Archive for the ‘SAĞLIK’ Category

Yarı insan, yarı hayvan embriyosu geliştiriliyor

Mayıs 21, 2008

Yarı insan, yarı hayvan embriyosu geliştiriliyor

İngiltere’de yarı insan yarı hayvan embriyolar geliştiriliyor. Tüm dünya şokta!..

İnsan genlerini hayvan yumurtalarına yerleştirip embriyolar geliştirecekler. Sonra hücrelerini kullanacaklar ama…

İngiltere işte bu tartışmayla sarsılıyor. “Yarı insan, yarı hayvan, hibrid embriyolar”ın geliştirilmesi için düğmeye basıldı. Gerekli iznin çıkması için tasarı parlamentoya geldi. Parlamenterler oy kullanacak. Hekes vicdanıyla baş başa. Bazıları o kadar karşı ki istifayı bile göze alabileceklerini söylüyor. Ama bilim adamları, bu “yarı insan yarı hayvan embiyoların” hücrelerini kullanarak birçok hastalığa çare bulabileceklerini savunup, tasarının geçmesi için bastırıyor.

İngiltere’de 200’ü aşkın tıbbi kuruluş ve yardım derneği, parlamentonun her bir üyesine gönderdikleri mektuplarla, hükümetin insan ve hayvan DNA’sı kullanarak hibrid embriyo oluşturma planlarını desteklemelerini istedi.

“Ahlaka ve insana saygısızlık”

Yasa tasarısı, bir dizi kilise liderinin sert eleştirilerini getirmiş, bazıları bu girişimi ahlaka ve insan yaşamına saygısızlık olarak değerlendirmişti. Yardım dernekleri ve tıp kuruluşları, embriyoların sadece tıbbi araştırmalarda hücre üretmek amacıyla kullanılacağını savunuyor.

Önümüzdeki aylarda İngiltere parlamentosunda görüşülecek olan tasarı, hayvan yumurtalarına insan genleri karıştırılmak suretiyle hibrid embriyolar yaratılmasına izin verecek.

Alzheimer ve Parkinson tedavisi için önemli

Tasarı, Parkinson ya da Alzheimer gibi henüz çaresi bulunamamış hastalıklardan muzdarip kişiler ve bilim adamlarının büyük desteğini görüyor. BBC muhabiri Jasmin Souesi’nin aktardığına göre, mevcut tartışma, parlamento üyelerinin, ‘kendi vicdanlarına ya da partilerinin talimatlarına göre oy kullanma hakkına sahip olup olamayacakları’ etrafında dönüyor.

Parlamenterler vicdanlarına göre oy kullanacak

Geçmişte İngiliz politikacılara, bazen ‘vicdani meseleler’ diye tabir edilen konularda özgürce oy kullanma hakkı verilirdi. İşte kilise liderleri, kök hücre meselesinde de benzer bir tutum izlenmesini umuyorlar. Özellikle Katolik Kilisesi üyeleri, insan yaşamının kutsallığına saldırdığı gerekçesiyle bu tasarıya karşı çıkıyorlar.

Ama Anglikan kilisesi liderleri de geri kalmıyor, York Başpiskoposu John Sentamu, dinin gözardı edilemeyeceğini, çünkü İngiltere’nin Hristiyan prensiplerine dayanarak kurulduğunun altını çiziyor.

Parlamento’da oylanacak

İngiltere’de önde gelen ve halkın yakından tanıdığı bir isim olan, üreme uzmanı Robert Winston, kilisenin halkı, araştırmalar konusunda yanlış yönlendirdiğini savundu. Anlaşıldığı kadarıyla, en az üç bakanın önerilen yasa tasarısı konusunda çekinceleri var. Ama hükümetin önerdiği bir tasarıya karşı oy kullanmaları da mevkilerini kaybetmeleriyle sonuçlanabilir. Parlamentoda ilk kez Şubat ayında görüşülen tasarının bir daha ne zaman tartışılacağı bilinmese de hükümetin gündeminde büyük yer teşkil eden bir yasa taslağı olduğu muhakkak.

Hürriyet

Reklamlar

İşte size sigarayı bıraktıracak haber

Mayıs 20, 2008
İşte size sigarayı bıraktıracak haber
Sigarayı bırakmak istiyorsunuz ama bırakamıyorsunuz değil mi ?


Aslında sigarayı bırakmak tamamen içiciye kalmıştır. Bugün kendinize iyi bir hediye verin ve sigarayı bırakın.
 
Ya da bırakmayın ama hiç olmazsa sigara içmeye devam ettikçe başınıza gelecekleri dikkatlice okuyun.


Nikotin beyine dopamin adlı bir kimyasal madde salgılatır. Dopamin içiciye haz verir. Bunun yanında konsantrasyonu arttırır, tepki süresini hızlandırır, enerji düzeyini yükseltir. Kişi aynı hazzı bir kere daha yaşamak için tekrar sigara içer.
 
Beyin bir süre sonra nikotine karşı tolerans kazanır, yani aynı etkinin elde edilebilmesi için nikotinin miktarının arttırılması gerekir. Böylece kişi aynı hazzı yaşamak için içtiği sigaraların sayısını arttırmak zorunda kalır.
 
Beyin aşırı dopamin uyarımına karşı birtakım savunma önlemleri alır. Yani beynin fizyolojisi değişir. Bu savunma önlemleri neticesinde bağımlılık yerleşir. 

Bağımlılık yerleştikten sonra içici kanındaki nikotin konsantrasyonunu alıştığı dozda tutmak zorundadır. Son sigaranın içilmesinden sonra kandaki nikotin konsantrasyonu azalmaya başlar ve 4 saat sonra tükenir. Nikotinin kandan çekilmeye başlamasından itibaren beyin nikotine karşı aldığı savunma önlemlerini kaldırmaya başlar, yani beynin fizyolojisi nikotine bağımlılık kazanmadan önceki yapısına dönmeye başlar.
 
İşte bu süreç sancılı olur ve nikotin yoksunluğu sıkıntıları ortaya çıkar. Bir sigara içildiğinde dopamin salgılanacağı için nikotin yoksunluğu sıkıntıları anında ortadan kalkar. İçici nikotini aslında bir ağrı kesici niyetine kullanmaktadır.


Nikotin kesildiğinde dopamin salgısı durur. Dopamin salgısı durduğunda da kişide depresif bir ruh hali meydana gelir.  Sigara bırakıldıktan sonra dopamin salgısının normale dönmesi için bir süreye ihtiyaç vardır. Bu süre kişiden kişiye değişir, ama ortalama olarak 3 aydır.
 
Dopamin salgısı olmadığı için beyinde meydana gelen sıkıntının çözümü olarak zihnimizde sigara isteği meydana gelir, ama bu istek 3 dakika sonra geçer.  


