Archive for the ‘DOSTUMUZ HAYVANLARI KORUYALIM’ Category

Eski Bir İTLAFçının Pişmanlık Dolu İtirafları

Nisan 1, 2009

(Yüreği dayanamayacaklar okumasın lutf.)

Sokak hayvanlari itlaf ekibi’ sefi belediye emeklisi, yeni hayvansever.

yazdigi yazıyı aynen aktariyoruz ,

adim yaşar berberoğlu
eski bir sabikali
eski bir katil
eski bir katliam saniğiyim…
(gerçek bir hayvanseverseniz aşağidaki yaziyi sonuna kadar okuyacak zamani kendinize mutlaka ayirmalisiniz)
bir hafta kadar önce sizlere imdaaaat; diyerek gönderdiğim mesajda:
………emekli bir memurum.. zeynepkamilde iki köpeğimi üsküdar belediyesi zehirlemek istiyor… bana yardım edin lütfen. onların öldürüleceklerini bilmenin çaresizliği içinde yüz kiloluk cüssemle sadece ağlayabiliyorum……….; diye yazmıştım..
bir çok insan, özellikle mimar meral olcay hanım ve sokaktaki melekler ilgilendi. sağ olsunlar..
oysa…
oysa ben de eski bir üsküdar belediyesi çalışanı ve üsküdar belediyesinin maaşlı katiliydim.
aşağıda yazacaklarım noktasına kadar gerçek olup asla bir kurgu ve hayal ürünü değildir.
ister kızın
ister küfredin
ister gülün, gerçek bu…
ibret olsun diye yazdığım geçmişimi okursanız acımasız bir katliam sanığının acınacak öyküsünü öğrenmiş olacaksınız.

yıl 1983
20 li yaşlardaydım.
üsküdar belediyesi ümraniye şubesinde zabıta memuruydum.
yaka numaram 6641

sicil numaram 28700
aynı zamanda istanbul üniversitesinde okuyordum.
bir gün zabıta amirliğine bir şikayet telefonu geldi.
adamın biri bahçesine bağladığı köpeğinin gözlerinden kuduz diye şüphelenmiş.
amir sen karadenizlisin tabancayla o işi üzerine al; dedi
gururum okşandı.
tamam; dedim,
arabaya atlayıp zanlının! adresine gittik.
7.65 çapında bir tabanca verdiler elime
hadi; dediler..
köpeğe yaklaştığımda önce elimdekini yiyecek bir şey sanıp kuyruğunu sallamaya başladı.
iyice yanaşıp alnına nişan aldım.
son birkaç saniyede onu öldüreceğimi anlamış gibi canhıraş ipini çekmeye çalıştı.
tetiği düşürdüm.
alnının tam ortasında bir beyazlık gördüm sanki, ardından kan fışkırdı.
hayvan geriye doğru bir takla attı.
sürünerek zincirinden kurtulmaya, benden kaçmaya çalışıyordu..
bir daha sıktım.
boynu düştü..
beni tebrik ettiler.

belediyenin temizlik işlerine bağlı iki kişilik köpek itlaf ekibi vardı.
bu kişiler köpek zehirlemeye çıktıkları zaman vatandaşın tepkisini
çektiklerinden beni onların başına hem koruma hem de amir olarak vermişlerdi.
silahla yaptığım şov amirimin beni ödüllendirmesine yetmişti.
sabahleyin belediyenin altındaki kasaptan 3-4 kilo kıyma alır içine zehri iyice karıştırır ve infaza çıkardık.
aslında duygusal bir insandım.
hatırı sayılır dergi ve gazetede yayınlanmış onlarca şiirim vardı.
dalida, rodrigo; beethoven bile dinlerdim.
işin garibi yakında psikoloji öğretmeni olacaktım.
ama bunlar hayvan katliamı yapmamı engellemiyordu.
öldürdüklerimiz ne de olsa köpekti..
bir köpek için üzülmenin mantığı olabilir miydi..
o zamanlar ümraniye köpek cenneti gibiydi.
her tarafta koloniler halinde köpekler mevcuttu.
genellikle şehrin dışındaki gecekondu mahallelerinde öldürmeye giderdik.
oradaki köpekler kuru ekmeğe hasretti.
bizim kıymanın kokusunu metrelerce uzaktan alır etrafımızda pervane olurlardı.
heyecanla kuyruk sallar “ne olur bize bir tutam verin” diye adeta yalvarırlardı.
kıymayı attığımızda bu karşılıksız iyiliğimizin mantığını çözemeden, minnet dolu şaşkın bakışlarla onu havada kaparlardı.
damaklarına bulaşan et kokusunun mutluluğuyla kuyruklarını sallar, bize teşekkür etmek için üzerimize sürtünürlerdi..
sonra..
sonra titremeye başlarlardı.
ardından nefes almaları zorlaşırdı.
boğulur gibi hırıltılar çıkararak nefes almaya çalışırlardı..
ağızlarından burunlarından köpükler çıkmaya başlardı.
bazen kan kusarlardı..
soluk borularını, midelerini parçalardı zehir..
bunlar olurken genellikle gözlerimize bakmaya çalışırlardı
bana bir şey mi yaptın..;
beni kurtarabilir misin; der gibi bakarlardı.
lütfen bana yaradım et;
beni neden kandırdın;
bana bunu neden yaptın; der gibi bakarlardı
en çokta çırpınırlardı ölürken.
vücutlarının bir kısmı felç olur
bir kısmı kasılır
bir kısmı titrer..
çok karmaşık bir olaydır zehirlenen köpeğin ölümü.
bazıları çığlık çığlığa can çekişirken
bazıları hafif iniltilerle
bazıları da sessizce ölürlerdi..
nedense hepsi ağlardı can verirken..
bakışları bir bilmece gibi olurdu hep..
bakışlarının okunmasına asla izin vermezlerdi ölürken.
kıyma yetsin diye az az atardık..
az attığımız için daha zor ölürlerdi..
çırpına çırpına ölürlerdi..

