Archive for the ‘ATATÜRK’ Category

TÜM ATATÜRK SEVENLERE ARMAĞAN OLSUN

Aralık 27, 2009

Atatürk’ün dinlemeyi sevdigi şarkilar Tüm Atatürk sevenlere armagan olsun. 

Şarkının üzerine tıklayın, zevkle dinleyin

Merhaba Mustafa Kemal Paşa
Bayati Taksim (2.95 Mb)
Merhaba (1.99 Mb)
Bayati S. Se (6.70 Mb)
Viola – Kanun (2.20 Mb)
Atanın Sevgi Nefesi (3.95 Mb)
Mustafa Kemal (2.81 Mb)
Ritim Sol (639 Kb)
Merhaba (1.99 Mb)
Sarayburnu 1934 (5.32 Mb)
Ud Taksim (3.17 Mb)
Keman Solo (2.66 Mb)
Ataya Merhaba (2.00 Mb)
* *
 
“Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça, bulduğumuza inandıkça, ifade etmeye cesaret eden adamlar olmalıyız.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

SARI SAÇLIM, MAVİ GÖZLÜM NERDESİN DOST.. AŞIK MAHSUNİ ŞERİF

Mart 19, 2009

http://www.izlesene.com/video/muzik-mahsuni-serif—nerdesin-dost/564075

ATATÜRK KRONOLOJİSİ

Mart 2, 2009

ATATÜRK KRONOLOJİSİ

1881: Selanik’te doğdu.
1893: Askeri Rüştiye’ye girdi ve Kemal adını aldı.
1895: Selanik Askeri Rüştiyesi’ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi’ne girdi.
1899 Mart 13: İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
1902 Harp Akademisi’ne girdi ve burada gazete çıkardı.
1905 Ocak 11: Harp Akademisi’ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam’a 5. Ordu’nun 30. Süvari Alayı’nda staj yapmak için atandı.
1906 Ekim: Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Şam’da topçu stajını yaptı ve Kolağası oldu.
1908 Temmuz 23: Meşrutiyet’in ilan edilmesi için çalışmaları.
1909 Mart 31: 31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak çalıştı.
1911 Eylül 13: Mustafa Kemal, İstanbul’a Genelkurmay’a naklen atandı.
1911 Kasım 27: Mustafa Kemal, Binbaşılığa yükseldi.
1912 Ocak 9: Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta Tobruk saldırısını yönetti.
1913 Ekim 27: Mustafa Kemal, Sofya Ateşemiliterliği’ne atandı.
1914 Mart 1: Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.
1915 Şubat 2: Mustafa Kemal, Tekirdağı’nda 19. Tümeni kurdu.
1915 Şubat 25: Mustafa Kemal’in Maydos’a gidişi.
1915 Nisan 25: Mustafa Kemal, Arıburnu’nda İtilaf Devletleri’ne karşı koydu.
1915 Haziran 1: Mustafa Kemal’in Albaylığa yükselişi.
1915 Ağustos 9: Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığı’na atandı.
1915 Ağustos 10: Mustafa Kemal, Anafartalar’dan düşmanı geri attı.
1916 Nisan 1: Mustafa Kemal’in Tuğgeneralliğe yükselişi.
1916 Ağustos 6: Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş’u düşman elinden kurtardı.
1917 Eylül 20: Mustafa Kemal, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
1917 Ekim: Mustafa Kemal, İstanbul’a döndü.
1918 Ekim 26: Mustafa Kemal, Halep’in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu. 1918 Ekim 30: Mondros Mütarekesi’nin imzalanması.
1918 Ekim 31: Mustafa Kemal’in Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na atanması.
1918 Kasım 13: Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın kaldırılması ve Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönüşü. 1919Nisan 30: Mustafa Kemal’in Erzurum’da bulunan 9. Ordu Müfettişliği’ne atanması.
1919 Mayıs 15: İzmir’e Yunan’lıların asker çıkarması.
1919 Mayıs 16: Mustafa Kemal, Bandırma vapuruyla İstanbul’dan ayrıldı.
1919 Mayıs 19: Mustafa Kemal, Samsun’a çıktı.
1919 Haziran 15: Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
1919 Haziran 21: Mustafa Kemal, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi’ne çağırdı.
1919 Temmuz 8 / 9: Mustafa Kemal, askerlikten çekildi. (Saat: 20:50)
1919 Temmuz 23:Mustafa Kemal’in başkanlığı altında Erzurum Kongresi’nin toplanması ve bir Temsil Kurulu seçerek dağılması. (7 Ağustos 1919)
1919 Eylül 4: Mustafa Kemal’in başkanlığı altında Sivas Kongresi’nin toplanması ve 11 Eylül’de sona ermesi.
1919 Eylül 11: Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Başkanlığı’na saçildi.
1919 Ekim 22: Amasya Protokolü’nün imzalanması.
1919 Kasım 7: Mustafa Kemal, Erzurum’dan milletvekili seçildi.
1919Aralık 27: Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye’yle birlikte Ankara’ya geldi.
1920 Mart 20: İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından ele geçirilmesi, Mustafa Kemal’in protestosu, Ankara’da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
1920 Mart 18: İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın son toplantısı.
1920 Mart 19: Mustafa Kemal tarafından Ankara’da üstün yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulunulması.
1920 Nisan 23: Mustafa Kemal, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı.
1920 Nisan 24: Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
1920Mayıs 5: Mustafa Kemal’in başkanlığında ilk Hükümet’in toplantısı.
1920 Mayıs 11: Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
1920Mayıs 24: Mustafa Kemal’in cezası Padişah tarafından onaylandı.
1920 Ağustos 10: Osmanlı İmparatorluğu delegeleriyle İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması’nın imzalanması.
1920 Ocak 9 / 10: Birinci İnönü Savaşı.
1921 Ocak 20: İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu’nun esas maddelerinin kabulü.
1921 Mart 30 / Nisan 1: İkinci İnönü Savaşı.
1921 Mayıs 10: Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi’nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu’nun kurulması ve Mustafa Kemal’in Grup Başkanlığı’na seçilmesi.
1921 Ağustos 5: Mustafa Kemal’e Başkumandanlık görevinin verilmesi.
1921 Ağustus 22: Mustafa Kemal’in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı’nın başlaması.
1921 Eylül 13: Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılması.
1921 Eylül 19: Mustafa Kemal’e Mareşallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal’in Gazi ünvanını alması.
1922Ağustos 26: Gazi Mustafa Kemal’in Kocatepe’den Büyük Taarruz’u yönetmesi.
