yüksektir.
Tablo-1: Bor Dünya Rezervi
ÜLKE GÖRÜNÜR EKONOMİK REZERV TOPLAM REZERV (GÖR.+MUH.+MÜM.) GÖRÜNÜR EKONOMİK REZERV ÖMRÜ (YIL) TOPLAM REZERV ÖMRÜ (YIL)
BİN TON B2O3
TÜRKİYE 375,000 644,000 240 412
ABD 45,000 105,000 33 76
RUSYA 28,000 140,000 16 78
ÇİN 27,000 36,000 17 23
ŞİLİ 8,000 41,000 5 26
BOLİVYA 4,000 19,000 3 12
PERU 4,000 22,000 3 14
ARJANTİN 2,000 9,000 1 6
SIRBİSTAN 3,000 3,000 2 2
TOPLAM 496,000 1,019,000 320 649
2- Türkiye bor kaynaklarında dünyada birinci durumdadır. Dünya toplam rezervinin 63%’ü Türkiye’de bulunmaktadır.
bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu sebeple ABD, kalan bor madenlerinin bir kısmını ‘stratejik rezerv’ ilan ederek çıkarılmasını durdurmuştur. Türkiye’deki bor madenlerinin kalitesi ABD’dekinden yüksektir. Dünya bor rezervlerinin kalan kısmı Rusya, Çin, Şili, Bolivya, Peru, Arjantin, Sırbistan’da bulunmaktadır.

3- Dünyada işletilen toplam 496 milyon tonluk rezervin 375 milyon tonu Türkiye’dedir
4- Piyade tüfeği, tabanca, top, tank üretiminde, zırhlı personel taşıyıcıların zırhlarını güçlendirici seramik plaklarda da bor kullanılmaktadır. Borla güçlendirilmiş cam malzemelerin iletken olmayan ve düşük dielektrik özelliği onları radara karşı görünmez kıldığı için askeri teçhizat yapımında önemlidir. ABD ordusu tarafından kullanılan gizli teknoloji ürünü Stealth Fighter (hayalet uçaklar) ve donanımlarının imalinde de bor ve rafine bor ürünlerinin kullanıldığı.
Bor karbid ve fiber camın bir bileşimi 30 kalibre kurşunu durduracak şekilde geliştirilmiş olup, AH-10 Kobra helikopterlerinin koltuklarında kullanılmaktadır.

5- ‘BNCT (Boron Neutron Capture Therapy) kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle beyin kanserinin tedavisinde hasta hücrelerin seçilerek imha edilmesine yaraması ve sağlıklı hücrelere zararının minimum düzeyde olması nedeniyle tercih sebebi olabilmektedir’.
6- Japon bilim adamlarınca, 2001 yılı Şubat ayında, magnezyum diboridin geleceğin süper iletkeni olabileceği keşfedilmiştir. Süper iletkenlik, sıcaklığın belli bir noktanın altına düşürülmesiyle (kritik sıcaklığın altına) her türlü elektriksel direncin kaybolması durumudur
7- Nükleer reaktörlerde radyoaktif malzemenin fisyonu sonucunda ısı, alfa ve beta parçacıkları, gama ışınları ve nötronlar açığa çıkar. Nötronlara kalkan olarak kullanılan en önemli malzemeler,
8- Bor bileşikleri, özellikle de boraks binlerce yıldan beri kullanılmaktadır. Babillerin bor’u kıymetli eşyaların ergitilmesinde, Mısırlıların mumyalamada, Eski Yunanlıların ve Romalıların temizlikte, Mısırlıların, Mezopotamya uygarlılarının ve Arapların bazı hastalıkların tedavisinde bor’dan yararlandığı bilinmektedir.
9- Hafifliği, gerilmeye olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı sebebiyle; plastiklerde, sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket yakıtlarında da kullanılmaktadır. Camın ısıyla genleşmesini önemli ölçüde indirgediği, camı asite ve çizilmeye karşı koruduğu, titreşim, yüksek ısı ve ısı şoklarına karşı dayanıklılığı sağladığı için ısıya dayanıklı cam gereçleri ve elektronik ve uzay araştırmalarında kullanılacak üstün nitelikli camların üretiminde de önemli yeri vardır.
-Otomobil yakıtı olarak son günlerde kullanılmaya başlanmıştır.
-(Metal Fırtına kitabı Bor üzerine yazılmış)

Melih Baki….

KÜRESEL ISINMA VE YAŞADIĞIMIZ GEZEGEN…

Mart 1, 2007
Küresel Isınma ve Yaşadığımız Gezegen…

Gün, yerkürenin kendi etrafında dönüş süresi.Ay ise,Ay’ın Yer kürenin çevresinde dolanma süresi,.Yıl da,Yer kürenin Güneş in etrafında dönüş süresi.Ama bu üç ölçü; ortak bir ölçüde buluşturulamaz.Bir aydaki gün sayısı tam değildir.; bir yıldaki ay sayısı da öyle.insanların birtakım yaklaşık hesaplarla ortak bir takvimde anlaşabilmesi için tam 4000 yıl sürdü:Ay ayı hala 30 gün etmez.Ay şubatta,temmuzda kinden daha hızlı dönmez.Yer küre Güneşin çevresinde dönerken,her 4.yılda bir,fazladan bir gün harcamaz.

