Archive for Kasım 2008

TÜRK OLMAK…

Kasım 28, 2008

Amerika’dan bir vatandaşımızın (Turkiye’nin abd seattle Fahri Konsolosu olan Sn. J.Ufuk Gokcen) ‘Türk olmak nasıl bir duygudur?’ konulu yazısı.

Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde…
Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp;
Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk
olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.
Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara
bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından ‘Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim.’ demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken ‘Vatan sağ olsun!’ demesidir.
Türk olmak ‘Türk çayında radyasyon olmaz!’ yalanları ile, ‘Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!’ dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde…
Hayatın sana verdiklerine ‘Nasip’, vermediklerine ‘Kısmet’ demektir.
Her işin ‘Hayırlısına’ inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

ULUDAĞ MİLLİ PARK OLARAK KALMALIDIR…

Kasım 12, 2008
Uludağ Milli Park Olarak Kalmalıdır Yazdır E-posta

Kent Konseyleri, kentleri 21. yüzyıla taşıyacak başta çevre olmak üzere yeni vizyon oluşturulması, önemli stratejik kararların alınması ve sorunların çözümü için kentte örgütlü kurumların görüşlerinin dile getirildiği yerlerdir.

51.Bursa Kent Konseyi’nin “Tarihi ve Dogal Degerleri ile Uludag’in Gelecegi ve Gelisimi” toplantısı, 7 Kasım Cuma günü Tayyare Kültür Merkezinde yapıldı. Uludağ’ın bir Milli Park değil de rant aracı olarak görüldüğünün açık şekilde ortaya çıktığı duruma DOĞADER üyeleri itiraz etti.

DOĞADER, Uludağ Milli Parkı’nda, milli park karvramına aykırı her uygulamaya karşı giriştiği mücadeleyi, elde edilen kzanımları kendine rehber edinerek bundan sonra da kararlılıkla sürdürecektir. 

Altta DOĞADER’in hazırladığı vekonsey toplantısında herkese dağıtışlan Uludağ’ın sorunların yer aldığı bildiri yer almaktadır.

DOĞADER

UMP – Uludağ Milli Parkı
Uludağ’dan söz ederken, bunun üzerine plan ve proje yaparken, Uludağ’ın bir Milli Park olduğu her zaman akılda tutulması gereken bir konudur.

Türkiye’de %1
Koruma altında alınmış doğal alanların oranı dünyada %6, Avrupa Birliği’nde %11, İngiltere’de %21, Almanya’da %25, Danimarka’da %35 düzeyindeyken Türkiye’de %1 (yüzde bir) gibi yok denecek kadar az bir orandadır. Buna karşın ülkemizdeki Milli Parklar, gerektiği gibi korunmamaktadır.

Milli Parklar Yasası, İnsan Etkinlikleri Engeller
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Milli Parkları diğer doğal alanlardan ayıran belirli özellikler vardır. Milli Parklar, barındırdığı doğal güzelliklerin ve yaban yaşamının korunması için yasalar yoluyla insan etkinliklerini engellendiği ve kendi doğallığına bırakıldığı alanlardır. Gelişmemiş yoksul ülkeler bile Milli Parklarını korunması için büyük çaba harcayarak onlarca korucu kadroları oluştururken,  Uludağ Milli Parkı (UMP) özelinde sayısı 1 ile sınırlı korucu kadrosu ile aslında korunmak istenmediği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Geçmişte UMP’nda başlayan çıkar ve rant girişimleri, günümüzde yayılarak ülkemizdeki diğer Milli Parkların da kanayan yarası haline gelmiştir.

UMP’nın Tarihçesi
Milli Park ilan edildiği 1961 yılından bu yana Uludağ’da, Milli Park özelliği göz ardı edilmiştir.

Bazı çıkar gruplarının baskısı ve bu yönde siyasi kurumları harekete geçirmesiyle önce 8.6.1983 tarihinde 1/25.000’lik Bursa Uludağ Çevre Düzeni Planı, 21.10.1985 tarihinde ise 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planları ile 1. Gelişme Bölgesinin temelleri atılmıştır. Kamuoyundan gelen yoğun eleştiri ve gösterilere rağmen 5.8.1986 tarihinde 2. Gelişme Bölgesi ilan edilmiştir.