1922 Ağustos 30: Gazi Mustafa Kemal’in Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Savaşı’nı kazanması.
1922 Eylül 1: Gazi Mustafa Kemal’in: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri !” emrini vermesi.
1922 Eylül 9: Türk Ordusu’nun İzmir’e girmesi.
1922 Eylül 10: Gazi Mustafa Kemal’in İzmir’e gelişi.
1922 Ekim 11: Mudanya Mütarekesi’nin imzalanması.
1922 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal’in önerisi üzerine saltanatın kaldırılması.
1922 Kasım 17: Vahdettin’in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul’dan kaçması.
1923 Ocak 29: Gazi Mustafa Kemal’in Latife Hanım’la evlenmesi.
1923 Temmuz 24: Lozan Antlaşması’nın imzalanması.
1923 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal’in Halk Fırkası’nı kurması.
1923 Ağustos 11: Gazi Mustafa Kemal’in 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na seçilmesi.
1923 Ekim 29: Cumhuriyet’in ilan edilmesi.
1923 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal’in ilk Cumhurbaşkanı olması.
1924 Mart 1: Gazi Mustafa Kemal’in Büyük Millet Meclisi’nde Halifeliği kaldırması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu söylemesi.
1924 Mart 3: Hilafetin kaldırılması, öğrenimin birleştirilmesi, Şer’iyeve Evkaf Vekaletiyle (Bakanlığıyla), Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletinin kaldırılması hakkındaki yasaların Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmesi.
1924 Nisan 20:Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu’nun kabul edilmesi.
1925 Şubat 17: Aşarın kaldırılması.
1925 Ağustos 24: Gazi Mustafa Kemal’in ilk defa Kastamonu’da şapka giymesi.
1925 Kasım 25: Şapka Kanunu’nun Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmesi.
1925 Kasım 30: Tekkelerin kapatılması hakkındaki kanunun kabulü.
1925 Aralık 26: Uluslararası takvim ve saatin kabulü.
1926 Şubat 17: Türk Medeni Kanunu’nun kabulü.
1927 Temmuz 1: Gazi Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk kez İstanbul’a gitmesi.
1927 Ekim 15 / 20:Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı’nda tarihi Büyük Nutku’nu söylemesi.
1927 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal’in 2. Kez Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesi.
1928 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal’in Sarayburnu’nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.
1928 Kasım 3: Türk Harfleri Kanunu’nun Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmesi.
1931 Nisan 15: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu’nun kurulması.
1931 Mayıs 4: Gazi Mustafa Kemal’in 3.kez Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesi.
1932 Temmuz 12: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu’nun kurulması.
1933 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’in 10. Yıldönümünde tarihi nutkunu söylemesi.
1934 Kasım 24: Gazi Mustafa Kemal’e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanununun kabul edilmesi.
1935 Mart 1: Atatürk’ün 4. kez Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesi.
1937 Mayıs 1: Atatürk’ün çiftliklerini Hazine’ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi’ne bağışlaması. 1938 Mart 31: Atatürk’ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin ilk resmi duyurusu.
1938 Eylül 15: Atatürk’ün vasiyetnamesini yazması.
1938 Ekim 16: Atatürk’ün hastalık durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlanması.
1938 Kasım 10: Atatürk’ün ölümü. (Perşembe, saat: 09.05)
1938 Kasım 11: İstanbul Şehir Meclisi’nin olağanüstü toplantı yapması. Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsunun indirilerek yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı’nın çekilmesi.
1938 Kasım 12: Atatürk’ün ölümü dolayısıyla, Yüksek Öğretim gençliğinin Üniversite Konferans Salonu’nda toplanması.
1938 Kasım 13: Gençliğin Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i koruyacaklarına ant içmeleri.
1938 Kasım 14: Büyük Millet Meclisi çok hazin bir toplantı yaptı.
1938 Kasım 15: Hükümet Atatürk’ün Ankara’da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
1938 Kasım 16: İstanbul’lular Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevlerini yaptılar.
1938 Kasım 19: Büyük bir törenle, Atatürk’ün Dolmabahçe’den alınan yüce cenazesi, önce Sarayburnu’na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü.Yavuz zırhlısıyla İzmit’e kadar götürülen tabut, oradan Ankara’ya yolcu edildi.
1938 Kasım 20:Atatürk’ün sevgilinaşı Ankara’ya ulaştı ve Ankara’da Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara’lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
1938 Kasım 21: Atatürk’ün cenazesinin Etnoğrafya Müzesi’ndeki Geçici Kabre konulması.
1938 Kasım 25: Atatürk’ün vasiyetnamesinin açılması.
1938 Aralık 26: Atatürk’ün “Ebedi Şef” sanıyla anılmasının kabul edilmesi.
1953 Kasım 4: Atatürk’ün Geçici Kabri’nin açılması.
1953 Kasım 10: Atatürk’ün cenazesinin Anıt-Kabir’e nakledilmesi.

ATATÜRK VE HÜMANİZM

Haziran 1, 2008
 
 
……Mustafa Kemal temelde hümanist bir insandı.İnsanın unsurunun çok de ğerli olduğuna inanmıştı. İnsana değer verdiği tartışılmazdı. Artık başlı başı
na Atatürk’ün yaşantılarından alınan kesitlerde hiç bir küfür unsuruna,kişi düş
manlığına rastlamadım. Bir arılık var Mustafa Kemal’de… Yani onu farklı oto riteler ne kadar eleştirirse eleştirsin,sanki bir yapıda binanın her yerine ko nulamayacak özgün bir taş gibi onu kimse yerinden kıpırdatamıyor.Ne dış ülkelerce ne de iç mihraklarca.

…….Mustafa Kemal hangi ülkede doğsaydı,hangi ırktan olsaydı yetişmesi özellikleri, kendi iç tercihi bu şekilde olacaktı. Yani:

…”İnsan değerlidir, ırk değerlidir,bayrak değerlidir,barış değerlidir,çalışmak değerlidir,bilim değerlidir vatan değerlidir.”

…İnsanı merkez almıştır Mustafa Kemal.