Bu resimde sigara içmeyen birinin kan damarının kesiti görülmektedir. Damarın iç cidarı teflon kadar kaygan bir tabakayla kaplıdır. Bu sayede kan damarlar içinden rahatça akabilmektedir. Ancak tütün dumanındaki Karbon monoksit bu tabakayı tahrip etmekte, böylece bu tabaka yapışkanlı bir hal almaktadır.
 
Bunun sonucunda yiyeceklerle birlikte vücuda giren yağ, şeker, kolesterol gibi maddeler bu tabakaya yapışmaktadır. 


Bunun sonucunda damar sertliği ve damar tıkanıklığı meydana gelmektedir. Bu resimde kan pıhtısıyla tıkanmış bir damarın kesiti görünmektedir. Tıkanmış bir damarın beslediği doku veya organ oksijen yetmezliğinden anında ölmektedir. 


Bu resimde sigara içmeyen birinin aort damarı görülmektedir. Burada damar çok düzgündür.


Bu resimde ise sigara içen birinin aortu görülmektedir. Burada aortun yapısı oldukça bozulmuş, orta kesimde bir tıkanma meydana gelmiştir. Sigaranın sebep olduğu ölümlerde ilk sırada dolaşım sistemi hastalıklarının sebep olduğu ölümler yer almaktadır.


Sigara içildiğinde böbrek üstü bezleri ‘adrenalin’ salgılar. Adrenalin bir “kaç veya savaş” hormonudur. Adrenalin salgılandığı anda damarlar büzüşür. Kalp kanı büzüşen damarlar içinden iletebilmek için daha hızlı çalışmaya başlar. Sigara içildiğinde kalbin atışı dakikada 20-30 atış artar. Kalp hızlı çalıştığı için daha fazla oksijene ihtiyaç duyar, ancak tütün dumanıyla birlikte vücuda giren karbon monoksit kandaki oksijeni kovar, dolayısıyla kalbe oksijen yerine karbon monoksit gider.

Bunun sonucunda daha fazla çalışan kalp yeterli oksijen alamadığı için daha çabuk yorulur ve daha erken ölür. 


Sigaranın sebep olduğu ölümler arasında kalp krizi nedeniyle ölümler ikinci sıradadır.  

Beyne giden arterler çok incedir. Bu arterler tütün dumanındaki karbon monoksit tarafından sürekli tahrip edilmekte ve hızla tıkanmaktadır. Ayrıca beyin sürekli çalıştığı için çok miktarda oksijene ihtiyaç duymaktadır, oysa sigara içilmesi yüzünden beyne sürekli karbon monoksit gitmekte ve beyindeki hücreler yeterli oksijenle beslenemedikleri için daha erken ölmektedir.

 
Sigaranın sebep olduğu ölümlerde beyin felci nedeniyle ölümler dördüncü sıradadır.

Bu resimde sigara içmeyen birinin akciğeri görülmektedir. Görünen siyah lekeler, egzost gazlarından ve sanayi bacalarından kaynaklanan karbon monoksit birikintileridir.


 
Bu resimde ise sigara içen birinin akciğeri görülmektedir. Akciğerin tamamen kararmasının sebebi, tütün dumanındaki Katrandır. Resimdeki beyaz leke kanserli bölgedir. Sigara içmenin nihai sonucu akciğer kanseridir. Ancak kişi daha önce bir damar hastalığından veya kalp krizinden ölmektedir.

 
Sigara içenler sigara içmenin sonuçlarının ileri yaşlarda ortaya çıkacağını düşünmektedirler. Asıl kötü olan da budur zaten. Yorucu geçen bir hayatın geride bırakıldığı, biraz dinlenme vaktinin geldiği bir yaşta sigaranın sebep olduğu bir hastalık yüzünden doktor doktor, hastane hastane dolaşmak, devamlı ilaç almak hiç hoş olmasa gerek.
 
Yukarıdaki resimde akciğer kanseri ameliyatı olmuş altmış yaşlarındaki bir şahıs görülmektedir.  

 
Sigara içmenin sonuçlarından biri de amfizemdir. Yukarıdaki resimde 60 yaşında amfizemli bir bayan görülmektedir. Tütün dumanındaki katran akciğerlerdeki hava keseciklerini patlatır ve bunun sonucunda akciğerler esnekliğini yitirir. Amfizemli biri nefes alabilir, ancak nefesini dışarı veremez.
 
Sigara içen her 10 kişiden 9’unda amfizem başlangıcı vardır.

 
Günde bir paket sigara içen birinin vücudunda 3 ayda bu miktarda katran birikir.

 
Bu katran laboratuar ortamında farelerin ciltlerine sürüldüğünde 6 ay sonunda farelerin %60’ında cilt kanseri meydana gelmiştir. Katran son derece kanserojen bir maddedir.

20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen birinin vücudunda yaklaşık 7 kg katran birikir.

 
Sigara içmenin sonuçlarından biri de Burger Hastalığıdır. Burger hastalığı bir tek sigara içen kişilerde ve çoğunlukla da 20-40 yaş arasında görülür. Sigara içildiğinde damarlar büzüştüğünden, el ve ayak parmaklarına yeterli miktarda kan ve  oksijen gitmez, bunun sonucunda da bu uzuvlarda kangren meydana gelir.
 
Bu durumda tek çare, kangren olan uzvun kesilmesidir. Sigara içilmeye devam edildiği takdirde kangren yukarılara doğru ilerler. Sigara vücutta başka kanserlere de sebep olmaktadır.

 
Vücudun herhangi bir organında kanser meydana gelmesi için tek bir hücrenin hasar görmesi yeterlidir.

 
Yapılan çalışmalar sigaranın ortalamada ömrü 12 yıl kısalttığı saptanmıştır. (Kaynak, WHO)
 
Sigara içen her 4 kişiden 1’i sigaranın sebep olduğu hastalıklar yüzünden orta yaşta ölüyor (Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü)
 
İrade gücü ile sigarayı bırakma oranı sadece %3’dür. (Kaynak: Martin J. Jarvis, Why People Smoke, 2004).
 
 Sigara içen erkeklerde iktidarsızlığa yakalanma oranı %50 daha fazladır. (Kaynak ; WHO)
 
Sigara içen 40-49 yaş arasındaki kişiler, onlardan 20 yıl daha yaşlı, sigara içmeyen kişilerle aynı görünüme sahiptir. (Kaynak ;WHO) 
 
O sizi bırakmadan siz onu bırakın!
haber3.com/

Sadece l-2 dakika..