Yörede zaman içerisinde oteller kurulmuş ve yöre özgünlüğünü, doğal yapısını yitirmiştir. Artık, Gelişim Bölgesi ilan edilen yerlerde ciddi bir yapılaşma vardır. Durum, geri dönülemez bir hale getirilmiştir. 

Kılıfına uydurma çabaları
UMP’nı yıkıma uğratan bu çıkar hesaplarının olumsuz gelişimi, dönem hükümetlerinin önünde kurtarma yönünde çözüm için sıra beklerken, Turizm Bölgesi ilan ederek bu işten kökten kurtulma daha genel bir deyimle “kılıfına uydurma” çabası içine girilmiştir.

6.1.1998 ve 20.1.2000 tarihinde olmak üzere iki kez Milli Park sınırlarını yarısından fazlasını Turizm Bölgesi’ne devreden Bakanlar Kurulu kararları,  Bursa’da bir grup duyarlı vatandaş, bazı TMMOB bileşenleri ve Bursa Barosu Çevre Komisyonu katkısıyla Danıştay’a yapılan itiraz sonucu yürütmesi durdurulmuş ve iptal edilmiştir.

Bu gelişmeler bilindiği halde AKP Bakanlar Kurulu, 13 Şubat 2006 tarihili kararı ile içinde 1. ve 2. Gelişim Bölgeleri ile Sarıalan’ın da yer aldığı 1600 hektarlık alanı, Milli Park sınırlarından çıkararak Turizm Bölgesi ilan etmiştir. Gösterilen tepki üzerine 300 hektara düşürülen bu karara, aynı duyarlı kişi ve kurumlarla birlikte DOĞADER’in müdahil olarak Danıştay’a itirazı üzerine yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir.

Oteller ve Kamu Dinlenme Tesisleri Kaçak

Üzerinde bir dizi otel, kamu dinlenme tesisleri ve telesiyejler kurulup işletilmesine göz yumulan UMP’nda bu otel ve tesisler kaçak yapılardır. Her biri devasa tesisler olan bu yapıların ruhsatlarında nitelikleri kayak odası, odun deposu gibi olarak gözükmektedir.

Ulaşım
Dağ ulaşımı için teleferik kuşkusuz en uygun ve çevreye en az zarar veren ulaşım aracıdır.  Ancak Bursa Büyükşehir Belediyesi, 2007 yılında yaptığı ilk projede istasyon binaları “Özel Proje Alanı” olarak nitelendirilmiş geniş donatı alanları oluşturmuştur. DOĞADER projenin bu haline itiraz dilekçesini belediyeye ulaştırmış ardından Çevre ve Orman Bakanlığı da aynı gerekçeyle projeyi red etmiştir. Yapılan yeni proje DOĞADER tarafından incelenmektedir. Gerekli görülmesi durumunda itiraz ve diğer yasal işlemlere başvurulacaktır.

Uludağ’a bir yandan teleferik projeleri yapılırken diğer yandan bu projeye ters bir kavram olarak Oteller Bölgesi olarak anılan 1. Gelişim Bölgesi’nde çok katlı otopark yapma planları gündeme gelmektedir. Otellerde konaklayanların özel araçları Uludağ için bir sorun olduğu kuşkusuz bir gerçektir. Ancak bu sorunun çözümü yanlışı başka yanlışlar yaparak sürdürmek değil, temel sorun olan otel ve kamu tesislerini oradan kaldırmaktır.