can çekişmeleri dakikalarca sürer, çocuklar onları izlerdi..
şişmiş cesetlerini bir kamyonete atıp çöp sahasına götürürdük.
iki kişinin amiri olmak beni fazlasıyla mutlu ederdi.
bir sorumluluğumun olması önemliydi benim için.
düşünebiliyor musunuz; öldürme emri verebiliyordum.
hayvanların kaderleri iki dudağımın arasındaydı..
zabıta şapkamla gurur duyuyordum.
ekiptekilerin biraz önlerinden yürürdüm hep.
amirleriydim ne de olsa..
koskoca ümraniyenin bu büyük sorununun sorumluluğu benim üzerimdeydi.
az iş değildi bu: yöneticilik yeteneği ve dirayet isterdi..
öyle sıradan insanın yapacağı kadar basit bir iş değildi.
bir ilçenin köpek sorununu çözen önemli bir memurdum ben..
akşamları rakı masasında süsler süsler anlatırdım bu infazları..
çeşitli maskaralıklarla ölen köpeğin taklidini yapar güldürürdüm herkesi..
bir cellattım ben.
dilediğimi öldürtüyordum.
yok etmenin psişik cazibesi beni sarmıştı.
gücün doruklarında hastalıklı bir mutluluk yaşıyordum.
köpeklerin tanrısıydım ben.
asırlardır süren bastırılmış vahşi duygularımı tatmin ediyordum.
avlanma çağlarından beri genlerimden silinmeyen ilkel duygularımı besliyordum.
ölüm emri vermenin girdabıyla karanlık, sadist duygularımı doyuruyordum.
sanırım 20 gün kadar sürdü bu katliamlara katılmam.
benim için biçilmiş kaftandı bu iş.
çünkü işimizi kısa sürede bitirip ellerimi yıkayıp üniversiteye gidebiliyordum.
ben bir toplumbilimci adayıydım..
felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji dersleri verecek formasyonla donatılıyordum.
bir gün infaz için ümraniye kazım karabekir mahallesine gidecektik.
orada çok köpek vardı.
dolayısıyla zehirli kıymayı daha çok hazırlamıştık.
ilk iki köpeğe kıymayı attığımı hatırlıyorum.
yaşlı bir adam bizi kömürlüğüne götürdü.
orada tanımadığı bir köpek doğurmuş 7-8 yavru yapmıştı.
onları öldürmemizi istiyordu.
yavrular ananın memelerine yumulmuştu.
ana bizi görünce tedirgin oldu.
yavrularını korumakla kaçırmak arası kıvranmaya başladı.
ancak kıymayı görünce sevindi.
çocuklarına süt verecekti
yemeli sütü çoğalmalıydı.
üstelik bu gecekondu semtinde kıyma onun için olağanüstü bir ziyafetti.
mutlulukla ete uzandı.
kuyruğunu salladı.
bakışlarıyla teşekkür etti.
bir tane daha attık.
onu da bir hamlede yuttu..
titreme nöbetleri başladı..
sarsıldıkça yavrularının ağzı memesinden kopuyordu; onları patisiyle tekrar memesine iterken ölüm nöbetleri sıklaşıyordu.
ihtiyar.
yavrularına da yavrularına da verin.. ben ne yapacağım onları..; diye sürekli söyleniyordu..
kıymadan küçük parçalar koparıp yavrulara yedirmeye çalışıyordum.
ama çok miniklerdi ve yemekte zorlanıyorlardı.
bu arada ağzından köpükler çıkmaya başlayan anne bana doğru sürünerek geldi. isıracak diye bir elime aldığım taşı kafasına vurmaya hazırlanıyordum ki olağanüstü bir şey oldu: ayağımı, ellerimi kanlı diliyle yalamaya başladı..
bir yandan burnunun ucuyla yavrularını iterek yerdeki zehirli kıymadan uzaklaştırmaya çalışıyor
diğer yandan gözlerime yalvararak bakıp ;ne olur onlara zehirli kıyma verme; der gibi başını sallıyordu..
iki-üç kıyma yediği halde ölmemekte direniyordu.
ağzından kanlar gelmeye başladığı halde can havliyle yavrularının uzaklaştırmaya çalışması, ellerimi yalvarır gibi yalaması ilginç bir sahne oluşturuyordu.
sanırım manzara şuurumu biraz bulandırmıştı..
ihtiyar adam yavruları gösterip.
;memur bey ağzını parmaklarınla açıp öyle sok kıymayı… ağzını açıp öyle sok..; deyip duruyordu..
birdenbire bir şeyler oldu bana..
devletin memuruydum ve adam bana emir veriyordu..
sinirlendim.
ben devlet memuruyum. bana nasıl emir verir gibi konuşursun lan; diye bağırdım.
yavruların hali sanırım etkilemişti beni.
içimdeki insani duygular canlanmıştı sanırım.
sonra ben ne yapıyorum yahu; dedim kendi kendime.
sapık mısın lan; dedim kendi kendime
yavruları var daha gözleri açılmamış, bu şerefsiz ihtiyarın sözüne bakıp onları nasıl öldürüyorsun lan; dedim kendi kendime..
adama daha çok sinirlendim.
öldürmüyorum lan pezevenk. defol git; diye bağırdım
emrimdeki itlaf işçilerine;bugün bu kadar yeter, hadi gidiyoruz; dedim.
uzaklaşırken yavruların, yerde son çırpınışlarını yapan annenin memelerini emmeye çalıştıklarını gördüm en son..
birde; kıyma yediği için yerde çırpınan, gözleri henüz açılmamış yavrunun o durumdayken bile annesini arandığını gördüm..
belediyeye döndüğümüzde moralim bozuktu..
mutsuzdum.
garip bir hüzün çöreklenmişti içime..
elbisemi değiştirip meyhaneye gittim.
o gecesabaha kadar kabus gördüm..
insanların beni zehirlediklerini, ağzımdan kanlar geldiğini, nefes alamadığımı…
sabaha kadar o yavru köpeklerle uğraştım.
onların ;anamı neden öldürdün amca; diye ağlaştıklarını gördüm..