……Dünyanın başını ağrıtan,huzurunu kaçıran emperyalist ülkelerdir.Tabiri caizse dünyada ortaya çıkan DÜNYA MAFYASI ülkeleridir.(Hem altı milyar insanın hem de DÜNYA DOĞASININ mafyası) İnsanlık tarihinin varoluşundan beri mafyavari ırk ve ülkeler olagelmiştir.

……Eğer Mustafa Kemal yaşasaydı(20-30 yıl) ,eğer mafya ülkeler de yerinde dursaydı, Kurtuluş Savaşı’nı bu mafya ülkeler hazmedebilseydiler Türkiye her bir etnisitesiyle mutlu ve dünyaya örnek bir ülke olacaktı.

……Dünya ülkelerinin genel kojoktöründe Mustafa Kemal’e karşı şu politikası yanlıştır, diye duydunuz mu? Mustafa Kemal’i duyan her ülke insanı ona saygıyla eğilir.

……Bu saygı nereden. Hümanizm var,bilim var.Güneş ne kadar açıksa o da o kadar açık ve net. Her ırkın kendi özelliklerini yaşaması… Çünkü insan denilen varlık; diliyle, kültürüyle iç içe yaşıyorsa vardır, mutludur.Kendini insanlık ve bilim alanında en yüksek performansta tutar.

……Bu şu demek her ırk üstündür. Her dil güzeldir. Her ırkın gelenekleri kendi sine hastır. Bir ırkın geleneklerini,bir ırka yama yaparsanız bu sunilik temelde her bir insan unsurunu ne başarılı yapar ne mutlu eder.

……Osmanlı Devleti’ne baktığım zaman. Osmanlı felsefesi sanki İslam dini ağırlıklı gibi görünüyor. Elbette Osmanlı’da din saygıdeğer. Ancak ana felsefesi OSMANLILIK’TIR: Türklüğü zaten Osmanlı görmemezlikten geldi. Türklük derken diğer ırkları da görmemezlikten geldi.(Bu doğal mıdır 624 yıllık dünya gerçeğinde ayakata kalabilmek için,hanedanlığın yürümesi için kendi mantığına göre doğru.Hanedanlığın yürümesi insan unsurundan önce geliyordu.) Çalışma sistemi şu idi:

…..Osmanlı Hanedanlığı’nı yıkmayacak her unsur (Dil,din,savaş akınları vs) mübah. Osmanlı Hanedanlığının erkini zayıflatacak her unsur düşman idi.

……Osmanlı felsefesi İslam görünümlü olmuştur. Oysa hiç bir padişah hacca gitmemiştir.Hacca gitmemezlikten değil,hanedanlığın başına bir şey gelme sin kanaatindeyim. Yine Devlet-i Ali’nin geleceği düşünülerek yeri gelmiş pa dişahlar kardeş katili olmuşlardır. Hep AZINLIĞI ekonominin başında tut muştur. Hep azınlığı sadrazam yapmıştır. Hep dışarıdan getirdiği devşirme lerle askeri birlik kurmuştur. Bunun niçinleri şudur:

…..Azınlık azdır,ülkede misafirdir.Azınlık kendisini zaten ev sahibi hissetme yecektir. Azınlıktan olan bir sadrazam, Osmanlı’ya karşı çok saygılı, itaatkar ama ülkede yaşayan,ağırlığı Türk kütlesinden olan halka ”Bu gün git yarın gel” devlet memuru sorumsuzluğu ile hareket etmiştir.

…….Osmanlı Hanedanlığı’nın ayakta kalmasının diğer sacayağı da halkın dili,geleneği,kültürü, beyinsel gelişimi görmezden gelinmiştir. Halis muhlis Türkçe diliyle saray dili farklı olmalıydı. Halk okuma yazma bilmesin. Saray dili ile halk dili bir olmasın. Osmanlı Devleti’ne baktığımız zaman bilimsel eğitime yer olmadı. Bütün fobi halk uyanır,güçlenir Osmanlı Hanedanlığı yıkılır:

-Fetvaları hep Osmanlı Hanedanlığı’nın ayakta kalması için al.

-Türk dilini görmezden gel çünkü Türkçe düşünen,Türkçe yorumlayan,Türkçe hayal eden Türk insanı hanedanlığa mutlak ve mutlak alternatif getirirdi. Kara manoğlular’dan az çekmemişti Osmanlı…

-Türk’ü yönetim kademesine almayacaksın; o zaman kendini güvenlikte his setmeyen, Osmanlı’nın eteğinden tutmaya mahkum olan Yahudi,Ermeni, Le vanten ve diğer azınlık unsurlardan misafir unsurlardan sadrazamlar, komu tanlar,devlet adamları ve devlet memurları yetiştirmek. Tabi bu azınlıklar, özellikle Osmanlı hazinesinden başlayarak her alanı karmakrışık etmişler dir. Ne İslam dini özbe öz haliyle yürüyebilmiştir, ne ekonomi. Özellikle devlete sahip olmamıştır bu unsurlar.SAHİPMİŞ gibi görünmüş zaman zaman Mithat Paşa gibi asılmaya kadar gitmişlerdir.

……Atatürk’ün özbe öz Türk olduğuna inanıyorum. O, kendisine karşı dürüst, kendine, kendi gerçeğini kabul edecek bir şahsiyetti. Eğer Türk değil de başka bir ırktan olsaydı hiç korkusu yoktu bangır bangır söylerdi. O, Selanik te doğmuştu doğduğundan Selanik’in yarı nüfusu Yahudi asıllıydı. Türk,Rum, Levantenler’de vardı. Mustafa Kemal Yahudi asıllı Şemsi Efendi okulu’nda okumuş diye Atatürk’ün Yahudi asıllı olduğunu söylemek abesle iştigaldir. Hangi çocuk kendi öğretmenini ya da ilkokulunu seçebiliyor ki…

…..Kendine saygısı olan,kendini fazlasıyla GERÇEKLEŞTİREN biri neden öz ırkını saklasından Türklük için kendini yorsun. Öldürülmüş,unutulmuş Türk çe’yi yeniden canlandırmaya çalışsın. Edebiyata,bilim diline neden taşısın Türkçeyi? Kendi ırkının reklamını yapar,onunla övünürdü.