Temmuz 16, 2007

 MAİL’İME GELEN BİR YAZIYI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM….

 once linke, sonra da acilan sayfada yer alan destek butonuna tıklayın!   Siz bu maili en az 10 arkadasiniza yollayarak sirada bekleyen en az
1000 losemili ve kanserli cocugun hayatini kurtarmanin mutlulugunu 
yasayabilirsiniz.
 
Destek verebilmek icin burayi
 tiklayiniz. ( http://www.losev.org.tr/dergi/kent.htm)
 
UNUTMAYIN! HEDEFiMiZ 5 MiLYON Kişidir.
 Saygi ve sukranlarimizla, 
Dr. Ustun EZER,
 Pediatrik Hematolog,
 LOSEV YONETIM KURULU BASKANI
  

Hafızayı sıfırlayan hastalık­:ALZHEIMER-ALZAYMIR (AH)

Temmuz 10, 2007

 

 

Hafızayı sıfırlayan hastalık: ALZHEIMER-ALZAYMIR (AH)

Organik beyin hastaliklari grubunda, nöropsikiatrik sendromlarla seyreden, temel bulgusu bunama olan dejeneratif beyin hastaligidir.
Yaslilikla birlikte Alzheimer riski artiyor. Hastaligin bilinmeyen yönleri tek tek açiklik kazandikça tedavi umutlari da güçleniyor.
Sis, Carl Sandburg ‘un dile getirdigi gibi, bir yavru kedinin sessiz ve yumusak adimlariyla çöker. Önce esyalarinizi bulamamaya baslarsiniz; sonra sik sik kullandiginiz sözcükleri, daha sonra en son tanistiginiz kisilerin adlarini animsamakta zorluk çekersiniz. Randevulari unutmak, evinizin yolunu bulamamak, telefon numaralarini karistirmak gibi unutkanliklar bir süre sonra rahatsizlik verici boyutlara ulasir. Bu unutkanlik krizlerini önce gizlemeye çalisirsiniz, ancak bir noktadan sonra olaylar kontrolden çikarak yasaminizin normal akisini bozar. Kaza yapmadan araba kullanamazsiniz, yataktan kalkinca giyinmekte zorluk çekersiniz, her zaman yaptiginiz isleri yapamaz hale gelirsiniz. Örnegin iyi bir piyano virtüözü iseniz, eski performansinizdan eser kalmaz; notalari bile okuyamaz hale gelebilirsiniz. Bütün bu aksiliklere önce gerekçe bulmaya çalisir, sonra bunlarin rastlanti olmadigini anlayarak büyük bir aci duyarsiniz. Size neler oldugunu anlamaya çalisirken, zihninizi kusatan sis giderek koyulasir. Çocuklariniz size yabanci gibi gelmeye baslar, korkunç kâbuslar rüyalarinizin disina çikarak, uyaniklik bilincinizi bulandirir.
Öyle ki zamanla kol ve bacaklariniz, bagirsaklariniz ve idrar keseniz kontrolden çikar. Sessiz bir uyusukluk ve teslimiyet hali içine yuvarlanirsiniz; bir iki yil içinde iyice yataga düsersiniz; yatak yaralari ve pisikler ortaya çikar; yutkunma zorlugu baslar. Bu asamada ölüm yalnizca bir formalitedir.

Şöhret, güç ve zekâ dinlemiyor…

Hastaların dayanılmaz hallere düşmesi, bazen onların bakımlarıyla birinci derecede ilgilenen yakınların psikolojilerini derinden sarsabiliyor. Tıpkı Profilo Holding Genel Koordinatörü İhsan Vardalda olduğu gibi. Vardal, 10 yıl söz konusu hastalıkla mücadele eden 50 yıllık hayat arkadaşı Nebile Vardalı (80), 18 Ekim 2005 sabahı tabancasıyla öldürdü, ardından da intihar etti. Aile dostları, eşi ile aynı yaştaki Vardalın son günlerde yakınlarına çok üzüldüğünü söylediğini ifade ediyorlardı.

Hastalığın sosyal statü, cinsiyet, ırk ve ekonomik durumla alakası yok. Bu hastalığa yakalanan çok sayıda tanınmış kişi de var. ABD eski başkanı ve Hollywood yıldızı Ronald Reagan bunlardan biri. Bir diğeri de başka bir Hollywood yıldızı Rita Hayworth. Hatta bazı kaynaklarda, ortaya attığı izafiyet teorisi ile fizik ilminde çığır açan dâhi bilim adamı Albert Enisteinın da sebebi bilinmeyen ve tedavi edilemeyen alzheimer sonucu öldüğü belirtiliyor.

8 yıl ABD başkanlığı yapan Ronald Reagana da kesin teşhis ancak 1997 yılında konulabildi. Teşhis öncesinde 25 yıldır yaşadığı beyin fonksiyonlarındaki problemlerin damar sertliğinden kaynaklandığı zannediliyordu. Son zamanlarında sadece eşini tanıyabilen Reagan, kendi kendine yemek yiyemiyor, giyinemiyor ve tuvalet ihtiyacını gideremiyordu. 2004 yılında vefat ettiğinde 93 yaşındaydı.

Rita Hayworth da 1987de 68 yaşında öldüğünde kimseyi tanıyamayan ve konuşamayan bir haldeydi. 1999da 79 yaşındayken ölen İngiliz edebiyatının 20nci yüzyıldaki en önemli isimlerinden biri olan İrlanda asıllı yazar Iris Murdoch da alzheimer hastasıydı. Nobel ödüllü fizikçi Einstein, 76 yaşında dünyadan ayrılırken hiçbir şeyi hatırlamaz hale gelmişti. Tanınmış alzheimerliler arasında İngilterenin 2inci Dünya Savaşındaki başbakanı Winston Churchill ve Demir Leydi lakaplı başbakanı Margaret Teacherin ismi de geçiyor.