ertesi gün zabıta amiri zaim sancak;a bu ekipte çalışmak istemediğimi söyledim.
ve o ekipten böylece ayrıldım.
sonraki günlerde vicdan azabı beni kuşatmaya başladı.
bu azap gün geçtikçe çığ gibi büyüdü
orman yangını gibi büyüdü.
bu azap gün geçtikçe işkence olmaya başladı
bu azap boynuma bir kement gibi
beynimde bir yangın gibi
alnıma bir leke gibi kaldı hep..
hiçbir zaman aklımdan çıkmadı yaptığım katliamlar.
otururken, kalkarken, yerken, uyurken..
gülme yeteneğimi kaybettim o günden sonra..
daha suskun
daha içine kapanık bir insan oldum. sürekli bir kabusun içinde yaşadım
üniversiteyi bitirdiğimde pendik belediyesinde şube müdür yardımcısı oldum..
bugünkü başkan yardımcısı düzeyi yani..
temizlik işlerinden de sorumluydum.
itlaf ekibi bana bağlıydı.
asla köpek öldürtmedim.
belediyede yıllarca müdürlük yaptım ve cinayetlerimin diyetini vermek için vatandaşın hiçbir şikayeti kaale almadım.
onları çağırıp nasihat ettim.
onlara köpeklerin asla öldürülmemesi gerektiğini, öldürmeye hakkımız olmadığını anlattım.
her insanın içinde bir katil vardır.
genlerinde mağara döneminden kalma öldürme güdüleri vardır.
insan beyni bilimle, sanatla, sevgiyle aydınlandıkça bu güdüler azalır ve yok olur.
sonraki yıllarda yaptığım katliamların azabı daha çok büyüdü
cinayetlerimin acısı beni daha çok kuşattı.
karınca ezmemek için yolumu değiştirmeye başladım.
odamdaki sivrisineklerini camları açıp çıkarmaya çalıştım. asla öldürmedim.
akrep yakalasam emin bir yere bıraktım.
ama köpekler
köpeklerin karşısında kendimi hep suçlu hissettim.
onlarla asla göz göze gelemedim.
onlardan utandım.
onlardan kaçtım.
nerede bir yalnız yavru görsem içim kan ağladı.
annemi sen mi öldürdün…? diye hep sorguluyorlardı beni sanki..
bir an olsun yakamı bırakmadı o yavruların haykırışları..
beynimden zehirlenen köpeklerin çığlıkları eksik olmadı hiç..
bir katilin suçluluk duygusu içinde, aşağılık duygusu içinde yaşadım hep.
bunları yazmaktaki amacım tüm katillere seslenmektir.
katillere, katil adaylarına sesleniyorum: öldüreceğiniz hayvanın gözlerine bakın; orada zavallılığınızı göreceksiniz..
orada ben sana ne yaptım.. seni korumanın, sana köle olmanın dişinde ne yaptım; diye yakaran bir ana bir baba bir kardeş göreceksiniz..
orada sessiz bir çığlık
orada çaresizlik
orada acı göreceksiniz..
orada merhametsizliğinize karşı sevgi
canavarlığınıza karşı saygı göreceksiniz..
itlaf ekibindeki arkadaşlar..
lütfen öldürmeyin..
öldürmek size ve ailenize uğursuzluk getirecektir.
psikolojiniz bozulacak, hayat size zehir olacaktır.
o hayvanların çırpınışları sizi çarpacaktır.
o hayvanların ağızlarından çıkan köpükler
o hayvanların ağızlarından dökülen kanlar sizi boğacaktır.
amirler, müdürler size sesleniyorum: siz isterseniz hayvanlar ölmez..
inanın asla öldürmeye mecbur değilsiniz..
onların yaşamı iki dudağınızın arasında.
onların yaşama haklarına saygı duyar ve birazcık fedakarlık yaparsanız ne olur sanki..
küçük dağları ben yarattım demeyin asla..
ben nasıl çırpınıyorsam şimdi zehirlenmiş bir köpek gibi
nasıl boğulur gibi yaşıyorsam 24 saat
her anım bir yangının içinde nasıl geçiyorsa
sizde öyle olacaksınız yarın..
inanın içinizde bir damla insanlık varsa
her öldürdüğünüz köpek için, bin kez öleceksiniz..
bende müdürlük yaptım sizin gibi
öldürtmedim ve hiç bir şey olmadı..
hayvanları şikayet eden ruh sağlığı bozuk bazı kişilere alet olmayın lütfen.
sevgisiz büyüyüp toplumda canlı bomba gibi gezen canavarların şikayetlerine kulak asmayın lütfen..
sokağını bekleyen, orayı sahiplenen köpekleri öldürtmek isteyen psikopatların maşası olup masum canlara kıymayın lütfen..
ve siz köpekler..
katiline bile sevgiyle yaklaşan
katilini bile koruyan müthiş canlılar.
sizin karşınızda insanlığımdan utanç duyuyorum.
siz olmazsanız yaşamak için sebebim kalmayacak biliyor musunuz.
hiçbir ilaç dindiremez size yaptıklarımın acısını
hiçbir psikiyatr teskin edemez, kandıramaz beni suçluluğumdan dolayı
hiçbir tanrı kurtaramaz beni vicdan azabından
hiçbir cehennem yeterli gelmez günahlarımın kefaretine..
siz köpekler
sizleri kalleşçe kandırıp öldürdüm hep
arkanızdan vurdum sizi
alçakça vurdum sizi..
zavallının biriyim ben.
şerefsiz bir mazisi olan katilim ben..
acıların okyanusunda çırpına çırpına boğulmak yetersiz benim için.
şimdi sadece intihar kokuyorum
şimdi her hücremde bir köpek mezarı var .
zehirlenirkenki çırpınışınızı yaşıyorum sürekli
sürekli yavrularınızın çığlıkları kulaklarımda
ne çıldırabiliyorum, ne ölebiliyorum.
ben köpekleri değil, kendimi zehirlemişim meğer..
biriniz beni silkeleyip uyandırsın lütfen bu kabustan.
ve asla hayvan öldürmedin, bir karabasandı gördüğün; desinler lütfen.”