Kışla yaz arasındaki sıcaklık farkını yaratan,Yer Kürenin dönüş eksenindeki eğimdir; eğim artıkça sıcaklık farkları da artar.Mevsimler arasındaki değişiklikleri belirleyen de bu eğimdir.yoksa bazılarının hala sandığı gibi güneşin uzaklığı değil.

Günümüzde gezegenler üzerinde yoğun çalışmalar ve araştırmalar yapılmaktadır.Bütün bu araştırmaların amacı yaşadığımız yerküreyi daha iyi tanımak amacını taşımaktadır.Kısa bir süre önce bir bilim dalı doğdu:Karşılaştırmalı gezegen bilim,Yerküreyi ısıtmamız,soğutmamız ya da bileşimini değiştirip incelememiz mümkün olmadığı için onu daha sıcak,daha soğuk,daha küçük ya da daha büyük gezegenlerle karşılaştırıyoruz…İklim araştırmalarından yanardağ araştırmalarına,meteorolojiye kadar uzanan çok çeşitli uygulamalar var.Yer kürede ki yaşamamızı nelerin tehdit edebileceğini görebilsek,var olmamızı sağlayan hassas dengeleri kavrayabilsek,Ozon tabakasındaki deliğin ya da sera etkisinin iyi yönde mi,yoksa kötü yönde mi gelişeceğini bilebilsek çok iyi olurdu.

Venüs gezegenin, yüzeyindeki her şey darmadağınık,.yüz atmosferlik bir basıncın etkisiyle paramparça olmuş; sıcaklık 400 derecenin üstünde…koskoca bir fırın.! Marsta ise sera etkisi durdu; en düşük sıcaklıklar,eksi 143 derecenin altında..Yer küre, bu iki gezegenin arasında yer alıyor.İki uç durumu incelemek,en önemli fiziksel parametrelerin rolünü anlamamıza çok yardımcı oluyor.Sera etkisi gereklidir; o olmazsa Yerküre buz gibi olurdu.Ama fazla güçlenirse,yaşam ortadan kalkabilir.Şuanda var olan çok ince ayarın bozulmayacağı umulmaktadır; bozulmaya yol açabilecek nedenler önemli araştırma konusudur..

Hava ısınınca su sorunu ortaya çıkar…

Bundan 15 bin yıl önce Ortadoğu da hava hayli soğuk ve bol yağmurluydu.Dağınık bir nüfusun yaşadığı bir bozkırdı burası.İklim değişti.Büyük iklim kuşaklarının hepsi kuzeye doğru yükselip yöneldiler.Bölge,sıcaklığın ve kuraklığın etkisiyle git gide çölleşti; büyük nehirlerin insanla dolan vadileri hariç; (Nil Vadisi,Ürdün Vadisi,Dicle,Fırat vadileri ve Akdeniz kıyısının bazı noktaları) .Ortadoğu,çarpıcı jeolojik manzaraların ilginç karışımıdır:Ürdün vadisi,Afrika levhasıyla Arap levhası arasındaki sınıra denk gelen büyük bir faydır; Nil, İran körfezi..üç büyük Jeofizik oluşum,iklimde bir değişiklik; işte bunlar yeni uygarlıkların doğmasına,insanlık tarihinin baştan sona sarsılmasına yetmişti..o zaman Orta doğuda bu değişimlerin yaşandığı zamanlarda sanayi ne durumdaydı.veya atmosfere deşarj edilen sera gazı oranı ne kadardı.? Bu nedenlerden dolayı, bugüne kadar bilimsel araştırmalara en büyük kaynak ayıran ABD’leri küresel ısınmayla ilgili hiçbir anlaşmayı imzalamamıştır.

Kaynak:Yerkürenin en güzel tarihi(Kitap) .çeviren saadet Özen; İş Bankası kültür yayınları.temmuz 2002

Gezegen Tarihinden;