……Mustafa Kemal kafatası bir ırkçı değildi. Türklüğü diriltmekle dünyaya şu mesajı veriyordu:

Kendi dilini,örfünü adetini,geleneğini yaşamayan bir millet, o milletin bireyle ri kendilerini gerçekleştiremezler. Dünyada ne kadar ırk var ise hiç bir diğer ırka mahkum olmamalı. Ana felsefe budur. Ana felsefesi (Bence) buydu.

….Yunanlılar İzmir’i işgal ettiklerinde Bayrağımız Yunan Kralı’nın ayağına seril miştir.Kral basarak geçmiştir misafir edileceği binaya… 3 yıl kadar sonra Mustafa Kemal 13 Eylül 1922 ‘de İzmir’e girer. Aynı bina önüne hemen Yun an bayrağı serilir ama Mustafa Kemal bayrağı çiğnemez. Şu asalet kimde var. Bu Yunan ırkına saygıdır. Yunan ırkına saygı duyan Mustafa Kemal diğer tüm ırklara saygı duymayacak mıydı?

……Cumhuriyet kuruldu ama İngiltere’de tabiri caiz ise kuyruk acısı vardı. Bi zim başımıza çorap ören itilaf devletleri şimdi AB ülkeleridir. Özellikle Güney doğu’yu sakin bırakmadılar. Belki bölge için uygulamaları farklı olacak Mus tafa Kemal’in elini kolunu ister istemez bağlamaya gitmiştir. Burada Türk toprak ayrılığı kastım değildir dil ve kültür açısından diyorum.

……Birey, kişinin kendisi olması. Tek bir birey kendi seçimini kendisinin yap ması.Bir ülke doğan çocuğunu öylesine yapılandırmalıdır ki o bireye hiç bir şeyi dayatma ile vermemeli. Ben babamın elini öptüm sen de dedenin elini öp kıstasıyla nesil yetiştirilmez. Ne varki bir millet ırkını,geleneğini yaşadıktan sonra doğan birey zaten toplumunu kanıksar. 6 yaşında bir çocuk eğer ken dini yaşayan bir ırkın içine doğmuşsa,başka seçeneği yoktur, kendi ırkını kabullenecektir.

……Başka dil öğrenebilir mi, mesela çocuk doğduğu toplumun dilinden baş ka…Aile büyüklerimiz dilimizi bize öğretirken zorla mı öğretiyorlar,hayır tabi iki… Peki el öpme gibi bir çok geleneği niye zorla yaptırmaya çalışırlar. Da ha başından yapmacık oluyorsunuz. Alan bırakırsanız çocuğu dilin nasıl kanık saya kanıksaya öğreniyorsa dini inanç gelenek ve görenekleri de aynı kendi kararıymış gibi öğrenir. SEÇMELİ-DAYATMALI EĞİTİMİN arasındaki fark ne; köle zihniyeti olmaz. Özgür düşünce zihniyeti olur. Karar verme,bilimsel düşünme, cesur, atak olur. Kendine saygı duyar. Doğu’da Güneydoğu da bir şeyhin kararıyla oy kullanmaz.

…… Osmanlı Devleti’ni Türklük yönetmemiştir.OSMANLILIK yönetmiştir. Tabi HANEDANLIK NASIL DEVAM ETTİRİLEBİLİR’İN en iyi örneği kanıtlanmıştır.(Böyle derken Osmanlı’ya kızgınlığım yok,öyle uygun görmüşler,bir şeyleri değiştiremeyiz zaten, ancak tarihten ders alınır.) Mutlu bir toplum mu idi.hayır sanmıyorum. Taban mutsuzdu.

….. Kapalı toplumlar içinde hangi istatistiği yapabilirsiniz ki,neyi ölçebilirsiniz ki mutlu toplumdur diyebilirsiniz. En azından en azından Osmanlı savaş lardan geri durmamıştır.Hep savaşan bir ülkenin ailelerinden mutlaka savaş larda ölen evlatlar oluyor. Bugün Güneydoğu’dan gelen şehitlerimiz içimizi yakmıyor mu bu böyle devam ettikçe yüreğimiz alev alev değil mi? Peki Osmanlı zamanında düşünün kendinizi. Zaman tünelinde yolculuk yapın.O zaman da yaşayan bir anne olun,baba olun,kız kardeş olun,evlat olun…Gitti gider askere ne haber var ne eter…Cenazesi bile yadellere gömülür gi der…İşte o annelerin,o babaların,o evlatların, o kardeşlerin hissettikjlerini bir içinizde hissedin…

……Bu arada sanki padişahlarımız mı mutluydu deseniz…O da doğru değil bence…Onlarda mutlu değildi,hemde hiç. Demokrasi yok saray içinde kim se kimseye güvenmiyor.Fatih Sultan Mehmet’in zehirlenerek öldürüldüğünü söylüyor kimileri. Kesin mi bilmem. Ömrünü savaşlara ver fetihler yap bir çay kaşığı kadar olmayan zehre vücudunu teslim et…Acıklı değil mi? Ya kardeş acısı. Beş yaşındaki kardeşini Devlet-i Ali nin geleceği uğruna öldürttüğü ya? (Fatih Sultan Mehmet)

……Tabi Fatih Sultan Mehmet’de o düzenin içine doğdu. Başka seçeneği var mıydı. Kişi hak vbe özgürlükleri yoktu ki…Değiştirmek kimsenin aklına gelmiyordu.

……Biz Türkler olarak en çok çektiğimiz acı kendi ırkımızın öz diline, gelene ğine,özelliklerine göre bilimsel yaşayamamız. Bir ırkın yaşamı başka ırk lar dan alınan kopyalarla hele hele dil gibi üst kurumun değiştirilmesi ile başarı ve mutluluğa ulaşılamaz. Osmanlı hep azınlıklarla ülkeyi idare ederken.
Mustafa Kemal ‘de ülkede ne kadar unsur varsa hepsini değerlendirerek Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırmış. Mesela Ankara ‘ya Sivas dönüşü gelirken eşkıyaları affetmiş orduya katmıştır.

……Burada şunu söyleyeyim.Osmanlı Türk halkını bilimsel eğitim ile tanıştır mıyordu. Rus ya da Slav Hürrem Sultan ile Yahudi asıllı Ester Kira kadın (Kanuni Sultan Süleyman zamanı) hazineyi öylesine çarçur etmişti. Kapi tülasyonlar dönemi başladı.