YAŞAR BERBEROĞLU

KAYNAK

aksam gazetesinin 31.03.2004 tarihli sayisinda cikmistir

Hareketli Kediler.;)

Temmuz 8, 2007


,

,

,

,

,

,

,

,
,

,

,
]
,
_

Van Kedisi

Haziran 25, 2007

 Van Kedisi Erciş Pişigi Pişik Tek GözKediler, davranışlarıyla eski çağlardan beri insanların dikkatini çekmiş ve sempatisini kazanmışlardır. Dünya kedi ırkları arasında Van Kedisi, kendine has özellikleri ile, insanların dikkatini çekmekte ve dünyanın çeşitli yerlerinde yıllardan beri yetiştirilmektedir. Ülkemizin ekolojik kültür zenginliklerinden olan Van Kedisinin sayıları giderek azalmakta ve eğer önlem alınmazsa, saflıkları da bozularak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu durum, son yıllarda Van kedilerine ilgi duyanların bazı çarelere başvurmalarına yol açmıştır. Bu amaçla, önceleri Van Tarım Meslek Lisesinde koruma ve yetiştirme çalışmalarına başlanmış, ancak yeterli bilgi ve tecrübenin olmayışı nedeniyle istenilen sonuç alınamamıştır. Dar denebilecek tel örgülü kümeslerde barındırılmaları da kedilerin psikolojilerini bozmuş ve doğallıklarından uzaklaşarak saldırgan bir hal almalarına sebep olmuştur. Halbuki Van kedileri evde insanlarla beraber olmayı sevmekte ve özgürlüklerine düşkünlükleriyle tanınmaktadırlar.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından 1980 li yıllarda başlatılan Van Kedisi Koruma ve Araştırma çalışmaları, daha sonraları Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı tarafından devam ettirilmiş ve 1992 yılında kısa adı VKAM olan Van Kedisi Araştırma Merkezi kurulmuştur. Bu tarihlerde Van da bir Kedi Evi ile, Ana-Yavru Sağlık Dispanseri kurularak, Van daki bütün Van kedileri kayıt altına alınıp, kimlik belgesi verilmiştir.