Belirtileri kisaca şu sekilde özetlenebilir:

1. Günlük yasam aktivitelerini etkileyen bellek kaybi
2. Günlük yasam aktivitelerini yapmada güçlük
3. Kelime bulmada güçlük
4. Zaman ve mekan karmasasi
5. Yargi ve karara varmada güçlük
7. Sik kullanilan esyalarin yerlerini degistirme
8. Ruh hali yada davranislarda degisim
9. Kisilik degisimleri
10. Sorumluluktan kaçinma
Hastalik, 1906 yilinda Alman psikiyatrist Alois Alzheimer tarafindan tanimlandigi zaman son derece nadir görülen bir hastalikti. O yillarda insanlarin çogu genç yasta öldügü için hastaligin ortaya çikma sansi çok düsüktü. O zamandan bu zamana yasam süresi uzadigi için (ABD’de 47’den 77’ye çikti) Alzheimer kendini gösterme firsatini yakaladi. Bugün 4 milyon Amerikali (75 ile 84 yas arasindaki her 5 yaslidan biri, 85 ve yukarisindakilerin yaklasik yarisi) hastaliga yakalanmis durumda. Insan ömrünün her geçen gün uzadigi göz önünde bulundurulursa, önümüzdeki 10 yil içinde bu sayinin 6 milyona, 2050 yilinda ise 14 milyona çikacagi tahmin ediliyor. ABDde bu hastaligin maliyeti yillik 80-90 milyar USD civarinda ve bir tek hastanin yillik bakimi 47 bin USD civarindadir.
Anne veya babasi bu hastaliga yakalanmis olan orta yasli insanlar, bir taraftan ebeveynlerinin bakimini üstlenirken, diger taraftan onlar gibi olmamak için saglikli bir yasam sürmeye çabaliyorlar. Ne var ki bu önlemler ironik olarak onlarin ömrünü uzattikça, anababalarinin kaderini paylasma olasiligini arttiriyor. , Alzheimer’e iliskin gelecege yönelik tahminde bulunmak çok zor. Ve bugünkü tedavi yöntemleri ancak hastalara semptomatik bir rahatlik sagliyor. Neyse ki son yillarda bu tablo hizli bir degisim geçiriyor. ”Hastalik hakkinda son 15 yilda ögrendiklerimiz, bundan önceki 85 yilda ögrendiklerimizden fazla” diye konusan Harvard Üniversitesi Tip Fakültesi’nden Dr. Bruce Yankner, ”Yalnizca geçen yil bilim adamlari Alzheimer’in beyne yaptigi zararlarla ilgili çok önemli kesiflerde bulundular. Ve bu kesiflerin isigi altinda ilaç sirketleri yarim düzine kadar yeni ilaç üzerinde çalismalarini sürdürüyor. Tahminlere göre bir veya birkaç ilaç gelecek 7 yil içinde piyasaya çikacak” diyor.
Bütün bu gelismelere karsin yasamakta olan bir kisiye kesin Alzheimer tanisi koymak bilimsel açidan çok zor. Doktorlar bunama belirtileri gösteren her hastaya Alzheimer tanisi koyma kolayligina kaçmaktan çekiniyor. Bu nedenle doktorlar diger olasiliklari ortadan kaldirmak için önce hastada tümör, felç veya vitamin eksikligi gibi bulgulari arastirmakla ise basliyor.
Otopsi incelemelerinde hastalarin beyin korteksinde ve diger beyin bölgelerinde önemli ölçüde hücre kaybi vardir. Beyinde belirgin atrofi(Küçülme büzülme) izlenir. Beyin kivrimlari ve sivi dolu bosluklari genislemistir. Sinir sistemi ve bu sistemi destekleyen yapilar zedelenmeye karsi birçok biçimde reaksiyon veren dokular ve hücrelerden olusmaktadir. Bu reaksiyonu veren hücre grubu glialar olarak kabul edilir. Belli odaklarda yogunlasip,biriken glia hücreleri nodüller(minik topaklar) olusturur. Bunlara Glial Plaklar denmektedir ve bu bölgelerde normal beyin dokusu yerine dejenerasyona ugramis-inaktif destek dokulari artmis nonfonksiyone küçük alanlar bulunmaktadir.
Hastanin beyninin plaka tomarlari ile ”çöplüge” dönüstügü, plaka nöronlarinin ise adina ”tengil” denilen bükülmüs protein iplikleri ile kapli oldugu görülür. Son zamanlara kadar bilim adamlari bu lezyonlar hakkinda yalnizca tahminlerde bulunabiliyorlardi. ”Kimse bunlarin ne oldugunu, ve nelerden olustugunu bilmiyordu” diye konusan Rockefeller Üniversitesi’ndeki Fisher Alzheimer Merkezi Bbaskani Paul Greengard, ”Artik bunlarin nelerden olustugunu ve bunlarin olusmasina nelerin yol açtigini biliyoruz” diyor.
1980’li yillarin basinda bilim adamlari APP (amyloid precursor protein) denilen molekülü tanimlayinca ilk ipucu elde edilmis oldu. APP, saglikli nöronlar tarafindan üretilen normal proteinlerdir. Bunlar, bir ignenin kumas parçasindan geçmesi gibi hücre zarindan içeri sizarlar. APP’nin tanimlanmasiyla vücudumuzun en az üç çesit enzim ürettigi belirlendi. Bunlara alfa, beta ve gama salgilari adi verilir. Bu üç enzim APP üzerinde kisaltici etki yaratir. Alfadan farkli olarak, beta ve gama enzimleri, birlikte hareket ederek, adina beta amiloid (A-beta)denilen daha kisa, daha yapiskan bir protein üretirler. Hepimiz A-beta üretiriz, ancak kimse bunun ne ise yaradigini bilmez. Bununla ilgili bilinen tek sey, nöronlarin etrafindaki sivinin içinde birikmeleri ve plaka olusturmalaridir.
Bu nasil oluyor? Sorun normalin üzerinde üretilmeleri degildir. Harvard Üniversitesi Tip Fakültesi’nden Dr. Dennis Selkoe, tipik bir Alzheimer hastasinin saglikli bir insan kadar A-beta ürettigini belirtiyor. Selkoe’ya göre sorun bunlarin disari atilmasi sirasinda ortaya çikiyor. Normal olarak A. beta hücrenin disina çiktigi zaman erir, ancak bazen erimesi mümkün olmayan ve adina fibril denilen sekiller olusturur. Bunlar birbirine yapisarak plakalar haline gelir. Her insan yaslandikça plaka üretir. Gerçek sorun, bu plakalarin iltihaplanma ile sonuçlanan reaksiyonlari tetiklemesidir. Beyin, genel olarak, enfeksiyonlarla mücadele ederken serbest radikal denilen toksik ajanlar üretir. Iste bu fibriller de benzer reaksiyonlara zemin hazirlar. Harvard Üniversitesi’nden genetik bilimci Rudy Tanzi, ”Fibrillerin enflamasyona yol açmasi durumunda, nöronlar dost atesi sonucu ölür” diye konusuyor.
Plaka formasyonu hakkinda bilgiler arttikça, tengillarin beyin hücrelerini nasil öldürdügü konusu da açiklik kazanmaya basladi. Saglikli bir nöron bir ahtapota benzer. Nöronun küresel gövdesi, akson denilen ince uzantilarla kaplidir. Bunlar diger hücrelerle baglanti kurmaya yarar. Adina mikrotüp denilen iç yapilarin çevresinde olusan uzantilar, dolasim sistemi olarak görev yapar; besinleri tasir ve kimyasal mesajlari iletir. Bu sistemi adina ”tau” denilen bir çesit yapiskanli protein bir arada tutar. Tau molekülleri, mikrotüplerin kenarlarina sikica yapisir. Alzheimer söz konusu oldugunda, tau molekülleri ayrilir ve kendiliginden dügümler olusturur. Bu durumda mikrotüpler parçalara ayrilir ve nöronlar ölür. Nöronlar ölürken beraberinde isimleri, adresleri, sayilari da götürür.
Beynimizin bir santimetreküpünde,bir trilyon baglantili,100 milyar nöron bulunmakta,bunlarin arasinda her bir saniyede 10 milyonXmilyar kere uyari gerçeklesmektedir. Tüm bunlar 1300 gramdan hafif,sinirsiz kompleks bir kimyasal fabrikayi olusturmaktadir. Bu fabrika içerisinde hücreler arasi baglantilar ve etkilesimler ve bu etkilesimi saglayan kimyasal maddeler hafiza sistemimizin temelini teskil eder.
Tau’nun dügümlenmesine yol açan etmen nedir? Bazi bilim adamlari, amiloid plakalarin nöronlarin dis yüzeylerine baski yapmasiyla islemin basladigini tahmin ediyor. Bunun sonucunda içerde birbiri ardina kimyasal degisiklikler olusur. Geçen aylarda Harvard Üniversitesi’nden bir grup bilim adaminin yürüttügü bir çalisma, tengillarin cdk5 adi verilen enzimin basinin altindan çiktigini gösteriyor.