……Ester Kira Kadın İspanya’dan göç eden Yahudiler arasındaydı.İki oğluyla birlikte İtalya’daki Yahudilerle alış-verişte bulunarak Hürrem Sultan’a mücev harat satıyordu. Kira kadınla hazine öyle boşaldı ki sonunda Ester Kira Ka dın sarayda parçalanarak saray surlarından dışarıya atılmıştır. Borçlanma senetleri bize düyun-u umumiyeleri getirmiştir.(Orhan Pamuk’un Benim adım Kırmızı” adlı kitabındandaki Ester bu sanırım.)

…..Azınlıklara haklar veren Osmanlı onları her şeyde kullanıyordu. Türk’ün savaşla uğraşması azınlıkların ticaret ve bilimle. Türk ölüyor azınlıklar özellik
le Sultan Abdulhamit döneminde burjuvalaştırılarak Gavur İzmir Mahalleleri gibi ayrılan bölgelerde sanat,tiyatro her şey yaşıyorlardı.

…..Değilmi ki Yahudi Asıllı İbarahim Müteferrika İstanbul -İzmir Yahudi tacir leri arasındaki haberleşmeyi sağlamak için matbaayı getirmişti. Yahudi azınlık ticarete, eğitime,bilime sarılırken Türk silaha sarıldı hep.Yani osmanlı öyle uygun görüyordu.

…..Derken Kurtuluş Savaşı başladı. Her unsurdan yararlanan Mustafa Kemal
eğitimli Yahudi asıllılarlardan da yararlandı.Örneğin Halide Edip Adıvar,Dr Adnan Adıvar,Kazım Özalp,Ali Fuat Cebesoy,Halit ziya Uşaklıgil…

…..Mustafa Kemal bütün unsurları kullanıyordu. (Bu ülkede yaşıyorsak her unsur Kurtuluşa yararlı olmak zorundaydı.) Özellikle Yahudi asıllılar hep söz sahibi olmak istediler.Mustafa Kemal’e bu sökmeyince O’na suikast düzen lediler. İşte İstiklal Mahkemeleri yaygaralarının temeli budur. Türkiye’de
şeriatçı İstiklal Mahkemeleri’nde 1250 kişii idam edildi diye vayşivan (Yaygara) ederken 1979 İran’ın da şeriat için Humey’ni tarafından idam edilen kurşuna dizilen(Bir milyon) insanları ağızlarına bile almazlar. Yazmazlar gazetelerinde.

…..Celal Bayar ve Adnan Menderes biliyordu ki Türk asıllı değiller.Onlar Yahudi asıllıdır. Bunu kimse inkar edemezki. İnternette Sebatayistler listesi diye yazın bakın karşınıza çıkıyorlar mı çıkmıyorlar mı? Atatürk’e yapılan suikast başarılı olamamıştı. Ama defter kapanmadı ki…Celal Bayar Adnan Menderes Atatürk inkılaplarının tersine hareket ettiler.Atatürk vefat ederken Celal Bayar başbakan olarak başındaydı. Celal Bayar Mustafa Kemal’i ve onun ilkelerini devrimlerini bilmiyor muydu. Türkçe ezan,Kur’an’ın Türkçeden okunması ve dinin istismar edilmemesi gerektiğini Celal Bayar bilmiyor muydu? Demek ki Atatürtk’ün düşüncelerine karşı olduğu halde Atatürk’ê başbakan olmak büyük zeka,büyük başarı.

……Celal Bayar ve Adnan Menderes ikilisi Atatürk ilke ve inkılaplarını sürekli erozyona uğrattılar, bunun altında yatan ne idi. Bunun altında yatan İslamiyet anlaşıldıkça 4.Mehmet döneminden Sebatay Sevi’nin yüzeyde müslüman olarak tarikatlara sirayet etmesi.İslam dinini Yahudiliğe benzetilmesi çalış ması idi. İnsanlar Türkçe mealden Kur’an’ı okudukça derinde Yahudiliğe hizmet eden uydurmalar,dine eklenenler bir bir temizlenecekti.

……Bunu Celal Bayar ve Adnan Menders Kraldan çok kralcı (Yani Türk müslümanlardan çok müslüman görünümü kartarak) bilinçli engellediler.

……1946’dan beri Recep Peker’in başbakanlığından beri bu böyle…Türkiye Türklüğün özünü Atatürk ile yakaladı. Atatürkçülük değil İran’a, Araplar’a teh
like, öyle şey olur mu? Atatürkçülük yaygınlaşırsa bütün ülkeler” Yurtta barış dünyada barış” ilkesiyle, ”Birey ırkı, dili, seçtiği inancı dahilinde kendini gerçekleştirir, mutlu olur, dünya mutlu olur” şiarıyla; emperyalizm azalacak belki de ortadan kalkacaktı. Şimdi anlayabilir miyiz acaba ABD ve AB emperyalistleri de neden Atatürk’e saygı duydukları halde Atatürkçülük Türki ye’de yıkılsın,diyorlar. Atatürkçülük emperyalistlerin ve teokratik ülkeleri insafsız yöneticilerinin kovanına çomak sokmaktır.
Dostlarıma sevgilerle
Deltaseiks
15.04.2008
Deltaseiks

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Haziran 1, 2008

 

 

 
Herkes Atatürkçü olamaz. Atatürkçülük, bilgi, ahlak, beyin ve yürek işidir. Her omuz, her baş, her yürek bu onuru taşıyamaz, tadamaz
 
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

 

 

 

 

 ASIL ONEMLI OLAN VE MEMLEKETI TEMELINDEN YIKAN, HALKINI ESIR EDEN ICERIDEKI

CEPHENIN SUSKUNLUGUDUR.

 

Mustafa Kemal ATATURK

SON VALS “SARI ZEYBEK” MUTLAKA İZLEYİN !!!!!!!

Mayıs 28, 2008

http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=35899&k_A=haberturk

ATATÜRK’ ÜN ÖZEL YAŞAMI…

Mayıs 7, 2008
 
 

Atatürk’ün Özel Yaşamı

(Uydurmalar / Saldırılar – Yanıtlar)

İsmet Görgülü

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

 

Yapılan Saldırıların Nedeni

* Atatürk milliyetçiliğine dayalı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak veya bölmek isteyenlerin önündeki en büyük engel Atatürk’tür.