Yapılan araştırmalara göre Van kedilerinin anavatanı, Altay dağlarının eteklerinde bulunan Buhtamara şehridir. Batı Asya da bir kedi evcilleştirme merkezinin olması, bu tezi desteklemektedir. Van kedileri için diğer bir iddia da, bu ırkın spontan orijinli olduğu ve soğuk iklimde üretildiği yönündedir. Yetiştirildiği yerler ise Türkiye, Iran ve Rusya olarak bilinmektedir. Dünya kedi ırkları arasında özel bir yere sahip olan Van Kedisi, göz renklerinin orijinalliği, uzun beyaz tüyleri ve sevecenliğiyle insanların büyük beğenisini kazanmıştır. Bu özelliklerinden dolayı, çağlar boyunca Anadolu da ve tüm dünyada insanların dikkatini çekmiştir. Van kedilerine ait ilk bilgilere, Hitit mücevherlerinde ve mühürlerinde rastlanmıştır. Daha sonra Romalıların bu bölgeyi egemenlikleri altına alması ile (MS 75-387), Roma kalkanlarına ve bayraklarına Van Kedisi resmedilmiştir. Eskiden Van kedileri, yaz aylarını Erek dağının eteklerinde, kış aylarında şehirde ailelerinin yanında geçirerek yarı yabani bir hayat sürerlerdi. Günümüzde ise, tamamen ailenin bir üyesi olarak özellikle bahçeli evlerde barındırılmaktadırlar. Van yöresinde, halk tarafından kediye “Pişik” denir. Van Kedisi, fare ve böcekleri avlayan bir hayvan olmaktan çok, yöre halkı tarafından bir süs kedisi ya da ailenin dost bir bireyi olarak kabul edilir.

Van Kedisini Tanıyalım

Van Kedisinin vücut uzunluğu yeni doğanlarda 10-12 cm, ergin hayvanlarda ise 30-40 cm civarındadır. Kedilerin tüyleri, genellikle tümden beyaz olmakla beraber, bazen siyah ve kahverengi benekli olanları da vardır. Tüy uzunluğu bakımından da kısa, orta ve çok uzun tüylü olmak üzere 3 çeşittir. Göz renkleri bakımından; her ikisi mavi, her ikisi sarı, birisi mavi diğeri kehribar, birisi sarı diğeri mavi şeklinde çeşitleri bulunmaktadır. Benzer şekilde, gözlerdeki farklı renklilik, bazı insanlarda, köpeklerde ve kurtlarda da görülmüştür. Buna Defekt Sendrom denilmektedir. Aslında Van kedilerinde yaygın bir göz kusuru olan bu özellik, halk tarafından tek gözlülük olarak tanımlanır ve aranan bir özelliktir. Hatta halk adeta tek göz olmayan kedileri Van Kedisi olarak benimsememektedir. Van Kedisindeki mavi göz rengi, daima turkuaz mavisi özelliği göstermesine rağmen, kehribar gözdeki renk tonu oldukça farklılık gösterir. Bu tonlar, kehribar, açık kehribar, sarı ve çağla yeşilidir. Çok ender olarak da kehribar göz rengi yerine, kahverengi olabilmektedir. Mavi gözlü kediler, mavi gözlü-kısa, kadife kürklü ve mavi gözlü-uzun ipek kürklü kediler diye ayrılır. Van kedilerinde, yeni doğan yavruların gözleri grimsi renktedir. Yavru kedinin doğumundan 25 gün sonra göz renkleri farklılaşmaya başlar ve 40 gün sonra da göz renkleri netleşir. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu kanaati var ise de, tekgöz ve mavi gözlü kedilerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu sanılsa da, bu aslında Ankara kedisinin bir özelliğidir. Van Kedisini diğer kedilerden ayıran en önemli özelliklerinden birisi de sudan korkmayan bir kedi oluşudur. Bilindiği gibi kediler genellikle suyu sevmezler ve kaçarlar. Van kedileri ise suda yüzmekten çok hoşlanırlar. Eğer suya doğru gidiyorsa, bu zorunluluktan değil, sadece zevktendir. Özellikle ılık ve sığ sularda yüzmeyi seven Van kedileri, evlerde musluktan damlayan sulara pati atar ya da banyoda size eşlik eder.

Van Kedisinde Üreme

Van kedileri 8-13 ayda eşeysel olgunluğa erişirler. Bu, havaların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarıdır. Ayrıca sıcak bir ortam, iyi bakım ve besleme şartları sağlandığında yılın her mevsiminde kızgınlık gösterebildikleri de görülmüştür. Diğer kedilerde olduğu gibi, gebelik 59-68 gün sürmektedir. Bir batında 4-7 yavru doğururlar. Yavruların gözleri 9. günde açılır. Bu zaman zarfında, memeyi, sütün kokusundan bulabilmektedirler. Doğduklarında 70-95 g arasında olan yavrular, 10 gün içerisinde 2 kat ağırlığa ulaşırlar. Ergin olduklarında, dişiler 3, erkekler ise 4,5 kg ağırlığa ulaşılırlar. Dişi Van kedileri seçici olup, önüne gelen her erkek kedi ile çiftleşmez.

Doğum yaptığı yeri emniyetli bulmaz ise en kısa zamanda daha emniyetli bir yer bulup , yavrularını buraya taşır. Anne, yavrularını çok az yalnız bırakır ve sadece ihtiyaçlarını karşılamak için yavrularından uzaklaşır. Doğum yapan Van kedileri diğer kediler gibi, göbek kordonunu kendi dişleriyle koparırlar. Sağlam yavrularını ise yalayarak kurumalarına yardımcı olur. Bu yalama aynı zamanda yavrunun derisindeki kılcal damarlardaki kanın harekete geçmesine de yardım eder. Türkiye nin en yüksek dağlarının bulunduğu Doğu Anadolu bölgesindeki yüksek sıcaklık farklarına kürkleri sayesinde uyum sağlayabilirler.