(Örnek-1:Çıplak dağları,kupkuru platoları,çakılları ve uçsuz bucaksız kum denizleriyle Afrika’yı batıdan doğuya kadar kaplayacak acımasız bir dünya..Büyük sahra Çölü,Atlas okyanusun dan Kızıl denize kadar 6000 km. öyle bir coğrafya ki, alabildiğine güç koşullarıyla yaşamı yok ediyor..10.bin yıl önce dünyanın en verimli toprakları buradaydı..yaşam,nüfus artışları,verimli topraklarıyla, heybetli nehirleriyle,balıkçılık sektörüyle,tarımıyla,yemyeşil ovalarıyla,dünyanın bütün kuş türleriyle adeta cennet parçasıydı..çayırlarında parslar,devekuşları,ceylanlar,filler,avcılık cap canlı bir yaşam vardı..İnsanlar önce avcılık,çobanlık,sonra tarımla uğraşarak binlerce yıl yaşadılar..Yaşamlarını sayısız resimlerle,kayalara ve mağara duvarlarına çizerek bize bıraktılar…Güney Cezayir’de ki tassili yaylalarında ve hoggar Dağlarında çizilen resimler dün çizilmiş gibi sağlam ve lekesiz ulaştı günümüze.
Peki bu kadar verimli topraklara,cennet gibi ovalara,ne oldu..? İlk uygarlıkların çiçeklendiği bu uçsuz bucaksız kıta nasıl oldu da kurudu. niçin böylesine büyük felaketlerle karşı karşıya kaldı..neden bir yudum su vermez,bir damla yağmur düşmez oldu.? Bu gün çağımız insanın üzerinde bile durmadığı bu değişim öylesine hızlı oldu ki,hızlı iklim değişikliği ardında,seri halde olan depremler,yatak değiştirip kuruyan ve yön değiştiren nehirler,sürekli genişleyen kum çölleri dur durmak bilemeyen değişim..kıtasal hareketler.. Gezegen yaşıyor..yaşarken yıkıyor,kurutuyor..savuruyor..bir yeri yıkarken başka bir yerde hayatı canlandırıyor..(Kaynak:Tarih Boyunca dünyayı sarsan felaketler ktp)

Örnek-2:6.Haziran sabahı ABD’lerinin kuzeydoğusunda kar düşmeye başladı.Karın derinliği bazı yerlerde 50.cm.ye ulaştı.Beş santim büyüklüğünde kar taneleri düşmeye başladı.Kar fırtınası sürmeye başladı.öldürücü soğuk ürünleri yok etti.çiftçiler tekrar ürünlerini yeniden ektiler.Temmuz,Ağustos,ve eylülde kar hiç dinmedi. günlük tarihi tutanlar ve görgü tanıkları gelmiş geçmiş en iç karartıcı ve sıra dışı hava’ olarak yazmışlar.kırmızı,mavi,kahverengi kar taneleri düşüyor.Gökyüzü tozumsu bir pusla kaplandığı olguyu kimse anlamlandırmıyordu.kesin olan tek şey açlık ve kıtlığın hat sayfaya ulaştığı..insanlar hayatta kalmak için, yaban soğanı,fare,dışkı,kedi köpek..ceset yemeye başladı.Bu sırada Avrupa’yı da bu havalar sardı..Fransa da,İskoçya da,İngiltere de,İsviçre de,doğu angelia da..insanlar ‘ya ekmek yada ölüm diye pankartlar açıp yürümeye başladılar.aç halk her yeri basıp yağmalıyor.yakıyor..sokaklar cesetten geçilmiyor..açlıkla birlikte salgın hastalıklar,tifo salgını,insanları kasıp kavuruyordu..1817 yılına gelindiğinde insanlar telef olmuşlardı..hayatta kalanlar bu yollardan gelip beslenebilen insanlar olmuştur…Bu beklenmedik havanın,dünyanın öbür uçundaki Java’da bulunan 1815.yılında patlamış Tam bora adlı yanardağının patlaması ve stratosfere büyük miktarda toz ve gaz fışkırması..aylarca asılı kalan bu toz ve gaz bulutunun..dünyanın yüzeyine ulaşan güneş ışınlarına engel olduğunu bilim adamları sonra ortaya çıkaracaktı…Sera etkisinin tersi.Vahşi doğanın merhametine daima muhtacız..(Kaynak:Stuart Flexner,Doris Flexner..Kötümserin tarih rehberi,aykırı tarih.yay.2005)

 

DÜNYAMIZ

Şubat 23, 2007

lale3.jpg

”Kıyamet”e 5 dakika var! Bilim insanları ‘Nükleer Armageddon’u simgeleyen ‘Kıyamet Saati’ni 2 dakika ileri alarak dünyanın sonunun yaklaştığı uyarısında bulundular.

18 Ocak 2007 Perşembe

Washington ve Londra’da eşzamanlı yapılan eylemle, atom bombası geliştirilmesine katılmış bilim insanlarının 1945’te Chicago’da kurduğu Nükleer Bilim İnsanları Bülteni adlı grubun projesi olan sembolik kıyamet saati, ‘11.53’ten ‘11.55’e ilerleyerek gece yarısına yaklaşmış oldu.

ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atmasından 2 yıl sonra, 1947’de kurulup çalıştırılan ‘Kıyamet Saati’nin yeniden ayarlanması nedeniyle yapılan toplantıda konuşan bilim insanları, dünyanın ikinci bir nükleer çağın eşiğinde olduğunu belirterek, Kuzey Kore’nin son nükleer silah denemesine, İran’ın nükleer
hırslarına, ABD’de 26 bin nükleer silahın varlığını sürdürmesine ve Rusya’nın dünyayı en mahvedici teknolojinin ortaya koyduğu sorunları çözmedeki yetersizlik belirtilerine dikkati çektiler.

Yeryüzünü tehdit eden bir başka tehlikeli unsura işaret eden ünlü fizikçi Stephen Hawking de konuşmasında, ‘Eğer hükümetler ve bilim insanları, nükleer silahların ortadan kaldırılması ve küresel ısınmanın önlenmesi için şimdi çare bulamazlarsa, büyük bir tehlike olduğunu görüyoruz. Saat şimdi gece yarısına 5 var’ dedi.