Genetik faktörler
AH ile iliskili 3 kromozom saptanmistir. Bunlar 21,14 ve 19. kromozomlardir. 21. ve 14. kromozomlar 40-50 yaslarinda baslayan AH ile iliskili bulunmustur. Ileri yaslarda baslayan AH ile iliskili bulunmamistir.
Kisa bir süre önce 19. kromozom üzerinde APOE-e4 adli bir genin ileri yasta baslayan (65 yas üzeri)AH ile iliskili oldugu saptanmistir. Bu gen günümüzde de birçok arastirmaci tarafindan risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bu gen hastalik yapici degil hastaliga karsi duyarliligi artirmaktadir.
Alzheimer’in patolojisi anlasildikça baska sorular ortaya çikiyor. Hastalik bazi kisilerde 50 yaslarinda kendini belli ederken, niçin bazilarinda 90’li yaslarda ortaya çikiyor? Yanitlardan biri kalitsallik. Son 10 yilda arastirmacilar mutasyona ugrayan 3 genin hücrelerde A-beta üretimini arttirdigini ortaya çikarttilar. Bu mutasyonlar soyaçekim yoluyla aile bireyleri arasinda görülebilir. Ailesinde Alzheimer vakasi görülen kisilerde hastalik büyük bir olasilikla 60’li yaslarda ortaya çikar. Kalitsal kökenli vakalarda Alzheimer’in erken yaslarda görülmesi nadirdir; tüm vakalarin yüzde 3 ile 5’ini olusturur. Hastaligin yaygin seklinde kalitsallik payi çok yüksektir. Son çalismalara göre anne veya babasi Alzheimer’a yakalanmis kisilerin hastaliga yakalanma egilimi, saglikli ebeveynlere sahip kisilere oranla, 3 mislidir. Hem annesi hem de babasi hastalikli kisilerde bu risk 5 misli artar.
Amerikalı bilim adamları, genç yaşta yaşanan diş dökülmesinin, gelecekteki olası bir Alzheimer hastalığının habercisi olabileceğini tespit etti.

Güney California Üniversitesi tarafından tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre dişeti hastalıkları sonucu ortaya çıkan diş kaybı ile bu yaygın bunama hastalığı arasında güçlü bir bağlantı bulunuyor. Uzmanlar, genç yaşta dişeti hastalıklarının yol açtığı iltihaplanmaya maruz kalanların, yaşlılık yıllarında Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin 4 kat yüksek olduğuna inandıklarını açıkladı.

Araştırma sırasında, sağlık durumları birbirinden farklı olan İsveçli 109 çift ikizin kayıtları incelendi. Her ikizden sadece bir kardeşte Alzheimer ya da başka bir bunama hastalığı vardı. Bilim adamları bu katılımcılarla 1960lı yıllar yapılmış anket sonuçlarını da araştırmada kullandı. Diş dökülmesi ya da sallanmasıyla ilgili soruların da geçmiş anketlerde bulunduğunu belirten uzmanlar, dişetihastalıklarının “ham göstergesi” olarak bu verileri kullandıklarını açıkladı.

Uzmanlar bununla birlikte, kalıtsal olarak aktarılan Azheimer genlerinin, bu hastalığın ortaya çıkmasında daha büyük bir risk faktörü oluşturduğunu vurguladı.

Çevresel faktörler
Çevresel faktörler, genetik açidan hastaliga egilim tasiyan kisiler üzerinde, normal kisilere oranla daha etkilidir. Hangi çevresel faktörlerin hastaligi tetikledigi henüz tam olarak bilinmiyor. Bu konuda Sally Luxon ve Diane Schuller adindaki ikizlerin örnegi çok belirgin ipuçlari içermektedir. Tek yumurta ikizi olan Sally ve Diane, ayni genleri paylasir. Ohio’da büyüyen ikizler, gençlik dönemlerinde ayni, hemen hemen benzer bir yasam sürmüslerdir. 63 yasina gelen Diane, yasini hiç göstermedigi gibi esi ile seyahat etmekten zevk aymakta, çocuklari, torunlari ve 86 yasindaki annesi ile gayet iyi geçinmektedir. Öte yandan Sally, ileri bir Alzheimer hastasi olup, 1963 yilindan bu yana hiç konusmamakta, 1994 yilindan beri de yürüyememektedir. Ne çocuklarini ne de torunlarini tanimaktadir. Diane ve Sally bugün Duke Üniversitesi’nde yürütülmekte olan ”Ikiz Alzheimer Hastalari” çalismasina deneklik etmektedir. Ikisinin farkli kaderlerine açiklik getirmek çok zor olmakla birlikte, bilim adamlari genetik olmayan faktörleri gün isigina çikartmakta bu ikisinden çok yararlandiklarini itiraf ediyor. Kafa travmasi çevresel faktörlerin basinda geliyor. Otopsi raporlarindan yararlanan bilim adamlari, kafa travmasinin amiloid plaka birikimini tetikledigini ortaya çikartti. Epidemiyolojik çalismalar bu ani plaka birikimlerin etkisinin uzun süreli doldugunu gösteriyor. Örnegin 2 bin denek üzerinde sürdürülen 5 yillik bir arastirma, kafa travmasinin Alzheimer riskini 3 misline çikarttigini ortaya koydu.