Van Kedisinin Davranışları, Alışkanlıkları ve Eğitilmesi

Van kedileri, çene altı, baş ve boyun altlarının okşanmasından çok hoşlanır, huzur bulur ve sakinleşirler. Bu nedenle onları bu şekilde sevmek, kedi ile iyi bir diyalog kurma açısından önemlidir. Okşanırlarken zevk aldıklarını, gözlerini kısıp, boynunu uzatarak ve kuyruklarını kaldırarak belli ederler. Van Kedisi, kendisine gösterilen sevgiye, bağlılık ve sevgiyle karşılık verir. Sevgi istekleri, özellikle gebelik döneminde artar ve sahiplerine çok yakın davranırlar. Yabancıları gördükleri zaman tepki göstererek, kaçarlar. Kendisini sevenlerin kucağına çıkıp, okşayan elleri önce hafifçe şakacıktan ısırır, sonra yalayarak sevgi gösterisinde bulunur ve mırıldanır. Sahibinin, diğer kedi ve küçük çocukları sevmesini kıskanır.

Van kedileri, oldukça zeki hayvanlardır ve kendilerine gelebilecek zararları kolayca fark edebilirler. Sevecen yaklaşan insan ve hayvanlara karşı dostça davranırlar. Fakat kötü davranacağını ve zarar vereceğini hissettiklerinde de, hemen tıslama ve hırlama ile tepki verirler. Savunmada tırnak ve dişlerini kullanırlar.

Van kedileri, kendi aralarında ve insanlarla iletişim kurabilmek için değişik sesler çıkarırlar. Çıkarılan bu sesler, onların psikolojik durumları ve ihtiyaçları hakkında ipuçları verir. Duruma göre çıkardıkları ses farklıdır. Bu miyavlamalar insanlarla, yavrularıyla ve erişkinlerle olan ilişkilerinde farklıdır. Van Kedisi, sabahleyin, sahibiyle karşılaştığında, yüksek sesle miyavlayarak sevincini gösterir. Acıktığında, mutfak kapısına doğru giderek, acıktığını belirtecek şekilde miyavlar. Sahibine, mutfağın kapısını gösterir. Yiyeceği verildiğinde, yemeğe başlamadan önce, sahibinin yüzüne bakıp sürtünerek adeta teşekkür eder ve sevindiğini belli ederek yemeğe başlar. Van kedileri, diğer kediler gibi, istenilen yere tuvaletlerini yapması için eğitilebilirler. Eğer tuvalet alışkanlığı yok ise istenmeyen yerlere tuvaletlerini yapabilirler. Evde uygun bir yerde, içinde kum bulunan bir kap tuvalet olarak kullanılabilir. Kedilerin ön ayakları kum kabına sürülerek, eşeleme davranışı kazandırılmalıdır. Burnu kuma sürtülerek, gaita ve idrarını koklaması temin edilmelidir. Evde farklı yerlere tuvaletini yaparsa; azarlanmalı ve hatalı iş yaptığında ceza olarak yemeği geciktirilmelidir. Van Kedisinin eğitime çok iyi cevap verdiği gözlenmiştir. Kendisine öğretilenleri çok çabuk kavrar. Van kedileri insanların kullandıkları tuvaletlere de alıştırılabilir. Bunun için kedinin tuvaletini yaptığı kum dolu kap, insanların kullandıkları tuvaletin bir köşesine konulmalı ve kediye koklatılmalıdır. Içindeki kum, her gün, biraz daha azaltılarak, zamanla kum tamamen kaldırılabilir. Kediler kum olmamasına rağmen bu tuvaletleri kullanabilirler. Tuvaletin kapısı, kedinin içeriye girebileceği şekilde biraz açık tutulmalıdır. Bazı kediler, eğer öğretilirlerse, tuvalet kapısının koluna atlayarak açtıkları da görülmüştür. Çünkü kediler, tuvalete alıştıkları zaman, kolay kolay başka bir yeri tuvalet olarak kullanmazlar. Eğer kapı kapalıysa, kapının önünde miyavlayarak sahibinden kapıyı açmasını isterler. Van kedileri, eğer üzerinde ısrarla durulursa, tuvalet taşının deliğine de alıştırılabilirler. Bu durumda ise, toprak örtme işlemini betonu ya da fayans zemini kazıyarak yapmaya çalıştıkları görülmüştür. Hatta, tuvalet yaptıktan sora sifonu çekmesi bile öğretilebilmiştir.