* Öncelikle Atatürk’ün kendisidir.

* O’nun Türk ulusunun gönlünde yaşamasıdır,

   O’na bağlılığıdır.

* Atatürk faktörü varoldukça hiçbir güç Türkiye’yi bölemeyecek veya bir İslam devleti kuramayacaktır.

* Bu sebeple, amaçları ülkenin batması olan hainler ve onlara göz yumanlar öncelikli hedeflerini Atatürk faktörünü yıkmak olarak görürler.

* İzledikleri metodoloji ise; öncelikle İslamiyet’i saptırarak demokrasi ve laikliğin Allah’a karşı gelmek olduğunu göstermek,

* Müteakiben demokrasi ve laikliği Atatürk’ün getirdiğini vurgulamak,

* Ayrıca O’nun hain, namussuz ve İslamiyet düşmanı olduğunu söyleyerek mümkün olduğunca çok kişiyi kandırmaktır.

 

İftiraların Kaynağı

* Yapılan saldırıların en önemli kaynaklarından biri Rıza Nur’dur.

* Rıza Nur tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclis’lerde iki dönem milletvekilliği yapmıştır.

* Lozan Konferansı’na İsmet İnönü mahiyetinde katılmıştır.

* Kurtuluş Savaşı’ndan  sonra 14 ciltlik “Türk Tarihi” isimli bir eser yazmıştır.

* Eylül 1926’da hastalığı münasebetiyle Fransa’ya yerleşir ve kendisine milletvekili maaşı ödenmeye devam edilir.

* Atatürk 1927 yılında Nutuk’u okur ve yayımlar. 

* Nutuk’ta bu kişinin, Balkan Savaşı sırasında vatana ihanet ettiğini, Arnavutları isyana teşvik ettiğini açıklar.

* Rıza Nur 1928 yılında Nutuk’u okur ve “Hayat ve Hatıratım” isimli anılarını yazmaya başlar.

* Eser tamamen Nutuk’a cevap şeklindedir ve orada geçen olayları ters yüz ederek anlatmaktadır. 

* Anılarını 1935 yılında, British Museum’a 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderir. Diğer bir ifade ile olay tanıklarının ölmesini bekler.

* Anılarında Atatürk’ü kötüler ve bir nevi intikam alır.

* Kurtuluş Savaşı’nın kendisinin sayesinde kazanıldığını iddia eder. 

* Lozan’ı yapan, saltanatı kaldıran ve devrimlerin fikir babası olarak kendisini gösterir.

* Kendi anılarından Rıza Nur’un kişilik yapısını çıkaran  doktorların ifadeleri şöyledir.

* Ağır bir ruhsal bozukluk, homoseksüel eğilim, narsisizm, paranoid reaksiyon, vs. 

* Kendi anlatımlarında yazdıkları ise şöyledir.

* Gençliğinde tecavüze uğrar, bir harbiyeliye aşık olur ve kadın olmak ister, “kadını erkekle eşit saymak hatadır”, “kadın çocuk makinasıdır”, “Arnavutları isyana teşvikim iftihar sebebidir” der, vs.

 

Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılar

* Zübeyde Hanım bir kişiyle beraber yaşıyormuş. O kişi ölünce babalık davası açmış.

* Kişinin yakınları ölen kişinin, Zübeyde Hanım’ı genelevden iki yaşında oğlu ile birlikte odalık aldığını söylemişler.

* Mahkeme geneleve sormuş ve genelevin yanıtına göre Zübeyde Hanım 19 Haziran 1881’de oğlu ile beraber geneleve girmiş ve 11 Nisan 1882’de ölen kişi tarafından çıkarılmış.

* Diğer bir ifade ile babası belli değilmiş.

 

Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile 1871 yılında 14 yaşında iken evlenmiştir.

* Sözde mahkeme kararı 1882 yılında alınmıştır. Ancak bu tarihte Zübeyde Hanım hala Ali Rıza Efendi ile evlidir ve dört çocuk (Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa) sahibidir.

* Ali Rıza Efendi 1893 yılında vefat etmiştir. Diğer bir ifade ile başka birine babalık davası  açtığı anda Zübeyde Hanım hâlâ Ali Rıza Efendi ile evlidir. Böyle bir dava açması mümkün değildir.

* Ayrıca, Osmanlı’da devletten müsaadeli, ruhsatlı ve meşru genelev yoktur.

* Dolayısıyla mahkemenin genelev ile resmi olarak yazışması mantıklı değildir. 

 

Soyuna Yönelik Saldırılar

* Mustafa Kemal Türk değilmiş.

* Yahudi dönmesi, Sırp, Bulgar, Makedonmuş.

 

Soyuna Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Zübeyde Hanım’ın soyu yörüktür. Fatih Sultan Mehmet döneminde Karamanoğlu Beyliği’nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar’da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir.

* Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilmiştir ve sonra Selanik’e göç etmiştir.

* Konya bölgesinden geldikleri için “Konyarlar” ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve anılmışlardır.

* Ali Rıza Efendi’nin soyu, Aydın/Söke’den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, “Kocacık Yörükleri”ndendir.

* Aile, sonra Selanik’e göç etmiştir.

* Manastır’da yerleştikleri yere “Kocacık” denmiştir.

 

Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılar

* Sarhoşmuş, ayyaşmış, sabaha kadar içermiş, körkütük sarhoş olurmuş.

* Sofrası zevk ve sefa alemiymiş. Ülkeyi sofradan idare edermiş.

* Geceyi içki ve fuhuş aleminde, gündüzü uyuyarak geçirirmiş.

 

Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılara Yanıtlar

 

* Atatürk alkol kullanırdı. Rakıyı tercih ederdi. Baş mezesi leblebi, beyaz peynir ve kavundu.

* Ancak günlüklerde ve anılarda aşağıdaki ifadeler vardır.

* Ciddi işler konuşulduğunda kahveden başka bir şey içmezdi. Buhranlı zamanlarda O’nun için sofra-içki yoktu.

* Korkunç derecede iradesi vardı. Sarhoşluktan hoşlanmazdı.

* Atatürk’ün akşam sofraları ünlüdür. Birçok günlük ve anı defterinde aşağıdaki ifadeler vardır.