3. Bölgeye Hayır
AKP Hükümeti’nin Uludağ’ı bir Milli Park olduğunu kavramamış olması yeni gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Milli Park sınırları içindeki Alaçam yöresinin 3. Gelişim Bölgesi olarak turizme ve yapılaşmaya açma planı için bir plan kamuoyuna açıklanmıştır. Gerekli yasal işlemler tamamlanmadan, Çevre ve Orman Bakanlığı, 2008 yaz mevsimi boyunca yörede yol açma çalışması yapmıştır. 2007 yılında DOĞADER’le birlikte Bursa’daki bazı dağcılık derneklerinin girişimleri sonucu kapattırılan bu yol, Alaçam bölgesindeki ormanlık alan içinden çift şeritli olacak genişliğe çıkartılmıştır. Yeni ortaya çıkan bu uygulamaya DOĞADER tarafından inceleme başlatılmıştır. Gerekli görülmesi durumunda sorumlular hakkında yasal işlem başlatılacaktır. 3. Bölge kurulmasına yönelik projenin onaylanması durumunda dava süreci başlatılacaktır.

Uludağ’ın Suları Nereye Akar?
UMP’nın içinde bulunduğu en büyük sorun, sularının ticari amaçla gasp edilmesidir. Milli Park kavramına ve yasaya aykırı biçimde günümüzde Uludağ gerçek anlamda hortumlanmaktadır.
 UMP’ndaki su kaynakları, Çayırlıdere Yaylası, Koğukdere Yaylası, buzul göllerinin içinde bulunduğu Karagöl ve Büyük Dere’nin (Koca Dere) kaynakları su firmalarına tahsis edilmiştir. Resmi rakamlara göre 3 firmaya 15,9 lt/sn su verilmektedir. Gerçekte ise bu firmaların ne kadar su aldıkları bilinmemektedir. Uludağ’ın su kaynaklarına yakın bölgeleri hortumlarla kuşatılmış durumdadır. Milli Parklar yasa ve yönetmeliğine aykırı olarak yapılan bu uygulama, Uludağ’daki yaban yaşamını derinden etkilemektedir. Denetimden yoksun olarak hortumlanan ve yağmalanan Uludağ Milli Parkı’nda yaşam alanları yok oluşun eşiğine getirilmiştir.

Dereler zirvede kirletiliyor
Uludağ 2. Gelişim Bölgesi, Kırkpınar su havzası üzerinde yükselmektedir. Tüm dünyada titizlikle korunan, üzerinde hiçbir yapılaşmaya izin verilmeyen su havzaları ülkemizde bilinçsizce yok edilmekte ve kirletilmektedir. Bugün kış aylarında bile 2. Gelişim Bölgesi’ndeki Balıklı Deresinin yakınlarından geçildiğinde derin bir pis koku duyulur. Balıklı Deresine boşalan kanalizasyon, 1. Gelişim Bölgesi’nin kanalizasyonunu taşıyan Kaplıkaya deresiyle birlikte Bursa Ovasına akmaktadır. Bursa Ovasındaki birçok tarım alanı, bu derelerin sularıyla sulanmakta, kirlilik besinlerle birlikte soframıza kadar ulaşmaktadır.

Uludağ Milli Park olarak kalmalıdır.
Uludağ için bir çözüme ulaşılmak isteniyorsa Milli Parklar Yasası’nda olduğu gibi Uludağ, kar, rant ve çıkar hesaplarından vazgeçilerek kendi doğallığına bırakılmadır. Oteller ve kamu tesisleri kaçak yapılardır. Uludağ, yeni çıkartılan yasayla Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içine girmiştir. Belediyeler, kent içinde vatandaşın dişinden, tırnağından arttırarak yaptıkları kaçak yapılara karşı giriştiği mücadeleyi, Uludağ’ın kaçak yapıları olan otel ve kamu tesisleri için de yerine getirmelidir. Tüm dünyada olduğu gibi Uludağ’da da günübirlik ziyaretçilerin girişine izin verilmeli, konaklamaların ön izinli çadır kamplarında yapılması sağlanmalıdır. Su şirketlerine yapılan tahsis durdurulmalı yenilerine izin verilmemelidir.

Biz DOĞADER olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da insanın doğayla uyum içinde yaşayabileceği, insanın insana kul olmadığı özgür ve eşit bir geleceği savunmayı sürdüreceğiz. Bu sevdamızı gerçekleştirmek için her türlü çabanın içinde olacağımızı bir kez daha duyuruyoruz.

