Archive for Ocak 2009

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

Ocak 26, 2009
ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

ATATÜRK’ ÜN TABUTUNUN AÇILIŞI

Kefen sıyrıldı ve…

Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nınyüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu…

8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00′da Prof. Dr. Kamile
ŞevkiMutlu’nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi
Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı’ydı.Patalogdu. Arayan ise
Ankara Valisi Kemal Aygün’dü…

Aygün, “Hocam” dedi, “10 Kasım günü Atamızın naaşını
Anıtkabir’e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı
geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan
korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi ricaediyoruz.”Prof. Mutlu
önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.
Hastalığınıgerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını
rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: “Ben sizi sarar sarmalar
götürürüm,bu tarihi bir görev” dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı
Etnografya Müzesi’ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.
Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda
da…

Mutlu,görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.
Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu…Ata’nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir
hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında
nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite
üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu “Başlayın” talimatını verdi.Bunun
üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir
sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka
talaş doluydu.

Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı
doluydu.Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,
ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza
için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
yazılıydı.Ata’nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi
bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini
tutmuştu. Çünkü, “Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu
patlatmış,nöbetçi er, kokudan bayılmış” diye bir sürü söylenti
geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları
aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla
katafalka çıktı ve Atatürk’ün yüzüne baktı. Ata’nın derisi kahverengi
bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu

Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı:”Yüzünü örten
ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü ile
karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının
üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor gibiydi.”

Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu’dan aktaralım: “Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin
ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda
kalmıştı. O da Ata’yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.

Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen’in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:”Bu kâğıdı,Atatürk’ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk’ün göğsü üstünekonmasını istiyor.”Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.”Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır” dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten
sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele
çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı. Ve 10 Kasım sabahı, Ata’nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe’den Ankara’ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı… Atatürk’ün tabutu, Menderes’in huzurunda açılmıştı Ata’nın 15 yıl Etnografya Müzesi’nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top
arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir’e taşınmıştı.Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.

Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk’ün naaşının korunabilmesi için “tahnit” denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç
şişesi, Ata’nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata’nın naaşı da -diyelim bugün Lenin’in mozolesinde olduğu gibi- öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes’in huzurunda Atatürk’ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit
bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle Atatürk’ün
(mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar
olacaktı. Atatürk’le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.
Ata’nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

Atatürk’ü son görenler anlatıyor:

‘Yüzünde iki günlük sakal vardı’
Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesi’nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk’ü son kez görme fırsatı buldular.

İzlenimlerini şöyle anlattılar:
• OSMAN ERSOY: “Sağlığında görmemiştim Atatürk’ü… Korkunç
heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka
çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre… 1 – 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu.”

‘ Gözleri aralıktı’

• HALİDE İNTEPE: “Tabut kapanmadan en son gittim baktım.
Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.
Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı
gözleri… Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi.”

Nefeslerin tutulduğu an…
Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler…

Kız kardeşinin gözyaşları
Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik’te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu.

Dinler, Anıtkabir yolunda…
Türkiye’deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.

Atatürk’ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan
Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler…

Tabut salonun zeminine yerleştiriliyor.
Adnan Menderes birazdan ‘Hanımefendi, buyurunuz’ diyecek ve Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Atadan’ı tabutun yanına götürecek…

Mermer lâhid sökülüyor.
Sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lâhit salonunun tavanına yerleştiriliyor

Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.
Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e doğru yol alan korteji, Makbule Hanım hıçkırıklar içinde takip ediyor.

saygı duruşu
Üniversite gençliği, Atatürk’ün Etnografya Müzesi’nde son saygı duruşunu yapıyor.

ALINTI

***EY YOLCU***

Ocak 12, 2009

EY YOLCU

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma.
Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp, yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asil vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

“En doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar. Onlar,karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

Aldırma…
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan söz edenler, âşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek âşık olanlarsa, dikenini de severler.

Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat su gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda fizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre
koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.

Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akil pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adin olsun.

Doğru yol: insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akil sahiplerinin yoludur.

Yolda vereceğin her molayı öz elletiri durağında vermelisin. Unutma, tövbe öz eleştiridir. Kendisini hesaba çeken, baskalarinca hesaba çekilmekten kurtulur.

Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.

Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, parazitler nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.

Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O’ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.

Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzaktır.

Hayırlı yolculuklar dostum.
Mustafa İslamoğlu