Travma gibi, uyari eksikligi de Alzheimer’a davetiye çikartir. Dünyanin neresinde olursa olsun, egitimsiz kisilerde hastaligin görülme sikligi daha yüksektir. Son yillarda Indiana Üniversitesi’nde, 65 yasinin üzerindeki Afrika kökenli 2. 200 Amerikali üzerinde yürütülen çalismaya göre, kirsal bölgelerde yasayan ve 7 yildan daha kisa süre egitim alan kisilerin hastaliga yakalanma olasiligi, sehirlerde yasayan egitimli kisilere göre 6. 5 mislidir. Bilim adamlari burada, egitim yetersizliginin çocukluk dönemi yoksunluguna yol açtigini düsünüyor. Geçtigimiz hafta ”Neurology” isimli tip dergisinde yayinlanan bilimsel bir arastirma raporu da bu savi destekliyor. Rapor, 5 ve daha fazla sayida kardese sahip olan çocuklarin, az sayida kardese sahip olan çocuklara oranla daha büyük bir risk ile karsi karsiya oldugunu ileri sürüyor.Çevresel faktörler, genetik açidan hastaliga egilim tasiyan kisiler üzerinde, normal kisilere oranla daha etkilidir.Hangi çevresel faktörlerin hastaligi tetikledigi henüz tam olarak bilinmiyor.Bu konuda Sally Luxon ve Diane Schuller adindaki ikizlerin örnegi çok belirgin ipuçlari içermektedir.Tek yumurta ikizi olan Sally ve Diane, ayni genleri paylasir.Ohio’da büyüyen ikizler, gençlik dönemlerinde ayni, hemen hemen benzer bir yasam sürmüslerdir.63 yasina gelen Diane, yasini hiç göstermedigi gibi esi ile seyahat etmekten zevk aymakta, çocuklari, torunlari ve 86 yasindaki annesi ile gayet iyi geçinmektedir.Öte yandan Sally, ileri bir Alzheimer hastasi olup, 1963 yilindan bu yana hiç konusmamakta, 1994 yilindan beri de yürüyememektedir.Ne çocuklarini ne de torunlarini tanimaktadir.Diane ve Sally bugün Duke Üniversitesi’nde yürütülmekte olan ”Ikiz Alzheimer Hastalari” çalismasina deneklik etmektedir.Ikisinin farkli kaderlerine açiklik getirmek çok zor olmakla birlikte, bilim adamlari genetik olmayan faktörleri gün isigina çikartmakta bu ikisinden çok yararlandiklarini itiraf ediyor.Kafa travmasi çevresel faktörlerin basinda geliyor.Otopsi raporlarindan yararlanan bilim adamlari, kafa travmasinin amiloid plaka birikimini tetikledigini ortaya çikartti.Epidemiyolojik çalismalar bu ani plaka birikimlerin etkisinin uzun süreli doldugunu gösteriyor.Örnegin 2 bin denek üzerinde sürdürülen 5 yillik bir arastirma, kafa travmasinin Alzheimer riskini 3 misline çikarttigini ortaya koydu.  

Bio enerjili akupunktur terapisi

Haziran 24, 2007

 

Bio enerjili akupunktur terapisi 

 

Doğada Herşeyin Artısı (+) ve Eksisi (-) vardır;

Soğuk–Sıcak, Islak–Kuru, Aydınlık–Karanlık buna örnektir.
Bu zıtlıkların dengede olmasına doğanın dengesi deriz.

İnsanda bu dengenin bir parçasıdır.
Sağlığımız bu Artı/Eksi dengesine bağlıdır.

Dengenin bir tarafa doğru bozulması hastalığı meydana getirir. Bu dengenin Bio Enerji ve Akupunktur ile tekrar kurulması sayesinde hastalığın insanın kendi vücudu tarafından onarılmasını ve şifayi getirir.

İnsan vücudundaki enerji dengesinin bozulması daha çok Negatif/Eksi (-) yönde olmaktadır.

Bunun sebebi çevreden ve özellikle negatif insanlardan gelen Eksi (-) elektriktir. Zamanla bu negatif enerjilerin birikmesi ile enerji kanallarımızda kalıcı blokajlar oluşur. Bu blokajların başlıca belirtileri; Korku, Endişe, Panik Attak, Baş dönmesi. Genel Ağrılar, Baş Ağrıları, Huzursuzluk, İç sıkıntı, Deprasyon, Negatif  Düşünceler, Hırs, Nefret, Yaşam Endişesi vb.

Bu belirtiler ne yazıkki ilaçlarla tedavi edilememektedir, ancak semptomatik tedavi ile belirtiler geçiçi bir süre için bastırılması söz konusudur.

Kalıcı bir iyileşme için negatif enerjinin vücuttan arındırılıp Artı (+)/ Eksi (-) dengesinin tekrar kurulması gerekmektedir.

Akupunktur ile kısa devre sağlanarak blokajlar giderilmektedir. Bu sayede Negatif Enerjinin Bio Enerji ile vücuttan  kolaylıkla atılması söz konusu olmaktadır.  Böylece verilen Bio Enerji daha kolay etki edip hızlı sonuç vermektedir.

Akupunktur ile kısa devre sağlanarak blokajlar giderilmektedir. Bu sayede Negatif Enerjinin Bio Enerji ile vücuttan  kolaylıkla atılması söz konusu olmaktadır.  Böylece verilen Bio Enerji daha kolay etki edip hızlı sonuç vermektedir.

Amaç
1. Yaşam gücünü arttırmak.
2. Bağışıklık sistemini güçlendirmek.
3. Enerji sirkulasyonunu hızlandırıp canlılığı arttırmak.
4. Topraklanmayı sağlamak (Kötü enerjiyi boşaltmak).
5. Zarar görmüş organların tekrar eski yaşam gücüne kavuşmasını sağlamak.

Akupunktur & Bio Enerji Terapileri

Genel Enerji Dengesi
Stres
Anti Age

Sinirsel Rehabilitasyon
Panik Atak
Depresyon
Anxite

Bağımlılık Tedavileri
Sigara
Obesite

Bağışıklık Sistemi
Allerji
Astım
Sık üşütme / Soğuk algınlığı

Hormonal Dengesizlikler
Mensturasyon Sorunları
Pre – menapoz
Menapoz
Ağrılı Adet Görme

Mide Bağırsak Sistemi
Gastrit
Ülser
Kolit
Kabızlık
Hazımsızlık

Ağrı Tedavisi
Baş Ağrıları
Migren
Gerilim tipi baş ağrısı
Sinuzit
Boyun Ağrıları
Fibromiyalji
Miyalji
Bel Ağrıları
Lumbago
Siyatik

Uzm. Dr. Erhan Özer
Algoloji (ağrı) uzmanı
MD – PHD
 

MEYVELER

Mart 21, 2007

c21122.jpg

Elma yemek için 8 sebep


1-Sabahları hiçbir şey yemeden evvel el-
ma yendiğinde kanı temizler ve toksinleri at-
mayı sağlar.