Van kedilerinin tavşanlarla, kuşlarla hatta yavru köpeklerle beraber büyütüldüklerinde, köpeklerle bile iyi arkadaşlık yaptıkları gözlenmiştir. Dışarıda serbest yaşayan kedilerin, çoğunlukla fareleri yedikleri halde, evde barındırılan Van kedilerinin çoğunun fareleri yemedikleri, onlarla saatlerce oynadıkları görülmüştür. Fareleri havaya atıp yakaladıkları, bırakarak tekrar yakalayarak onlarla oynadıkları, Van kedilerinin ne kadar oyuncu olduklarının bir göstergesidir. Yavruların gelişiminde önemli bir etken olan oyun, anne tarafından kontrol altında tutulur ve yavrularına yaşamaları için nasıl davranmaları gerektiğini öğretir. Eğer yavru tek kalırsa annesi ile; annesi de yoksa başka tür hayvanlarla bile oynamak ister. Van kedileri, oyun sırasında çok kızdırılırlarsa önce kaçmayı dener; kaçamayıp köşeye sıkıştığında, biraz tısladıktan sonra karşıdakinin suratına tükürerek tepkilerini ifade ederler. Van kedileri, birbirleri ile ilişkilerinde uyumludur. Özellikle dişi Van kedileri son derece sakin mizaçlıdır ve birbirleriyle hemen hemen hiç kavga etmezler. Yavru kedilerin birbirleriyle olan ilişkileri ilk zamanlar tamamen oyun oynamaya yöneliktir. Birbirlerine küçük pençeler atarak alt alta, üst üste yuvarlanarak adeta güreş yaparlar. Erkek kediler ise, birbirlerine karşı kavgacıdırlar. Eğer ortama yeni bir erkek kedi gelmişse, uzun süre yeni gelen kediye karşı üstünlük kurma kavgası olur. Bu kavgalar, son derece tehlikeli olabilir. Zaman zaman yemek yeme, su içme, kızgın bir dişi kedi ile çiftleşme isteği büyük kavgalara neden olabilir. Yerleşme alanlarına sahiplenme duygusu taşırlar. Yaşadıkları ev ve buna bağlı olarak yaşama alanları değiştirildiğinde, yeni yerini beğenmezse eski evine dönme çabası gösterirler. Bu şekilde onlarca km uzağa giderek eski yerlerini buldukları görülmüştür. Van kedileri, yeni yaşama alanlarına 20-30 gün içinde uyum sağlayabilirler. Çevreyi inceleme ve tanıma süreci içerisinde sahiplerine karşı ilgisizdirler. Kendi yataklarından ve yuvalarından başka yerde yatmak istemezler. Mekan değişiklerinde miyavlayarak huzursuzluklarını belli ederler.

Van kedilerinin avlanma kabiliyeti yüksektir. Keskin duyu organları, karanlıkta bile çok iyi görebilen gözleri, sivri pençeleri, keskin dişleri, kıvrak vücudu, ayak parmaklarının üzerinde sessizce yürüyebilmesi onu iyi bir avcı yapmıştır. Göz ve burun etrafında, anten görevi yapan kılların bulunuşu da avcılık yeteneğini kuvvetlendirmektedir. Kedilerin bıyıkları çok önemlidir ve asla kesilmemeli ve koparılmamalıdır. Bıyıklar, kedilere denge sağladığı gibi, karanlık yerlerde yönünü bulmada, önündeki engelleri hissetmede ve avının bulunduğu yeri tespit etmede birer radar görevi görür. Fare, kuş, kertenkele gibi hayvanları yakalayıp yedikleri gibi, küçük böcek ve sinekleri de havada avlayarak yerler. Ev dışında iç içe yaşadıkları kümes hayvanlarına asla saldırmazlar.

Özgürlüklerine düşkün, bireysel hareket eden kediler ile sahipleri arasında sevgiye dayanan bir ilişki vardır. Sahibinin kedisine olan sevgisini paylaşacak birisini kıskandıklarından dolayı, yaşadıkları ortamda, rekabet edecekleri başka bir kedi, hayvan, hatta küçük çocuk dahi olmasını istemezler. Aksi durumda küskün bir tavır takınarak, hem sahibine, hem de kıskandığı ortağına saldırarak zarar verebilirler. Etrafa rasgele tuvaletlerini yaparak ilgi çekmeye çalışırlar. Yemek yemezler su içmezler, bir köşeye çekilerek düşünceli bir hal alırlar.

Bir Van Kedisi hakkında sahibinin söyledikleri ilginçtir. “Özellikle mi Van Kedisini tercih ettim? Hayır. Ben depresyonuma, o da bunalımlarına ortak ararken tesadüfen bir araya geldik. Ben boşanıyordum; o da eski sahibi tarafından dövülüyor, susuz ve aç bırakılıyordu. Daha ilk günden uyumlu bir ikili oluşturduk. Aradan geçen dört seneye rağmen maruz kaldığı hırpalanmanın etkisini üzerinden atamayan kedim, sinirli mizacını insana özgü davranışlarıyla dengeliyor. Örneğin, geceleri yatağıma gelip yastığa başını koyduktan sonra ağzıyla örtüyü üzerine çekip uyuması, hasta olduğum zaman iyileşene kadar yanımdan hiç ayrılmaması, benimle beraber televizyon seyrederken çikolatalı dondurma yemesi… Her gün eve koşarak gitmemin en büyük nedeni o.”

