Archive for the ‘KİTAP TANITIMLARI’ Category

Altı Kitap/Cemal süreya

Şubat 4, 2007
Altı Kitap / Cemal Süreya

Ne kitaplar var! Küçük Prens’i okudunuz mu? Küçük bir gezegeni vardır
Küçük Prens’in. İşte, uzayda bir gezegen. Ama nasıl küçük! El kadar bir yer.
Küçük Prens de küçük elbet. Altın saçlı bir çocuk. Bir yanardağı, bir koyunu
var, bir de çiçeği. Her sabah yanardağının lavlarını süpürüyor, koyununa ot
veriyor, çiçeğini suluyor. Sonra bir gün, aklına esiyor, uzayda yolculuğa
çıkıyor. Ayrı ayrı gezegenlerde bir sürü adama rastlıyor. Kürklü, kırmızı
giysili bir kral; kendini beğenmiş bir adam; utandığı için içen, içtiği için
de utanan bir sarhoş; sürekli olarak sayılarla uğraşan, para hesapları yağan
bir işadamı; bir sokak generi bekçisi… Bu arada Küçük Prens’in yolu Dünya’ya
düşmez mi?

Kırmızı Balon’a ne dersiniz? Umarım okumuşsunuzdur o kitabı. Küçük
Paskal’ın ve balonunun serüveni anlatılıyor. İyi bir balon kırmızı balon,
sahibi nereye giderse, o da oraya gidiyor. Başöğretmen, otobüs biletçisi,
sokak çocukları… Kimler yok ki kitapta! Aynı zamanda mert bir balon
Paskal’ın balonu. Sokak çocukları Paskal’ı döverlerken onu yalnız bırakmıyor.
Ama o çocuklardan birinin attığı serseri bir taşla patlayıveriyor. Yani
ölüyor. Daha sonra bir sürü balon geliyor.

Alis’i tanıyor musunuz? Alis, canım; hani Harikalar Ülkesi’ne
gitmişti. Tarla faresi neler anlatmıştı ona? Kupa Kraliçesi ne biçim bir
kraliçeydi? Alis Harikalar Ülkesinde’yi okuyacaksınız, değil mi?

Yoksa bozuşuruz, ha! Bozuşuruz da ne olur, demeyin, sizin adınıza ben
bir kez daha okurum o kitabı.

Defina Adası’nda bir adam var. Eli kesik. O da çengel gibi femirden
bir şey takmış koulna. Korkunç bir adam. Kimseye acımıyor.

Şeyi de okuyun. Gülliver’in Yolculukları’nı. Cüceler ne yapmış? Devler
nasıl yaratıklarmış?

Ha, bir de Robinson var. Bindiği gemi batınca ıssız bir adaya düşüyor.
Nasıl bir ada burası? Bir de keçi var. Ben o keçiyi çok sevdim. Nedenini
sorarsanız, bilmiyorum.

Bunları söylüyorum ya, aslında elinize ne geçerse onu okuyun. Ya bir
şey geçmezse…

O zaman da, oturun, bana mektup yazın.

 

Ağaçlara nasihat.

Ocak 8, 2007

Adaletiyle şöhret bulan büyük Sultan Nuşirevan ölmeden evvel, son nefesinde Hürmüz’ e bir takım nasihatlerde bulunmuş:
‘Oğlum’ demiş,
‘Kendi hayatınla meşgul olma da, yoksulların gönlünü gözet.
Kendi hayatını düşünmekle kalırsan ülkende kimse rahat etmez.
Çoban uyumuş, kurt da sürüde… Bu hal akıllı kimselerin beğeneceği şey değil.
Halk köke benzer, sultan ağaca… ve ağaç kökünden kuvvet alır, evladım. O halde halkın kalbini, gönlünü yaralamamaya gayret et, yoksa kendi kökünü kazmış olursun….’
Esasen sadece devletin yönetenleri, hükümdarları için değil, üç kişinin bile başında bulunan amirlere hitap eden nasihatlerdir bunlar. Nitekim Montaigne’ nin de belirttiği gibi bir aileyi yönetmekle bir ülkeyi yönetmek arasında çok büyük bir fark olmasa gere.
Gücünü kökünden almayan ağaçlar, zaten her rüzgarla yıkılma tehlikesi yaşarlar. Ufacık sarsıntılar, küçük esintiler dahi yerlere çalar heybetli, ihtişamlı görünen koca gövdelerini…
Sayın Hasan DOĞAN’ın NE GELİR Kİ GÖZE adlı eserindeki denemelerden alıntıdır.