Yayın kurulu ve sponsorları arasında şu anda 17 Nobel ödüllü kişi bulunan bülten tarafından bugüne dek 17 kez ileri-geri alınan saat, son olarak 2002’de ABD’nin anti-balistik füze anlaşmasından çekilmesi ve teröristlerin kitle imha silahı ele geçirmeye çalıştığı haberleri üzerine 2 dakika ileri alınmıştı.
Böylece 11.53 olan saat, Soğuk Savaş’ın bitiminden beri en tehlikeli konuma ulaşmıştı.

1998’de Hindistan ile Pakistan’ın nükleer deneme yapması üzerine saat gece yarısına 14 dakikadan 9 dakika kalaya alınmıştı.

1984’te Soğuk Savaş silahlanması doruktayken saat gece yarısına 3 dakika kalayı gösteriyordu.

1949’da eski SSCB ilk atom bombası denemesi yaptığında da gece yarısına 3 dakika kalaya ilerletilen saat, 1953’te ABD ile eski SSCB’nin hidrojen bombası denemeleri yapması üzerine 2 dakika kalaya getirilmişti.

Silahsızlanma anlaşmaları gibi gelişmeler kaydedildiğinde ise saat geri alınıyor.

alıntı.

DÜNYAMIZ..

Şubat 23, 2007

371.jpg

Küresel ısınmanın şifresi çözülüyor

Dünyanın dört bir yanından gelen 500 kadar bilim adamı, iklimin ısınması meselesini ele almak üzere pazartesi günü Paris’te bir araya geliyor.

26 Ocak 2007 Cuma

BM’nin finanse ettiği ‘Hükümetler arası İklim Değişimi Uzmanlar Grubu’ (HİDUG) toplantısı 4 gün sürecek. Uzmanların 2 şubatta yayınlayacağı rapor, 5 yıl boyunca iklim konusunda referans kaynağı olacak.

Zaten iki yıldır hazırlanmakta olan raporda, ‘iyi haber’ bulunmayacak.Fransız iklim bilimcisi Herve Le Treut’ye göre, rapor uzun zamandır söylenegelenlerin teyidinden başka bir şey olmayacak.Uzmanlara göre, denizlerdeki buzullar ve donmuş kara parçalarının erimesi, karla kaplı alanların ve buzulların azalması, ısınan okyanusların genişlemesi iklimin ısınmasının sonuçları olduğu kadar bu sürecin hızlandırıcısı da…
İlim bilimcileri, bu olayların ısınmanın boyutlarını genişleteceğini düşünüyor. Ancak bu genişlemenin nereye kadar tahammül edilebilir olduğu pek bilinmiyor.

HİDUG’un 2001 toplantısının sonunda yayınlanan raporda, ortalama sıcaklığın, yüzyılın sonunda 1990 raporuna göre 1,4 ila 5,8 santigrat derece artabileceği uyarısında bulunuluyordu.
Fransız uzman Jean Jouzel’e göre, yeryüzü sıcaklığı bir asır içinde 0,8 derece arttı. Bu artışın yarısı da son 30 yılda meydana geldi. 1996 yılı hariç, 1995’ten bu yana geçen her yıl, son 140 yıllık dönemin en sıcak yılları oldu…

Bilim dünyasına göre, ısınmada son onyıllarda gözlemlenen artış, sadece doğal değişikliklerden kaynaklanmıyor. Atmosfere yayılarak sera etkisine neden olan karbon gazlarının önemli kısmına insanlar yol açıyor. Bu da, gözlerin karar mercilerine ve yöneticilere çevrilmesine neden oluyor.
İklim uzmanı Edouard Bard’a göre, bilgisayar simülasyonları 2100 yılında ortalama sıcaklık artışının 3 derece olacağını gösteriyor. Ama her şey, gaz emisyonunun azaltılmasına ilişkin senaryolara bağlı. Bu senaryolar da, ekonomik tercihlere, nüfusa ve hatta diplomasiye göre şekillenecek.

AB’nin önceki yıl organize ettiği uzmanlar toplantısında şu sonuç çıkmıştı:Sıcaklık artışı 2 dereceyi geçerse, gezegenimiz buna ayak uydurmakta çok zorlanacak.

 

alıntı.

Son 400 yılın en yüksek sıcakları

Ocak 7, 2007
Bilimadamlarının raporuna göre, önlem alınmazsa dünya büyük bir felakete doğru gidiyor. En büyük suçlu insanoğlu.
Sıcaktan bunaldığımız şu günlerde, bilim adamları doğal felaketlerin en büyüğü küresel ısınmaya karşı hergün uyarılar yağdırıyor. ABD’nin Kongresi’nin talebiyle Ulusal Bilim Akademisi’nin hazırladığı raporda, dünyanın son 400 yüzyılın en sıcak dönemini yaşadığı belirtiliyor. 155 sayfalık raporda, küresel ısınma ile ilgili çizilen felaket senaryolarına temel oluşturacak bu verilerin büyük sorumlusu insanoğlu.FELAKETiN EŞİĞİ
Motorlu araçlar, savaşlar, deodorant gibi ürünlerin yaydığı gazlar, önlem alınmazsa büyük bir felaketin eşiğine götürecek nedenler. Raporda Kuzey Yarımküre’deki sıcaklığın 20. yüzyıl boyunca ortalama 1 derece artması ise son 2000 yılın en büyüğü olarak gösteriliyor. Raporda 19’uncu yüzyıldan önce ise volkan patlamaları küresel ısınmaya en büyük nedendi. ‘Ancak yerini insanlar aldı’ deniliyor.
SABAH -23 HAZİRAN 2006 CUMA