* Atatürk’ün sofrası bir yemek, içki, eğlence sofrası değil bir nevi akademi, dershane idi. Sofranın karşısında bir karatahta bulunurdu.

* Sofranın dağılması, görüşülen konunun önemine göre idi. Bazen sabahlanırdı.

* Tek eğlence alaturka saz getirip onu dinlemekti. Çoğu zaman gelen sanatçılar bir köşede unutulup geri dönmüşlerdir.

* Atatürk sofrasına herkesi bir maksatla davet ederdi. Oraya davet şeref sayılırdı.

* Atatürk bilmediklerini sofralarda bilenlerden öğrenirdi. Bakanlar, milletvekilleri hep o tebeşirli karatahtaya kalkmışlardır.

* Sofra bir idare yeri değil, dostları ile sohbet ve danışma yeri idi.

* Aynı zamanda bir imtihan yeri idi. Bir vazifede kullanacağı kişileri söylemeden, hissettirmeden burada yoklardı.

* Atatürk çalışmalarında; zaman, mekân ve imkân kavramlarıyla ilgili değildi. Başladığı bir işi bitirmeden rahat edemezdi. 

* Az uyurdu. Uykuda geçirdiği zamana acırdı.

* Nutuk’u hazırlarken 20-30 saat aralıksız çalıştığı olmuştur. Beraber çalıştığı arkadaşları yorgunluktan baygınlık geçirirken kendisi çalışmaya devam etmiştir.

 

Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılar

* Eşcinsel imiş.

* Latife Hanım ile bu yüzden ayrılmış.

* Başkalarının eşlerine sarkıntılık edermiş.

 

Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk öncelikle bir insandır. Tabii ki sevmiş ve sevilmiştir. Sevdiklerine mektup, şiir ve şarkılar yazmış ve bunları günlüklerinde açıkça ifade etmiştir.

* Eşcinselliğine yönelik Rıza Nur’un iftiralarından başka hiçbir belge ve kanıt bulunmamaktadır.

* Yakınları hiçbir evli kadınla ilişkisi olmadığını belirtmektedir.

* Ayrıca hiçbir ilişkisini Köşk’e taşımadığı, saati saatine tutulan Nöbet Defteri’nden anlaşılmaktadır.

* Bu defterde bazen “Büyük Bayan”a gittiğinden bahsedilmektedir. Ancak bu bayan kardeşi Makbule Boysan (Atadan)’dır.

* Atatürk’ün evliliği yaklaşık 2,5 sene sürmüş ve 5 Ağustos 1925 ayrılmışlardır.

* Tüm yakınlarının belirtiklerine göre ayrılmayı Mustafa Kemal istemiştir. Latife Hanım son ana kadar umudunu kaybetmemiş ve tekrar beraber olabilmek için her türlü yakını araya koymaya çalışmıştır.

* Ayrıldıktan sonra bir daha evlenmemiş ve Atatürk’e bağlılığını sürdürmüştür.

 

Dini İnancına Yönelik Saldırılar

* Mustafa Kemal dinsizmiş, kâfirmiş.

* Laiklik adı altında din düşmanlığı yapmış.

* “Devletin dini olmaz” diyene Müslüman denemezmiş.

 

Dini İnancına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Öncelikle herkesin dini kendinedir ve hiç kimseye kimseyi yargılamak düşmez.

* Atatürk söylevlerinde şunu açıkça belirtmiştir. “İslam’la birlikte insanlık, dünya yaşamını düzenlemede yararı, zararı kendine ait olmak üzere serbest kılınmıştır.”

* Kur’an’da bunu belirten sayısız ifade bulunmaktadır.

* Atatürk ayrıca şunları da belirtmiştir.

* “Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur”, “Din, Allah’la kul arasındaki bir bağdır”, “Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin gereklerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz”, “Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur, biliniz ki o dinimize de uygundur”.

* Atatürk İslam dinine şu hizmetleri yapmıştır.

* Kur’anı’ı ilk kez Türkçe’ye çevirtmiş, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

* Kur’an’ın bilimsel tefsirini yaptırmış, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

* Bazı hadislerin çevirisini yaptırmış ve dağıtmıştır.

* Hutbeleri ve ezanı Türkçe’leştirmiştir.

* Din görevlisi ihtiyacını karşılamak için imam-hatip okulları açtırmıştır.

 

Para İle İlgili Saldırılar

* Zengin olma hırslısı imiş.

* Mal edinme hırslısı imiş.

* Devletin parasını keyfi ve zevk-sefa âlemlerinde harcamış.

* Hint müslümanların gönderdikleri yardım parasını zimmetine geçirmiş.

 

Para İle İlgili Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk 1927 yılında çiftlik gelirlerini CHP’ye bırakmış, 1937 yılında ise tüm mal varlığını hazineye yani milletine bağışlamıştır. Ayrıca özel bir yasa ile mirasçılarının pay alma haklarını ortadan kaldırır.

* Bunun üzerine BMM kendisine bir teşekkür telgrafı geçer.

* Atatürk’ün cevabı şu şekildedir. “Yapılan bir vazifedir”.

* Para ve mal edinme hırslısı olan bir kişi için bu davranış pek mantıklı değildir.

* “Kişinin aynası işidir” sözünden hareketle yine Atatürk’ün para ile ilgili yaptıklarına ve icraatlarına bakmak uygundur.

* Üzerinde para taşımazdı. Şahsı ile ilgili yapılan harcama dökümlerini bile detaylı incelemezdi.

* İstanbul’da kalınan zamanlarda aldığı maaşı masrafları karşılamaya yetmez, borçlanılırdı.

* Ankara’ya döndüklerinde kemer sıkıp borçlarını öderdi.

* Yardım paralarından artanlarla iklim ve ürün yönünden farklı bölgelerde çiftlikler alır ve yeni Türkiye’ye modern çiftçiliği öğretir.

* Makineli tarımı başlatır. İmalathaneler, fabrikalar, bahçeler, bağlar, parklar yaptırır.

* Ankara’da birkaç satış mağazası açılır. Müteakiben İstanbul’da da iki satış mağazası açılır.

* Ankara’nın çevresinde büyük bir orman geliştirilmesine başlanır.

* Atatürk’ün maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktur.

* Emekli aylığını hiç harcamaz ve İş Bankası’nda bulunan bir hesapta biriktirir.