DOĞADER – Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Teneke sobalar…Bekir Coşkun

Kasım 5, 2008

Bekir COŞKUN  

Teneke sobalar…

SOBALARIMIZ tenekedendi.

Ağırlıktan yanlara doğru hafif açılmış dört ayağı, odunları koymak için büyük, hava ayarı için küçük sürgülü kapakları vardı.

Borular önce tavana doğru yükselir, sonra dirsekle döner, duvardaki deliğe girerdi.

Bir-iki yerinden telle tavana ya da duvarlara bağlanırdı borular, ki başımıza düşmesin.

Soba altlıkları, üzeri teneke ile kaplı tahtadan yapılırdı. Kenarları dört parmak yüksekliğinde ve yapan ustanın zevkine göre çivinin ucuyla süslenirdi…

Yakıldığında genelde evi duman basardı. Kapıyı-pencereyi açardık ve paltolarımızı giyerdik, baca ısınıp da sıcak hava doğal yolunu bulana ve ev ısınana dek. Ve ısındıkça çıtır çıtır sesler gelirdi borulardan, toplanırdık teneke sobanın başına.

Sobalar evin fırınıydı, ocağı, çocukların çalışma salonu, kestaneci, mısırcı, çayhanesi, büyüklerin kütüphanesi, kedinin uyku yeri, ailenin toplantı mekánı…

Yuva olmanın, sevginin, özlemlerin, umutların, hayallerin çatırdadığı yer…

Sıcaklıktı sobalarımız…

*

Ben kalorifer peteklerini hiç sevmedim.

Borularla ayrı ayrı odalara bölündü sıcaklıklar.

Duvarlara takılan kalorifer petekleri aslında bizi bölüyordu, farkında değildik. Kız ile oğlan odalarına çekildiler. Anne yemeği mutfakta yapıyor artık.

Baba kitabını nerede okusa olur.

Evi artık duman basmıyor, hep birlikte yaşanan minik duman savaşının o unutulmaz işbirliği son buldu. Yuvalar odalara dağıldı, kestaneci gitti, mısırcı orda değil, çay ocağı kapandı, kedi kayboldu ortadan…

Hikáyeler, anılar, sohbetler, bir arada olmanın o damak tadı, o yuva olmanın ısısı bitti…

Bir teneke soba giderken neler götürdü bizden farkına varmadık bile.

(………)

“Doğalgaza çok zam geldi” diyorlar:

“Zam geldi, ısınmak artık daha pahalı…”

Modern hayat böyle istiyor, ne yapacaksınız?

Bu size medeniyetin getirdiği ağır fatura gibi gelebilir, ama bir teneke sobanın götürdükleri yanında lafı mı olur a dostlar.

Bizim bir teneke sobamız vardı…

 

Mustafa’ya gittim..Yılmaz Özdil

Kasım 5, 2008

Yılmaz ÖZDİL  

Mustafa’ya gittim…

Sarhoş.

Kafayı bulunca ağlayan…

Hoyrat.

Soğuk.

Kalpsiz.

Çevresine eziyet eden…

İtiraz edeni asan…

Arkadaşlarını satan…

Goygoycuların dolduruşuna gelen…

Milletten bihaber.

Hatta milleti küçümseyen…

Alay eden.

Hesabını kitabını bilmeyen…

Batı hayranı.

Sefa düşkünü.

O balo senin…

Bu balo benim, gezen.

Zampara.

Cephede bile karı-kız düşünen…

Savaşmadığı için sıkılan…

Ordu varken, çete kurmaya kalkan…

Devrimleri intikam için yapan…

Dinsiz.

Kendi heykellerini diktiren…

Megaloman.

Bencil.

Günde 3 paket sigara içen.

Usul usul intihar eden…

Psikolojik bunalımda…

Yalnız.

Çaresiz.

Basiretsiz.

Zavallı bir adam.

*

Mustafa’daki Mustafa bu.

*

Anafartalar 1 saniye.

İşgal 2 saniye.

Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan… Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri… Başkomutanlık meydan muharebesi desen… Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.

*

Hak edilmiş bence Oscar…

En azından Nobel.