OZON TABAKASI DELİĞİ BÜYÜYOR…

Ocak 7, 2007

A kıtası üzerindeki delik, geçen yıla kıyasla genişleyerek 2000 yılındaki rekor düzeye yaklaştı.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA uzmanları, deliğin ancak 2070 yılında kapanacağını bildiriyor. Atmosferde tehlikeli ultraviyole ışınlarına karşı kalkan görevi gören ozon tabakasındaki delik yerküre için ciddi bir tehdit.

Uzmanlar, Antartika üzerindeki deliğin geçen yıla kıyasla büyüdüğünü belirledi. Dünya Meteoroloji Örgütü, deliğin 2000 yılındaki 29 milyon kilometre karelik rekor düzeye yaklaştığını bildirdi. 1987’deki Montreal anlaşmasıyla, ozon tabakasının delinmesinde etkili olan bazı kimyasal maddelerin kullanımı çoğu ülkede yasaklanmış durumda…

Uzmanlar Avrupa’nın büyük bölümü, Amerika, Asya ve Afrika üzerindeki ozon tabakasının 1980 yılı öncesindeki durumuna dönmesinin 40 yıldan uzun sürebileceğini bildiriyor.  Nasa uzmanları da, Antartika kıtası üzerindeki deliğin 2018 yılına kadar aynı kalacağını, 2020 civarında düzelmenin başlamasıyla deliğin ancak 2070 yılında kapanabileceğini tahmin ediyor.

TRT – 1 EKİM 2006 PAZAR

Küresel ısınma ve su kaynakları,ve tarım üzerindeki etkileri.

Ocak 7, 2007

Suyun Tarımdaki Önemi

 

Kıtlık ve açlığın dünyayı ciddi olarak tehdit etti ğ i 21nci yüzyılda toprak ve su en önemli stratejik maddeler olarak kabul edilmektedir.

 

Günümüzden 6.000 yıl önce Mezopotamya bölgesinde Sümerler, hendekler kazarak Fırat ve

Dicle’nin sularını tarlalarına akıtmakla insanoğlunun ilk sulu tarıma geçmesini sağladılar ve uygarlığı başlattılar. Kentler kuruldu, nüfus arttı, ortaya yönetici sınıflar çıktı. Benzer geliş meler Mısır’ın Nil, Hindistan’ın İndus vadileriyle Çin’de Sarı Nehir civarında yaş andı.

 

Suyun en verimli şekilde değerlendirilmesi 2nci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır.

Sava ş tan sonra insanların beslenme ve giyinme gibi gereksinimlerinin artı ş ı topraktan daha

fazla yararlanmayı zorunlu hale getirmiş ve bunun da etkin sulama ile sağlanabileceği sulama yatırımlarına öncelik verilmiştir. Türkiye’de de modern anlamda sulama projelerinin

geliştirilmesi, 1950’li yılların başında DS İ ve TOPRAKSU gibi kamu kurumlarının kurulması ile büyük bir hız kazanmıştır. Ülkemizde ekilebilir araziler limitine 1970’li yıllarda ulaşılmış , bu tarihten itibaren ise tarımsal üretimin arttırılması ancak ülke genelinde geliştirilen modern sulama projeleri ile mümkün olabilmiştir.

 

Ülkemiz topraklarının 25,8 milyon hektarlık kısmı sulanabilir arazilerden oluşmaktadır. Ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı ise 8,5 milyon hektardır. DSİ , Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve halk sulamalarıyla bu alanın ancak 4,9 milyon hektarlık

kısmı sulamaya açılabilmiştir.

 

Sektörel bazda yapılan su tüketim tahminlerinde, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar arazisinin, bu i ş için ayrılan ödenekler dikkate alındığında, tamamının sulamaya açılabilmesi için yaklaşık 100 yıl daha gerekmektedir.

 

Dünyadaki sulanan alanlar ekili alanların sadece %17’lik kısmını oluşturmalarına karşın, toplam bitkisel üretimin %40’ı bu alanlardan elde edilmektedir.

 

Suyun Yanlış Kullanımının Sonucu: Çölleşme!

 

Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde kuraklık ve çölleşme sorunlarının küresel ısınma ile daha da artacağı dikkate alındığında sulama, aynı zamanda önemli bir sorunu da beraberinde getirmektedir; toprakların tuzlanması, yani arazi kalitesinin bozulması, çölleşme!