* 9.000 TL. maaş almaktadır. Bu paranın 2.000 TL.sini (sonradan 3.000 TL.sini) İsmet İnönü’ye, 1.100 TL.sini ise başka altı kişiye aylık yardım olarak verir.

* Kalan para ile Köşk’ün (çalışanların ve konukların yemekleri de dahil) masrafları ödenir.

* Seyahatlerinde sadece tren veya vapur ister, harcırah almaz maiyetine de aldırmaz. Tüm masrafları kendisi karşılar.

* Atatürk öldüğünde toplam 73.020 TL. birikimi vardır. Bunu da vasiyetinde CHP’ye bırakır.

* Aylık ortalama geliri 10.000 TL. kabul edilirse yaklaşık 7 aylık birikimi bulunmaktadır.

* Atatürk ayrıca “Mücevherler” isimli bir defter tutmuştur. Defterin dökümü şu şekildedir.

* Kravat iğnesi.

* 10 adet kol düğmesi.

* 1 adet kol, 2 adet cep saati.

* 3 adet saat zinciri.

* 4 adet köstek.

* İstiklal Madalyası.

 

Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılar

* Ölümü çok içki içmesindenmiş.

* Ölüm saati uydurmadır aslında 02.00 civarında ölmüş.

* Cenaze namazı kılınsın istememiş ve kılınmamış.

 

Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılara Yanıtlar

* Atatürk öldükten sonra otopsi yapılmaya gerek görülmemiş ve (alkolle bağlantılı) sirozdan öldüğü rapor edilmiştir.

* Oysa tıp uzmanları günümüzde bile biyopsi, bazı tahliller veya otopsi yapmadan sirozun sebebinin söyleyemeyeceklerini ifade etmektedir.

* Atatürk’e biyopsi, bu tahliller veya otopsi yapılmamıştır. Yani alkol bağlantılı siroz tanısı sadece tıbbi bir sanıdır.

* Sirozun dört sebebi olabilir.

* Daha önce geçirilen sıtma. Atatürk iki defa sıtma geçirmiştir.

* Hepatit virüsleri. Atatürk birçok diş tedavisi geçirmiştir. O günkü koşullarda kapabilir.

* Dengesiz beslenme. 12 yıl savaşta kalmış ve sonrasında da düzenli beslenmemiştir.

* İçki. Gündüz içmez, akşam içkili sofra var ise bir küçük rakının yarısını içmiştir.

* Ayrıca yabancı doktorların raporlarında, muayenelerden ve tahlillerden elde edilen bulgulara dayanarak Atatürk’te bulunan sirozun alkol bağlantılı siroz olamayacağı belirtilmiştir.

* Ancak ölümünden sonraki rapora Türk doktorlar tarafından alkolle bağlantılı siroz yazılmıştır.

* Atatürk’ün 09.05’te ölmediğini kanıtlayan hiçbir belge bulunmamaktadır.

* 01 Ekim-10 Kasım 1938 arasında iki ayrı son nöbet defteri tutulmuştur. Birinci deftere sağlık durumu dakika dakika işlenmiştir.

* Buna göre o gece yarısı bile tedavisine devam edilmiş en son 08.30’da serum verilmiştir. 09.00’da nabız 130, soluk alıp verme 34 olarak kayıt edilmiştir.

* Atatürk son iki gününü komada geçirir. Bu zaman zarfında hiç yalnız (heyet bulunmakta) kalmamıştır.

* Dolayısı ile bu zaman zarfında cenaze namazımı kılmayın gibi bir istekte bulunacak durumda değildir.

* Cenaze namazı 19 Kasım 1938 saat 08.10’da Dolmabahçe sarayının büyük salonunda kılınmıştır. 1’inci Or.K.Org.Fahrettin Altay’ın da hazır bulunduğu namazı kıldıran Ord.Prof.Şerafettin Yaltkaya’dır.

* Atatürk, 11 Kasım 1930 öğleden önce 10 doktorun kontrolünde ve Prof.Dr.M.Lütfü Aksu nezaretinde tahnit edilmiştir.

* Tahnit edilen tabut 9 Kasım 1953’de 10 kişilik bir heyet huzurunda açılır.

* Gül ağacından tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. İçi muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Talaşın içinde cesedin sarılı bulunduğu muşamba, daha sonra beyaz kefen içinde parafinli sargılarla sarılmış olan ceset bulunmaktaydı. Ceset bozulmamıştır.

 

 

Ey Okuyucu

* Yapılan saldırılarla aynı zamanda Cumhuriyet tarihi değiştirilmeye çalışılmakta ve Türk kimliğinden uzaklaştırma politikası güdülmektedir.

* Diğer bir ifade ile bu saldırılar aynı zamanda Türk ulusuna, Türk yurduna ve Türk devletine yapılmaktadır.

* Dolayısı ile bu saldırılar bütünlüğümüze, rejimimize, ulusal kimliğimize, güvenliğimize ve geleceğimize yapılan saldırılardır.

* Bu nedenle sorumluluk duygusu taşıyan tüm vatandaşlarımızın bu saldırılarla elinden geldiğince mücadele etmesi gerekmektedir.

UNUTTURULAN ATATÜRK-UĞUR MUMCU

Nisan 18, 2008
 
 

UNUTTURULAN ATATÜRK…

Atatürkçülük ne demektir?
Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.

– Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.

Atatürkçülüğü, “tam bağımsızlık” inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri “Atatürkçülük” adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı’nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..

– Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz…

İşte Atatürk budur, işet “Atatürkçülük” budur…

Kurtuluş Savaşı, kökeninde “antiemperyalist” ve “antikapitalist” düşüncelerin kutsal harcını taşır:

– Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.

Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk’ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.

Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:

– Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır…

Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:

– Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız…

“Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.

– Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı…

Atatürk’ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk’ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.

Atatürk’ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı’nın yüce önderini “Atatürk Yılı”nda inançla selamlıyoruz:

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa…

06-ocak-1981   UĞUR MUMCU

GENÇLİĞİN ATA’YA CEVABI.

Ağustos 1, 2007

Ey Büyük Ata,
        Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.

        Ey Türk’ün büyük Ata’sı !
        İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

        Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

Türk Gençliği

BURSA NUTKU..

Temmuz 24, 2007

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk
Bursa, 5 Şubat 1933