Van kedilerinin beslenmesi

Dünyanın en seçici hayvanlarından sayılan Van kedilerinin damak zevkleri de farklılık gösterir. Tıpkı insanlar gibi, onların da tercihleri vardır ve insanlar gibi, yanlış bir beslenme onlara zarar verebilir. Kedilerin yiyecek tercihlerini koku, tat, şekil ve içinde bulundukları ortam gibi birçok faktör etkilemektedir. Örneğin, Van Kedisi, yemeğinin, sütünün sıcak olup olmadığını, ön ayağı ile kontrol eder ve yemek uygun sıcaklıkta ise yer, değilse ılıyıncaya kadar bekler. Van Kedisinin, diğer kedilerden farklı olarak kavun, karpuz ve bazı meyveleri de yediği gözlenmiştir. Kedilerin, genel olarak mideleri küçük ve sindirimleri yavaş olduğu için, yiyeceklerini azar azar ama sık aralıklarla yerler. Günde 10 ile 20 öğün yemek yerler. 30-40 °C sıcaklıktaki yiyecekleri daha iştahla yerler. Kediler, köpeklere göre daha etçil olup, balık etini diğer etlere tercih ederler. Kedi sahipleri, Van Kedisinin yumurta sarısını yediğinde, tüylerini parlaklaştırdığı ve dökülmesini önlediğini ifade etmektedirler. Kedilerin çoğunun tatlı sevmemelerine karşılık, Van kedileri dondurma, krema ve sütlaç gibi tatlıları severek yerler. Yemek için belli bir yeri ve kabı olması gerekir. Van kedileri (özellikle yavrular), yemek yedikleri yerlerine kolayca alıştırılabilirler. Yemek yeri ile tuvalet yeri birbirinden ayrı ve uzak olmalıdır. Yemek yerine alıştırılan ve karınları doyurulan kediler, insanları rahatsız etmez, mutfaktan yemek çalmaz, tencere ve tabakları yalama gibi istenmeyen hareketler yapmazlar. Kendisi aç bile olsa, sahibi yemek yerken yanına oturur ve rahatsız etmeden onu seyreder. Kendisine yemek verilmedikçe sofradaki yemeklere dokunmazlar. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olan Van kedilerinin korunması ve üretilmesi için bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Bunları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Van kedisi ile ilgili çalışmalarda Valilik- Üniversite iş birliği artarak devam etmelidir.

2. Van kedilerinin ülke dışına çıkışları, kontrol altına alınmalıdır. Ülke içinde bile, Van iklimine benzemeyen yerlere verilmemeye dikkat edilmelidir.

3. Her Van kedisine mutlaka kimlik verilerek, beslenme, üreme ve sağlık durumları kontrol altında tutulmalıdır.

4. Ailelere ve çocuklara Van kedisi sevgisi aşılamak için broşür, reklam vb. tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.

5. Van yöresindeki ailelere, Van kedisi beslemek için teşvik verilmelidir.

Kaynaklar

1.http://www.huseyincelik.net/van_kedi.html (14.03.2005)

2. http://www.van.pol.tr/html/van_kedisi.html (14.03.2005)

3. Inan, M.S. 1992. Van Kedisinde Göz Pigmentlerinin Biyolojik Dağılımı. Yüksek Lis. Tezi. Y.Y.Ü. Fen Bil.Ens. Van

4. Odabaşıoğlu, F. ve Ateş, C.T. 2000. Van Kedisi. S.Ü. Basımevi. 100s.

5. Şenler, N. 1986. Van Kedisinin Biyolojisi ve Davranış Özellikleri. Yüksek Lis. Tezi. Y.Y.Ü. Fen Bil. Enst. Van.

6. Yavuz, H.M. 1996. Kedilerin Beslenme Davranışları. Pet Magazine. Hayvan severler Derg. :29-38 .

Dr. Hüsrev DEMİRULUS

DOSTUMUZ HAYVANLAR….

Ocak 5, 2007

Sevgili hayvanseverler, lütfen nereye sahiplendirildiğini bilmediğiniz yurtdışı hayvan transferlerine destek olmayın. Bütün dünya olayın farkına vardı, biz hálá varamadık.

Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı vakıfların, burada gizli amaçlarla barınak kurdukları ve hayvanları kurtarma niyetlerinin olmadığı aşikar. Deşifre olan, hemen başka bölgeye kayıyor. Özellikle de sahil bölgelerine…

Düşünün ki zavallı sokak hayvanları üzerinden para kazanmak isteyen bir sürü insan var. Aralarında bir-iki iyi niyetli kişinin olması, bunların tamamını benim gözümde aklamıyor. Lütfen ilgili linkteki haberi okuyun.

http:­/­/www­.thenewspaper­.org­.uk­/world­/pg000540­.php

Avrupa, önce kendi kedi ve köpeklerini uyutma yerine sahiplensin, sonra da bizimkilere baksın.

Herkes elbirliği etmiş hayvanların kökünü kurutmak için çabalıyor sanki. Ama o masum canlara yapılan sinsi katliam, karşılıksız kalmıyor. Kim bilerek hayvanların, doğanın ve isteyerek can çekişmesine, ölmesine neden olmuşsa, muhakkak başına bir lanet geliyor, buna inanın. Ortalık itiraf ve pişmanlık mektuplarından geçilmiyor. Yol yakınken bu işten dönün. Gelin birlik olalım, onları ülkemizde kurtaralım.

Özellikle kitlesel tüketimin yoğun olduğu yeni yıl döneminde hediye alırken lütfen çok dikkatli davranın. Birçok eşantiyon ya da aksesuvarın menşei kedi ve köpek derisi ya da kürküdür; bir ufak anahtarlık, cüzdan, deri görünümlü eşyalar, ayakkabıdaki kürk süsler vs… Ve bu kürkleri elde etmek için hayvanların canlı canlı yüzüldüğünü unutmayın.

“Merhamet sahibi” insanlara son tavsiyem: Uluslararası katliama hiçbir şekilde alet olmayın. O savunmasız canlar üzerinden para kazanmayı aklınızın ucundan bile geçirmeyin, aynı zamanda onlara para da kazandırmayın.