 

Yağışlı bölgelerde, toprak içerisinde doğal olarak bulunan tuzlar yağmur sularıyla akarsulara

ve yer altı sularına taşınır, bunlar aracılığıyla da deniz ya da göllere kadar ulaşır. Bu nedenle yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi olmaz.

 

İklimi sıcak, yağış ı az bölgelerde tarımsal üretim ve verimi arttırmak amacıyla toprağa kontrolsüz-gelişigüzel verilen sular, içlerinde doğal olarak bulunan tuzu toprağın içine dahil ederler. Fazla verilen bu su, aynı zamanda taban suyunu yükseltmek suretiyle toprak ve taban suyu içinde bulunan tuzları da yukarı doğru harekete geçirir. Sıcağın etkisiyle beraberinde toprak yüzeyine kadar taşıdığı tuzları burada bırakarak, hızla buharlaşmak suretiyle, toprak yüzeyinde buzlanma yaratır, tarımsal üretimi sınırlar ve verimi düşürür. Fırat Nehri’nin iyi kalitedeki suyu bile her yıl 10 dekar toprağa 1,1 ton civarında eriyebilir tuzlarını dahil etmektedir.

 

1940 yıllarında dizel motopompların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte sulama masraflarının düştüğü Suriye’nin Fırat Nehri havzasında yeni alanlar tarıma kazandırılmıştır. 1980 yılına kadar geçen süreçte, bu arazilerin yarısına yakın kısmında son derece yüksek tuz konsantrasyonları meydana gelmiş ve bu alanların büyük bir kısmı terk edilmiştir. Aynı durum şu anda GAP Bölgemizde de görülmektedir. Harran Ovası’nın topraklarında belirgin bir tuzlanma başlamıştır. GAP Bölgesinin kalan toprakları da sulamaya açıldıkça, bu problem o kısımlarda da görülecektir. Sadece Harran Ovası de ğ il, tüm GAP topraklarının ilerideki en önemli sorunu tuzluluk olacaktır. Bugün, bir zamanlar “verimli ay” olarak tanımlanan

Mezopotamya bölgesindeki toprakların %80’i tuzlanarak elden çıkmıştır.

 

Dünya tarihinde su kaynakları yönetimi uygarlıkların gelişmesinde ve hatta çöküşlerinde her zaman önemli roller oynamıştır. Mısır, Çin, Hindistan, Mezopotamya uygarlıklarında, hanedanlıkların yıkılması ile su kaynakları yönetimi arasında yakın ili ş kiler bulunmaktadır. Mezopotamya’da drenajın olmayı ş ı ya da yetersizliği, sulama suyunun alt katmanlardaki tuzu bitki kök derinli ğ ine çıkartması ve sulama suyundaki tuzun bitki kök bölgesinde birikmesi sonucunda tarım alanlarında tuzlanmaya neden olmuştur.

 

Ülkemizde tuzlu, sodyumlu ve borlu topraklar İ ç Anadolu başta olmak üzere 1,6 milyon hektar alan kaplarlar. Özellikle batı ve güney bölgelerimizde aşırı sulamalar sonucu toprak kalitesi bozulmuş , tuzlanma, zararlı ve hastalık oranları artmış ve verim düşmeye başlamış tır.Çukurova, Gediz, Söke ve Amik Ovaları tipik örneklerdir.

 

Dünyada hâlâ pek çok sulama projesi, kısa vadeli ve akılcı olmayan planlamalar yüzünden tarım topraklarında tuzlanmaya neden olmaktadır. Bugün dünyada tuzlanmanın yılda 2 milyon hektar gibi bir miktarla yayıldığı ve bu nedenle sulama sayesinde elde edilen üretim artışının sağladığı gelirlerin büyük oranlarda azalmasına neden olduğu görülmektedir.

 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdeki su tüketiminin %73’ü tarım sektöründe gerçekleşmektedir.

 

Erozyonun Barajlarımız ve Sularımız Açısından Önemi

 

Büyük yatırımlar yapılarak çeşitli amaçlar için tesis edilen, bir amacı da sulama olan barajlarımız, akarsu ve yüzey akışların taşıdığı toprak materyali ile planlanan ekonomik ömürlerinden daha kısa sürede dolmakta ve işlevlerini yitirmektedir. Genelde ekonomik ömürleri 50 yıl olarak belirlenen bazı barajların aşırı erozyon etkisi ile 15-20 yılda doldukları görülmüştür (Karamanlı 13 yıl, Altınapa 10 yıl, Kartalkaya 19 yıl, Kemer 22 yıl).

 

Yapılan ölçümlere göre;

 

– Dicle Nehri’nin 26,7 milyon ton/yıl

– Fırat Nehri’nin 16,8 milyon ton/yıl

– Kızılırmak Nehri’nin 15,7 milyon ton/yıl

– Çoruh Nehri’nin 7,8 milyon ton/yıl

sediment taşıdığı tespit edilmiştir.

 

Fırat üzerinde tesis edilmiş olan Keban Barajı’na her yıl en az 32 milyon ton toprak taşınmış ve tesis tarihi olan 1974 yılından 2001 yılına dek yaklaşık olarak 850 milyon ton toprak baraj tabanına yığılmıştır.