2- Isırarak ve kabuğuyla yenirse dişleri
temizler ve diş etlerini güçlendirir.

3- Uykudan önce yenirse rahatlatır ve
kolay uyumayı sağlar.

4- Yeşil, hafif ekşi olanları mide bulantı-
larını önler.

5- Gastritten kaynaklanan yanmaları ha-
fifletir.

6 Kabuğuyla pişirildiğinde bağırsakları
çalıştırır ve yumuşatır.

7-Bal ekleyerek pişirildiğinde enerji verir.

8- Ortasına biraz marmelat ekleyip fırın-
da pişirildiğinde, özellikle rejim yapanların
tatlı yeme arzusunu giderir.

Elmanın özellikleri
– İçinde bulunan mineral tuzlar sayesin-
de idrar sökücü ve kanı temizleyici özelliği
vardır. Ayrıca ürik asite ve romatizmalara
karşı güçlendiricidir.
-Vitaminler ve mineral tuzlar aynı za-
manda enerji ve tazelik verir.
-A vitamininin varlığı solunum yollarını,
sinir sistemini, kan damarlarını ve cildi sağlıklı
tutar.
-Organik asitler sayesinde hem midenin
çalışma düzeni hızlanır, hem de gastrite kar-
şı mücadele verilir.
– İçindeki kükürt ve tanin sayesinde de-
zenfektandır ve bakterilere karşı korur.
– Sindirimi kolaylaştırdığı gibi kalbi de
güçlendirir..

 

HANGİ MEYVE NEYE İYİ GELİR?

Mart 21, 2007

c21121.jpg

Hangi meyve neye iyi gelir?ahududu
Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.

ayva
İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.

badem
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

badem
Aci bademin uçucu yagi, iyi bir koku ve tat giderici (balik yagina ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandir. Badem tohumlari, badem surubu hazirlanmasinda kullanilir. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabugu halk arasinda bogaz agrilarina karsi kullanilmaktadir.

ceviz
Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Bitki bilimcilere göre bol miktarda A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile Chinon Juglon adlı aktif madde içeren cevizin hem içi, hem ağacının kabukları hem de yaprakları pek çok sağlık sorununa iyi geliyor. Her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekayı geliştirdiğini belirten uzmanlar, yeşil ceviz meyvelerinin kabukları kaynatılarak içildiğinde erkeklerde cinsel gücü artırdığını belirtti. Vücudu besleyip güçlendiren cevizin yararlarından bazıları şöyle sıralanıyor: • Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlar. • Taze dalların kabukları ve meyvelerinin kabukları ile karıştırılıp kaynatılarak elde edilen sıvı mideyi kuvvetlendirir. • Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, boğaz hastalıklarına iyi gelir. • Bir miktar ceviz yaprağı banyo suyuna karıştırılırsa cilt hastalıklarına iyi gelir. • Ceviz yaprakları pişirilerek çıbanların üzerine sarılırsa iyileşmesini sağlar. • Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok olur.

çamfıstığı
Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

çilek
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.

dut
Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

dut meyvası
Fructus Mori nigri Meyvalardan hazırlanan şurup, gargara halinde, ağız ve boğaz hastalıklarına (pamukçuk) karşı kullanılır.

elma
Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.

enginar
Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikler.

fındık
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar.

greyfurt
C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.

hindistancevizi
İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

hurma
Kalbimizin yeni dostu bulundu: Hurma Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu. İsrailli bilimadamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu kanıtladı. İsrailli bilim adamları, hurmanın, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar. İsrail’de yapılan bir araştırmada, elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları, elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler.

karpuz
Vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur.

kavun
Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbî olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tabâbetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.

kayısı
Çekirdeklerinden yağ elde edilir. Etli meyvesi şeker, organik asitler ve C vitamini ihtivâ etmesi bakımından önemlidir. Çekirdek içinden elde edilen yağ badem yağı yerine, yaprakları derelerde balıkları sersemleterek tutmak için kullanılır.

kestane
Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

kızılcık
Kızılcık meyvelerinden ezme, marmelat, meyve suyu yapılır. Kabız edici özelliği vardır. Gıdâ olarak istifâde edildiği gibi kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır.

kiraz
Aspirin yerine kiraz Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. Michigan eyaletinde yaşayanlar, bu yörede çok yetiştiğinden, bol bol kiraz yiyorlar. Kimileri bu meyvenin gut ve mafsal iltihabından kaynaklanan ağrılara birebir olduğunu ileri sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Muraleedharan Nair kirazda bulunan ve ”antosiyanin” olarak bilinen kırmızı renkteki kimyasalların bu etkiyi yaratabileceğine dikkat çekiyor. Nair ve ekibi genelde uygulanana deneylerden yararlanarak söz konusu belişimlerin aspirin ve ibuprofen gibi ağrı kesicilerde bulunan enzimleri içerip içermediğini araştırdı. Ardından kimyasalların serbest radikallerin zararlı etkilerini yok edici özelliklerini inceleyerek bunları vitaminlerle karşılaştırdı. Sonuçta, 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair’e göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.

kivi
Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.

muz
Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler.

nar
Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

portakal
Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor. Kilo almaya engel olur. Kandaki kolestorolü düşürür.Vucüdun C vitamini, potasyum, protein, B ve E vitaminleri ile kalp hastalıkları ve antikanserojen maddeler ile kanser riskini azaltıyor, kolestorolü düşürüyor

şeftali
Çiçekleri kabızlığı giderir ve barsak solucanlarını düşürür. Meyvesi hazmı kolaylaştırır.İdrar yollarını temizler. Bol miktarda idrar söktürür. Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir. Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır.

vişne
İshali keser. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir.

yeralması
Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.

ALINTI

SIFIR BEDEN SIFIR KAFA

Şubat 9, 2007

SIFIR BEDEN SIFIR KAFA

 Bir süredir kadınlarımızda, bilhassa genç kızlarımızda bir SIFIR BEDEN takıntısı başgösterdi. Televizyon yıldızları ve mankenler şimdilerde bunun propagandasını yapar oldular. Güzel olmak ve güzel görünmek bütün kadınların hayali. Fakat güzellikten ne anlaşıldığı kişiden kişiye değişiyor. Çünkü herkesin zevki ve beğenisi kendine göre.. Ama ‘güzel’ kavramının ne olduğunu kitlelerin bilinçaltına işleyen bir moda endüstrisi ve koskocaman bir medya sektörü var. Gezegenimizdeki herşeyi bir ‘meta’ya dönüştürmeyi hedefleyen kapitalizm, kadınları ve ‘kadın güzelliğini’ de bir meta olarak görüyor.Düşünsenize:
Dünyadaki kadınlar kendilerinin aslında çirkin olduklarını düşündükleri sürece; umutlarını ve birikimlerini güzelleşmek adına moda ve kozmetik endüstrilerine yatırıyorlar.