Ya Bu İçimizdeki Yabancı Kim?( GENETİK DEVRİM)

Ocak 8, 2007

Ya bu İçimdeki Yabancı Kim

BEDENİMİZDEKİ HÜCRELERİ NASIL TESLİM ALDILAR?
BİZ NASIL BU KADAR TEPKİSİZ TOPLUM OLDUK?
YÂDA NASIL NEDEN GENLERİMİZLE OYNUYORLAR?

Genetikte her gün yeni bir gelişmenin yaşandığı günümüzde bilimin şifre dili çözülerek emperyalizmin hizmetine sunulduğu bilinmektedir.
İnsanlığın gelişimi için yürütülen tüm çabalar egemen güçlerin ellerinde tutulduğu için bu gelişimi egemenler yani kapitalist’ler kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır

Bedenlerimizde bulunun DNA ve RNA’ları nasıl kontrol altına alıyorlar da bizlerin kendi istedikleri gibi bir toplum olmanızı sağlıyorlar. Yani tepkisiz vurdumduymaz ve sadece kendisi için yaşayan çevresine bakmayı bil unutan bir toplum haline nasıl getirildik?

Tabiî ki genlerimizle oynayarak bizleri yaşama sağırlaştırdılar
Nuray Pekdemir’in yazdığı GENETİK DEVRİM Adlı Kitabı okumayanların mutlaka okuması gerekir diye düşünüyorum tabi ki hala kendiniz iseniz yani bana ne dey ipte kendinizden kaçmıyorsanız mutlaka okunması gerekli olan bir kitap

Şimdi soracaksınız genlerimizle yani DNA’larınızla nasıl oynuyorlar
Ülkemizin insanlarından alınan kan örneklerindeki hücreleri inceleyerek DNA’larımızı yanıltacak virüsler üretiyorlar ve bunları bize paranızla satıyorlar, nasıl mı Sokaklarımızın en ücra köşelerine kadar giren İngiliz Firmasının ürettiği DORİTOS Cipsleriyle ve Süper marketlerden mahalle bakkalına kadar ücretsiz Stantlar kurarak ve Stantları bir kereye mahsus ücretsiz Ürünleriyle doldurarak daha sonra damağa bıraktığı tatla kendini arattıran DORİTOSLAR LA rahatlıkla bedenlerimizi kontrol altında tutabilirler ve öylede oluyor

Sadece Doritoslarlamı bu işi yapıyorlar hayır mesela coca cola veya Kola Turka gibi bir çok sıvı içeceklerle de DNA’larımızı yanıltarak Asıl üretici olan RNA’YA yanlış bir hücre göndermesi sağlanabilir ve RNA DNA’dan okey alan hücrelerin yararını zararını düşünmeden başlar sürekli yanlış hücreyi üretmeye onun için yazar RNA’ya şapşal demektedir aynı şu anki bize ne derlerse kabullenip yaptığımız gibi.

1980 öncesini düşünüyorum da insanlarda haksızlığa uğradığında haklarına saldırıldığında sosyal güvencesine dokunmaya çalışıldığında bir tepki vardı ve anında öfkelerini alanlara dolduruyorlardı.
Şimdi ne oldu da yaşama bu kadar duyarsızlaştık Emekçilerin Alın terinin ürünü olan SSK dağıtılıp yok ediliyor kimsenin sesi çıkmıyor sosyal güvenlik yasası adı altında işçinin tüm sosyal hakları yok edilerek ücretli köleliği getiriliyor yine kimsede ses yok
Şimdi yemi çıkan yasayla tüm sosyal güvencesi olanlar artık grip ilacını kendi cebinden ödeyerek alıyor yılbaşından sonra yine tüm sosyal güvencesi olanlar dahil hastanelerdeki
Tetkiklerin ücretini artık kendileri ödeyecekler yani tüm tahliller ücretli olacak.

Ayrıca emekli maaşıyla açlıktan ölüme terk edilen insanların küçükte olsa ek bir iş yapmasını engellemek için aldığı ücretin üçte birini kesmeyi amaçlayan yasada meclisten sanırım geçmek üzere
Yani halklara yapılan bunca baskıya karşı sessiz ve tepkisiz kalışının tek sebebi BİO Katalizimle gerçekleştirilen genetik saldırı gibi gözüküyor yakında kapımıza düşer.
BİOFAŞİZİM.Önce ne olur kendimizi kendimiz olarak bir Dinleyelim. Sonra”
LÜTFEN ÇOCUKLARIMIZI DORİTOSLARDAN KORUYALIM
GENETİK DEVRİM Nuray Pekdemir Mutlaka okuyalım kendimiz kalmak için…
abdullah oral

(: Beyaz 🙂 Bilgi paylaşmak güzeldir 🙂 beyazturku@hotmail.com Bilgi severlerin gurubu’ Kalemin Fethi’ http://gruplar.antoloji.com/kalemin-fethi yazarak bu gruba daha hızlı ulaşabilirsiniz