 

Dünya genelinde erozyonla kaybedilen toprak miktarı 24 milyar tondur. Ülkemizde her yıl kaybolan 500 milyon tona yakın verimli topraklarla birlikte 9 milyon ton bitki besin maddesi de yitirilmektedir. Bu özelli ğ i ile de erozyon, ekosistemin ve suların kirletilmesinde en büyük etken olmaktadır. Çünkü yüzey akışları ile taşınan bitki besin maddeleri (gübre dahil) ve tarım ilaçları su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki ortalama yıllık toprak kaybı Avrupa’da olu ş an kaybın 9,5 katı, Avustralya’da olu ş an kaybın 2,9 katı, Amerika’da oluşanın 1,6 katıdır.

 

 

Barajlar, akarsuların taşıdıkları toprak materyalini tutmak suretiyle denize kavuştukları yerlerde oluşturdukları deltaların beslenmesini engellemekte, denizlerin deltaları aşındırmasına-kıyı erozyonuna neden olmakta, denizlerin karalar üzerinde ilerlemeleri sorununu da yaratmaktadır.

 

Sonuç Olarak

 

Hem ekolojik dengenin korunması, hem de insan topluluklarının sürdürülebilir gelişiminin sağlanması için, su ve toprak kaynaklarının bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçları karşılayabilecek en akılcı bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

 

Bugün yeryüzünde en çok yararlanılan yenilenebilir su kaynağı akarsulardır (dünyada yenilenebilir su rezervi yılda yaklaşık 42.750 km 3 olarak tahmin edilmektedir). Özellikle dünya nüfusunun ve buna bağlı olarak ta gıda ihtiyacının hızlı bir şekilde artış göstermesi insanoğlunun akarsuları, en fazla su tüketen sektör olan tarımda hemen hemen son damlasına

kadar kullanmasına yol açmıştır. Akarsuların aşırı ve plansız kullanımlarının olumsuzluklarına örnek vermek gerekirse, Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya nehirlerinin aşırı ve plansız kullanımları, bu gölün oldukça küçülmesine yol açmış , bundan dolayı da 20 balık türü ortadan kalkmış ve balıkçılığın bitmesine neden olmuştur. Bir başka örnek ise, Ganj Nehri gibi dünyamızdaki birçok büyük akarsu günümüzde deltasına kadar ulaşamamaktadır. Önümüzdeki süreçte denizlerin yükselmesiyle bu gibi akarsu yatakları vasıtasıyla tuzlu sular karaların içlerine ilerleyecekler, toprak ve su kaynaklarında tuzlanmaya neden olacaklardır.

 

 

Kurak mevsimler boyunca yararlanabilmek ve küresel ısınmanın ülkemiz üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla, elbette akarsularımız üzerindeki baraj ve özellikle de gölet sayımızı arttırmamız gerekmektedir. Ancak bu yapılaşma asla akarsularımızın do ğ al akışını ve doğanın dengesini büyük ölçüde etkileyecek yapılaşmalar olmamalıdır. Küçük birikimler

sağlayacak göletlerin yapımına ağırlık verilmelidir. Su kaynaklarımızı arttırmaktan daha önemlisi, bu kaynakların insanlarımız tarafından en verimli şekilde kullanılması bilincinin oluşturulmasıdır. Nüfusu hızla artan İstanbul’da önemli su rezervuarları olan Elmalı Barajı ile Küçükçekmece gölü çevrelerinin yo ğ un yerle ş im ve sanayi alanına dönüşmesi sonucu bu kaynaklar kullanma suyu olarak dahi şehre verilememektedir. Yerleşim ve sanayi alanları Büyükçekmece gölü koruma kuş aklarına kadar dayanmış durumdadır. Bu kaynakların ve bunları besleyen akarsuların çevresinde gelişigüzel kimyasal gübre ve zirai mücadele ilacı kullanmakta kirlili ğ e ve su kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır. Özellikle azotlu gübre

kullanımındaki hatalar N2O emisyonunu da artırmaktadır. Trakya’yı boydan boya geçen ve Meriç Nehri’ne birle ş en Ergene Nehri kirlilikten dolayı tarımsal sulamada dahi kullanılamamaktadır. Oysa birçok gelişmiş ülkede büyük kentlerdeki su kaynakları ve havzaları ormanlarla çevrilmiş tir ve kirlenmediğinden dolayı da arıtılmaksızın kullanıma

sunulabilmektedir.

 

Toprakların üretkenlik kapasitesinin düşmesi ya da yok olması çölleşme olarak tanımlanabileceğinden tarım toprakları üzerinde hızlı kentleşme ve sanayileşme yaşanan Bursa, Sakarya ovaları, Çukurova, İzmir, Manisa, Kocaeli ve İstanbul Türkiye’nin en hızlı çölleşen yöreleridir. Oysa gelecekte küresel ısınmanın etkisiyle tarımında önemli verim kaybı yaşayacak Türkiye’nin tarım topraklarını kaybetmemesi, su kaynaklarını cömertçe kirletmemesi gerekmektedir.