Üstelik bunu isteyerek ve büyük bir arzuyla yapıyorlar.

Tarih boyunca ‘güzel görünmek’ için kadınları ne kalıplara soktular. Çoğu kere de kadınlar bu kalıplara girmeye bir şekilde razı edildi, bunun kendi iradeleri olduğunu sanarak.

Mesela 18. ve 19. Yüzyıllarda kadınların korse giymeleri adeta güzelliğin olmazsa olmaz şartlarındandı. İnce belli görünmeleri için kadınlar adeta o cenderenin içine sokuldular.

Bunun ne kadar sağlıksız ve tehlikeli bir moda olduğunu farketmek için kırılan kaburgalar ve hasar gören iç organlar yeterli olmuş muydu peki? Hiç sanmıyorum.

9 veya 10.Yüzyıl’da başlayıp 20.Yüzyıl’ın ilk yıllarına kadar ise Çin’de çok daha korkunç bir estetik anlayışı vardı ki bugün sonuçlarını görünce dehşet ve tiksintiyle irkiliyorsunuz.

O zamanlar Çin’in pek çok kısmında geçerli olan moda / gelenek gereği, kız çocuklarına daha çocukluklarından itibaren ‘ayakların büyümesini önleyen’ özel ayakkabılar giydirilirdi. Çünkü ‘küçük ayaklı’ kızların daha güzel olduğuna, bu ayakkabıyı giyen kızların ‘iyi bir terbiye almış’ olduklarına inanılıyordu.

Bu uygulamanın kadının ayakları ve sağlığı üzerindeki yarattığı korkunç etkiler, ‘normal ve olağan’ olarak kabul ediliyordu.
Mideniz kaldırıyorsa bkz.
http://www.ccds.charlotte.nc.us/History/China/04/hutchins

Daha 20.Yüzyılın başlarına kadar, Batı dünyasında da ‘güzellik’ adına çok tehlikeli kimyasallardan yapılmış kremler satılabiliyordu mesela.

Bugünkü bilgi birikimimizle görebiliyoruz ki, güzel olabilmek adına kadınlar çok büyük acılar çektiler, tehlikeli şeyler yaptılar ve çoğu kere bu uğurda sağlıklarını yitirdiler.

Garip olan, bu tehlikeli alışkanlık ve tutkuların hala sürmesi mi? Zararlı olduğunu bile bile insanlar sigara içmeye devam ediyor mesela? İnsanlar kendi hayatları söz konusu olduğunda bile rasyonel davranmayı reddedebiliyorlar demek ki?

Bu durumda, ruh ve beden sağlıklarına zararlı olduğunu bile bile insanların ‘güzel’ olmak adına kendilerine işkence etmemesine şaşmamalıyız, öyle mi?

Kimbilir, belki önümüzdeki 15-20 yıl içinde birileri çıkıp “Beyinlerinizin çalışan bölümlerini aldırın, böyle çok daha güzel olacaksınız” diyecekler? Tıpkı botoks yaptırır gibi?

O zaman herkes muradına erecek, hep birlikte güzelleşeceğiz.
Herşey çok güzel olacak gerçekten.

FERİDE KAHLER

Beyin Kanaması..

Şubat 9, 2007

Beyin Kanamasi

Lutfen cok dikkatle
okuyunuz.

Mangal yaparken aniden Sinem?in ayagi
takildi ve dustu. Hemen Ambulans?a haber vermek istedilerse de Sinem
buna karsi cikti ? kendisini iyi hissettigini ve dusmesine sepeb
olarak da ayakkabilarinin yeni oldugunu gosterdi.

Biraz titrek ve solgun gorundugunden,
arkadaslari ustunu basini temizlemeye yardimci oldular ve onune dolu bir
tabak koydular, cunku elindeki tabagi dusurmustu. Sinem aksama kadar
digerleriyle birlikte eglenmeye devam etti.

Esi aksam oldugunda hepimizi arayip
Sinem?in hastaneye kaldirildigini haber verdi.

Aksam saat 23:00?te Sinem vefat etmis.
Meger Mangal yaparken Beyin Kanamasi gecirmis.

– Eger herhangi biri bunun bir Beyin kanamasi
oldugunu anlasaydi Sinem bugun hayatta olurdu.

Lutfen ekteki yaziyi dikkatle okuyunuz:

Bir Noroloji Uzmani soyle der: Onemli olan Beyin
kanamasi teshisini koymak ve 3 saat icerisinde bunu tedavi ettirmek, ki bu
hic de kolay degil.

Beyin kanamasi oldugunu anlamak icin asagidaki
dort adimi uygulamak gerekir:

Beyin kanamasi semptonlarini anlamak cok zor
olabilir. Fakat bu konuda bilgisiz olup beyin kanamasi geciren
kisiye mudahale edilmezse, beyini cok ciddi zararlar gorebilir.


Doktorlar, artik herkesin asagidaki 4 adimi
uygulamakla, bunu kolayca anlayabilecegini soylemektedir.

· Kisinin
gulumsemesini istemek (eger yapamazsa = Felc demektir)

· Kisinin cok basit
bir cumle soylemesini istemek (?Bugun cok guzel bir gun?)
gibi.

· Kisiden her iki
kolunu birden kaldirmasini istemek.

· Kisiden dilini
disari cikartmasini istemek. Eger yamulmussa bu da felc gecirdigine
isarettir.

Eger kisi bu dort adimdan birini yerine
getiremiyorsa ? ?lutfen? derhal acil Servise haber
veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.

Unlu bir Kardiyolog ? ?Eger bu
aciklama 10 kisiye ulasirsa, emin olun ki en az birkisinin hayati
kurtulur? demis.

Mod.Baba’dan alıntı.

Melatonin hormonu…

Şubat 7, 2007

800256_s1.jpg

Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak. Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon.

Hormon diğer aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karsı koruma sağlıyor, üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk, isteksizlik gibi durumların nedenlerini de oluşturabiliyor. Su anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon.

İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupa da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir husus da çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları.

Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak, bu hormon ışığa duyarlı.

Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiş Bilimsel bir gerçek.

‘Lütfen karanlıkta yatın ve Çocuklarınız uyurken ışığı kapatın…

Unutmayın körlerde kanser olma oranı yoka yakındır.

 

alıntı.