 

Günümüzde tarımsal üretim miktar ve verimini, kaliteli tohumlar kullansak dahi ancak sulamayla arttırmamız mümkün oldu ğ undan gerek yeraltı gerekse yer üstü su kaynaklarımızı temiz ve planlı kullanmalıyız. Yıllık çekilebilir yeraltı suyu rezervi 12,3 km 3 olan ülkemizde, tarım alanlarının sulanmasında özellikle bu su kaynaklarımızı da devreye sokmamız gerekir.

Ancak, kuraklığın şiddetli görüldü ğ ü devrelerde yeraltı sularına fazla yüklenmemek, yerüstü su kaynaklarını bu dönemlerde devreye sokmak yararlı olacaktır. Özellikle denizlere yakın bölgelerde yeraltı sularında aşırı kullanım, deniz sularının bu alanlara ilerlemesine neden olmakta ve tuzlanan bu kaynakları tekrar geri kazanmak mümkün olmamaktadır.

 

Türkiye, küresel ısınmanın özellikle yağışın azalması, sıcaklığın ve dolayısıyla kuraklığın artmasına bağlı olarak arazi kullanım şekli ve tarım metotları ile su kaynaklarının kullanımı ve su kalitesi konusunda özen göstermelidir. Ülkemizde adeta bir gelenek haline gelen ormanların ve meraların tahrip edilmesinin önüne geçilmelidir. Önemli karbon yutak alanı olan bu alanların amacı dışında kullanılmaları hem verimli yüzey toprağının yok olmasına, hem de yaratılan erozyonla su kaynaklarının siltasyonla kalitelerinin bozulmasına ve baraj göllerinin hızlı dolmasına yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı yağışla gelen suyun toprağa sızmasını da önlemekte yüzey akışa geçerek sele ve yeraltı su kaynaklarının beslenememesine yol açmaktadır.

 

Gelecekte daha kurak bir periyoda girecek Türkiye’de erozyon kontrolü ve suyun toprakta muhafaza edilmesi önem kazanmaktadır. Suyun toprakta muhafazasını sağlayan anızın tahrip edilmesinin önüne geçilmelidir. Toprak yüzeyi anızsız nadasa bırakılmamalıdır. Suyun muhafazası açısından topraklar yüzlek sürülerek hafifçe kabartılmalıdır. Yüksek verimli

kurağa dayanıklı tohumlar geliştirilmelidir.

 

 

Baraj gölleri altında verimli tarım topraklarının kalmamasına özen gösterilmelidir. Sulama amaçlı inşa edilerek tarımsal üretimi ve verimliliği arttırmayı amaçlayan bir baraj, aynı zamanda tarımsal üretimin gerçekleşme alanı olan verimli alüviyal toprakları suları altında bırakarak yok etmemelidir.

 

Sulamaya açılan bölgelerde, topraklarda tuzlanmanın önlenmesi açısından mutlaka drenaj sistemleri kurulmalıdır.

 

Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılmadığından, sulamaya açılan bölgelerde ekilecek bitki deseni köylünün insiyatifine bırakılmakta, buna sulama konusundaki bilgisizlikte eklenince sulamadan yeterli randıman alınamadı ğ ı gibi topraklarımızın üretkenlik kapasitesi de düşmektedir. Sürekli baraj ve gölet in ş a etmenin yanında çiftçi, sulu tarım konusunda

eğitilmeli ve denetim altında tutulmalıdır. Eskiden in ş a edilmiş olup, bugün bakımsızlıktan dolayı işlevini kaybetmiş oldukça fazla sulama tesisi bulunmaktadır.

 

İklime dayalı olumsuzluklardan ülke tarımımızın en az düzeyde etkilenmesi için ülkemizin tarım kesimi ve bu kesimle muhatap olan tarım kurumları devlet tarafından daha fazla desteklenmeli, Tarım Bakanlığı’nın 1984 tarihli reorganizasyonu ile kapatılan TOPRAKSU Genel Müdürlüğü zaman kaybedilmeden kurularak toprak ve su kaynaklarının yönetimi tek elde toplanmak suretiyle mücadeleye derhal başlanmalıdır.

 

Kaynakça 

Apaydın, Ahmet, Mavi Gezegen Dergisi, Sayı: 3, Ankara, 2000

 

“Climate Change 2001: The Scientific Basis”, The Intergovernmental Panel on Climate

Change (IPCC) Report

 

“Climate Change 2001: Synthesis Report”, IPCC

 

“Climate Change and Biodiversity”, IPCC Technical Paper V, April 2002

 

“Running Pure: The Importance of Forest Protected Areas to Drinking Water”, a research

report for the World Bank/WWF, August 2003

 

“Global Warming”, Encarta web sayfası

 

“Desertification”, Encarta web sayfası

 

“Dünya İklimine Sibirya Alarmı”, BBC Turkish web sayfası

İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayın No: 2532, Ö İ K: 548, Ankara, 2000

 

Su Havzaları, Kullanımı ve Yönetimi Ö İ K Raporu, DPT Yayın No: 2555, Ö İ K: 571, Ankara, 2001

 

Ahmet ATALIK

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı