Archive for the ‘Hikayeler’ Category

Tispe ile Piremus..

Temmuz 13, 2007

agac_resimleri33.jpg 

Bir zamanlar birbirlerine asik iki genc varmış…

Kizin adi “Tispe”  delikanlininki ise “Piremus”   Yanyana evlerde otururlarmış…  Birlikte buyuduler ve cocukluklarindan beri  birbirlerine karsi ask beslerlermiş..  Fakat aileleri gorusmelerini istemezler,  birbirlerine uygun olmadiklarini dusunurlerdi.  Oysa onlar birbirlerini olesiye seviyorlardi.  iki evin arasinda gizli bir catlak vardi.Aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur  o aradan birbirlerine seslerini duyurur  Asklarini dile getirirlerdi.  

Bir gece ormandaki agacin altinda bulusmaya karar verdiler.  Tispe agaca Piremus dan once varmisti.  Gittiginde avini yeni yemis, agzindan kanlar akan  kocaman bir aslanla karsi karsiya geldi.  Korkarak bi magaraya dogru kosmaya basladi.   Farkinda olmadan yolda boynundaki esarpini dusurmustu.  O sirada Piremus geldi.  Gordukleri karsisinda donup kalmisti.   Kocaman aslan agzinda kanlarla birlikte  biricik sevgilisi Tispe nin esarpini parcaliyordu. .   O an aklina gelen ilk ve tek sey  Aslanin Tispe yi oldurerek yedigiydi.  Tispe’siz yasayamazdi.  Aklindan gecen sadece aski ugruna canina kiymakti.   Belinden hancerini cikardi ve gogsune sapladi.  Kanlar icinde cansiz bedeni yere dustu.   Bu sirada Tispe ise korkusunu bi kenara atip  Bir an once askini gormek icin magaradan cikmaya karar vermisti.  Agacin altina geldiginde o korkunc sahneyle yuzlesti.   Piremus un cansiz vucudu yerdeydi ve  elinde Tispenin dusurdugu esarpini tutuyordu. 

 İlk once genc kiz olanlar karsisinda  aglamaktan hicbir seyi anlayamamisti. …

 Ama esarpi ve uzaklasan aslani gorunce anladi.   Bi an magarada dusundugu o korkunc sey basina gelmisti.  Ve onun oldugunu dusunen Piremus aski ugruna canina kiymisti.  Tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldi ve gogsune goturdu..  Onlarin aski olesiye bir askti ve olum bile onlari ayiramazdi.  Eger Piremus aski ugruna olumu goze aldiysa    o da hic cekinmeden canina kiyabilirdi ve hanceri sapladi.  Birden vucudu Piremusun bendeninin ustune yigildi.  O anda tanrilar bu yuce aski olumsuzlestirmek istediler    ve bu ciftin ustunde duran agaci onlarin askina adadilar.  Piremusun kanini bu agacin meyvelerine,  Tispenin gozyaslarini ise agacin yapraklarina verdiler. O gunden beri kara dut agacinin meyvesinin  cikmayan lekesini,(Piremusun kan lekesini),  Dut agacinin yapraklari,( Tispenin gozyaslari) temizler.Bilirmisiniz dut agacinin meyvesinin lekesi cikmaz ama  Elinize agacin yapragini alir avusturursaniz lekenin gittigine  goreceksiniz.

Reklamlar

Üç çocuk..

Haziran 26, 2007

sjart2291233dv3.jpg

Üç Çocuk
Üç kadın çeşme başında toplanmış konuşuyorlardı.Az ötede ihtiyarın biri oturmuş, kadınların çocuklarını methetmelerini dinliyordu.

Kadınlardan biri:
-Benim oğlum öyle marifetlidir ki, hiç kimse bu konuda onunla boy ölçüşemez…Tam bir cambazdır o! İp üzerinde bir yürüse de görseniz.

Diğer kadın heyecanla atılarak:
-Benim oğlumun sesini bilseniz, dedi. Tıpkı bir bülbül gibi şakır. Yeryüzünde hiç kimsenin böyle bir sesi yoktur.Allah vergisi bu…

Üçüncü kadın susup duruyordu. Diğerleri sordular:
-Sen çocuğunu niye övmüyorsun? Nesi var ki?
-Çocuğumun çok üstün bir tarafı yok ki… Ne diye durup dururken öveyim onu.

Kadınlar kovalarını doldurup yola koyuldular. İhtiyar adam da peşleri sıra yürümeye başladı. Kadınlar ağır kovaları taşımakta güçlük çektikleri için ara sıra duruyor ve dinleniyorlardı. Sırtları ağrı içindeydi. Bu sırada çocukları onları karşılamaya çıktı.

Birinci çocuk hemen elleri üzerinde havaya kalkmış, çeşitli marifetler gösteriyordu. Kadınlar gözleri hayretten büyümüş haykırdılar:

-Aman ne kabiliyetli çocuk!..

İkinci çocuk altın gibi bir sesle öyle güzel şarkılar söyledi ki, kadınlar gözleri yaşlarla dolu hayranlıkla dinlediler onu… Üçüncü çocuk koşarak geldi, annesinin elinden kovayı aldı ve eve kadar taşıdı.

Kadınlar ihtiyara dönüp:
-Bizim çocuklarımız hakkında ne diyorsun, dediler.

İhtiyar şaşkınlıkla:
-Çocuklarınız mı? Dedi. Onları bilmem. Yalnız biri vardı, annesinin elinden kovayı alıp eve taşıdı. Onu çok beğendim…

 

MARTI İLE BALIK..

Nisan 26, 2007

talihoyunlari_krasiv_photo_23.jpg 

MARTI İLE BALIK

Ruzgarin bile kulaklari oksayan mistik melodilerle uguldadigi bu sirin korfezde asirlardan beri daha gunesin kiyiya yuzunu hic astigi gorulmemisti.Tabiat buraya oldukca comert davranmisti, heryerden bolluk akiyordu.Burada yasayan tum canlilarin cok sansli oldugu bilinen bir gercekti. Buradan cok gelip gecen canlilar olmustu ama bu kiyilarin en eski yerlesenleri olan martilar kendilerini bildi bileli bu kiyilardan hic ayrilmamisti Zaten bu onlarin dogasina da aykiri idi.
Martilar genelde merakli hayvanlardir. Ansizin bir akinti gorsunler, yada degisik bir yonden esen ruzgar, kendilerine hakim olamaz hemen pesinden takilip gitmek isterler. Ama hic bir martinin yuvasindan ve surusunden oyle uzun sure ayrildiklari gorulmemistir daha.Eger ayrildi iseler ya suru tarafindan dislanmis yada derin bir yara alip olume terkedilmistir. Dogada zayif olana yer yoktur,zayif olanin diyeti her zaman icin ya olum ya da yanlizliktir. Martilar icin ise yanlizlik olumden bile daha acidir Olumden ve acliktan korkmaz martilar cunku o yaradilislarindan gelen yasam sevinci ve umudu ile bunu umursamazlar. Icleri hep hayat dolu oldugu icin her gelen gunu umutla ve nese ile karsilarlar. Doganin topraga ve denize en sert davrandigi zamanlarda bile buna boyun egmeyecek kadar gururlu canlilardir martilar.
Myra’ da bu kiyida yasayan yuzlerce genc martidan biri idi.Oldukca duzenli bir yasami vardi Myra’nin.Surusu ile birlikte yillardan beri ayni kiyida yasarlardi.
Oyle cok firtina da vurmazdi onun kiyisina genelde iliman bir iklim hukum surerdi. Yiyecek aramak icin bile surulerinden ve kiyilarindan cok uzaklasmazdi martilar.
Bu ne bir yasa ne de tore idi. Sadece tabiatlarindan gelen baglilik icgudusu.ile yasadiklari yere olesine sadiktilar.
Myra surunun reislerine saygi duyardi. Tum genc martilarin icinde en sevilen ve guvenilenlerden birisiydi Myra..Onun suruye karsi isyankar ve saygisiz hemen hic bir davranisi gorulmemisti daha.Onun bu sevgi ve saygi dolu davranis ve hareketleri ise surude cok begeni toplardi..Myra’ nin surunun en imrenilen genc martilarindan biri olmasinin altinda yatan bir gercek de onun.Surusu ile hemen hemen herseyini paylasmasi ve guc durumda olan herkezin yardimina kosmasiydi.. Cunku Myra icin hayatta en onemli sey dostluk, paylasimdi.
Hayat kiyida gunluk akisini surdururken Yasami boyunca surusunden ve bu kiyilardan ayrilmayan Myra, kendini icten icere kemiren merak duygusu ile yasamini sorgulamaya baslamisti Onun bu oldukca dusunceli halini goren yasli marti myrimm bir gun onu yanina cagirarak
Myra’ ya martilarin hayattaki en buyuk kusuru olan merak duygusundan kendini uzak tutmasini ogutlemisti ve daha sonra da Ona bir zamanlar ici sevgi ve yasama sevinci ile dopdolu olarak kiyisinda surusu ile mutlu bir sekilde yasarken bir deniz kizinin pesine takilip suruden ayrilan ve yillar sonra guclukle cirptigi yorgun ve hasta kanatlariyla,son nefesini vermek uzere kiyisina donen ‘Mia’ adli martinin huzunlu oykusunu anlatmisti..Buyuk bir sevgiyle pesine takilip, ugrunda surusunu ve kiyisini terkettigi deniz kizi onu bir sure sonra yuzustu birakip bambaska kiyilara dogru yolalmisti. Ilk kez ihanet duygusunu tadan.Mia,yasami boyunca surusunde sadakat, birlik ve beraberlik duygulariyla buyudugu icin yikilmis, yanlizliksa ona daha bir aci gelmisti. Zavalli marti son ana kadar kendi kiyisinda olmek uzere buyuk zorluklarla uzun sure kanat cirpmis,kayaliklara ulastigi anda da son nefesini vermisti.
Myra, zavalli Mia ‘ nin oykusunu dinlediginde cok uzulmus ve Myrimm’ in ona vermek istedigi mesaji almisti.
Aslinda soyle bir dusununce myra cok mutluydu., yasamda istedigi hersey yani basinda idi ama icinde de derinden bir seyler eksikti.Aslinda bunu o ana kadar anlamamisti.
Yani su ukala baliga rastlamadan.
O gun nefis bir akinti vardi ve birsuru irili ufakli balik martinin bulundugu kiyidan geciyordu.Tum suru gunluk yiyecek ihtiyaclarini denizden fazlasi ile karsilamislardi.Myra bu guzel havayi kacirmak istemedi. Masmavi gokyuzunde yeni ucus denemeleri yapti.Bir ileri bir geri ucuyor sonra havada ruzgarla dans edercesine suzuluyor ve suya yeni dalis denemeleri yapiyordu.Ruzgarsa myra’ yi cok severdi.Bir sure onunla yaristilar Myra Okyanusun uzerinde suzulup giderken aniden icinden birses assagidaki balik kumesinin suruklendigi akintiyi takip etmesini soyledi.
Hayatinda ilkez kiyisindan bu kadar uzaga ucuyordu marti..Bu kez nedenini ise kendisi bile bilmiyordu.
Assagida masmavi piril piril bir deniz vardi.Tum baliklar acikca secilebiliyordu.Derken gozleri birden assagidaki baliga carpti. Nedenini bilmiyordu ama gozlerini baliktanda ayiramiyordu. Icinde bir ses gordugu baligin hayatinda gordugu tum baliklardan daha farkli oldugunu soyluyordu.
.Ruzgar ise Myra ya Guzel havalarda suyun ustunden bakilinca baliklarin daha buyuk ve daha farkli gozuktuklerini fisildiyordu..’Dikkat et! ! Myra ‘diyordu..Oysa ki artik cok gecti, myra coktan uzaklasmis kendini tutamadan, coktan suya ani bir dalis yapmisti bile.Ama tum cabalar nafile idi. Cok kaygandi balik..Elinden surekli kaciyordu..
Ustelik ukala balik onunla birde alay etmisti.
Yok myra bu ise daha fazla gelemezdi,
Onun kiyisindaki baliklar boyle degildi.martilarla alay etmezler.Hemen ellerine kolayca
duserlerdi.O gun ve daha sonraki gunler ve haftalar myra baligi yakalamak icin cok ugrasti.
.Balik sa bu oyunu cok sevmisti.Simdiye kadar hic bir marti boylesine pesine dusup israrla baligi yakalamaya calismamisti cunku.
Gunler haftalar suren kovalamaca sonucu Ikiside yorgun dusup sonunda pes ederek dost olmaya karar verdiler.firtina ertesi gunes acmisti aralarinda. Ruzgarsa artik olaylara sadece seyirci kalmakla yetinmisti.
O gun myra ve balik birbirlerine veda ettiler martinin ise kiyisina donme saati yaklasmisti
Mryra’ nin kiyisinda bu saatte tum Martilar yuvalarina cekilirdi.
Daha sonraki gunlerde Myra baligi dusunmeden yapamadi.Hemen her esen ruzgar, her dalga sesi
Onu baligi aramaya itiyordu ve kendini yillardan beri sadik kaldigi surusune ihanet etmis hissediyordu.
Ustelik balik da onsuz yapamaz olmustu.Gunler gectikce dostluklari ilerledi. Ama bir cozum yolu olmali idi bu boyle daha fazla devam edemezlerdi. Sonunda bir gun Myra dayanamadi ve baliga oneriyi goturuverdi balik onun kiyisina tasinmali idi.
Boylece birbirleri icin ayirabilecekleri zaman artacak ve ozlem sona erecekti. Ikiside cok heyecanli idi.bu ise.
Derken balik Myra’ nin kiyisina gelmisti Bu sirada Ruzgar ise kiyiya hic de guzel haberler getirmiyordu martilar arasinda bir dedikodu yayilmisti.
Assagidaki kiyilarda aniden gelen firtinayla birlikte baslayan sogukla kitlik bas gostermisti.Cok olen vardi.
Butun martilar endiseli bir bekleyis icerisinde idi.Ama genede gelecegin ne getirecegi bilinemezdi.Bu yuzden fazla endise de yersizdi.
Myra ile balik ise kendi alemlerinde idi.Hicbirsey onlari dostluklarindan ve kendilerinden daha fazla ilgilendirmiyordu. Balik myra’ nin simdiye kadar gidip goremedigi denizleri,derinlerde olan bitenleri, Myra ise surusundeki uyumu,paylasimi dostlugu anlatiyordu.Bunlar ikisi icinde cok degisik ve yasanmadik duygular di.hayati boyunca hic bir denize hic bir kiyiya sadik olmayan balik hic kimseye de bagli kalamamamisti. En az derisi kadar kaygan di yasami O sig sularda yasayamazdi.Ucsuz bucaksiz okyanusta.o akintidan o akintiya suruklenip gitmisti..Hemen her akinti onun icin yeni bir umut yeni bir baslangic ve yepyeni bir heyecandi Karsilastigi her yeni akinti ona bir onceki yasadiklarini unutturmustu. Ustelikde myra’ ya rastladigi gune kadar bunun onu mutlu ettigini de saniyordu. Cunku kimseye karsi bir sorumlulugu yokdu.Icinde boylesine bir bosluk oldugunu simdiye kadar farkedememisti. Farkettiginde ise cok gecti. kalkip gelmisti iste Myra’ nin arkasindan..
Artik hic bir sey umrunda degildi ama Myra onun tum yasaminina da degerdi.
Derken beklenen firtina myra’ nin kiyisini da vurdu..Beraberinde buz gibi bir soguk getirmisti.O sogukta en direncli martilar bile guclukle dayaniyorlardi.Kiyida yiyecek bulmak ise cok guctu Bircok marti siddetli soguk nedeniyle artan aclik ve olum tehdidine bile karsi gelerek kiyilarinda kalmaya israrla devam ediyorlardi..Onlar icin esas olum burayi terkettiklerinde baslardi Cunku Onlar marti idi onlar. kiyilarina olesiye sadiktilar ve her ne olursa olsun burayi terketmeyeceklerdi.
Dondurucu soguk sonunda denizi de etkisi altina almisti. Balik da ister istemez bundan etkilenmisti.Su ana kadar hic bir yerde uzun sure yasamayan ve devamli hareket halinde olan balik icin bu oldukca zordu..hernekadar Myra’ nin dostlugu Ilk baslarda herseye degersede bir sure sonra aclik ve soguk onu daha cok kendini dusunmeye itmisti.
Balik yeniden esas dunyasi olan o derin mavilere kendini vermisti Artik myra ile de konusmak istemiyor du.Daha iyi dusunmek icin iyice derinlere daliyor ve saatlerce orada tek basina kaliyordu.
Balik ve basina gelenlerden kendini sorumlu hisseden Myra ise oldukca caresizdi. Onun elinde degildi bu olanlar,.Ama baliga destek olamamak ustelikde bunun icin hic birsey yapamamak myra’ yi gunden gune umutsuzluga ve caresizlige dogru itiyordu.Ama o bunu baliga hic gostermiyor ve baliga moral vermek icin tum umutsuzlugunu gizliyor onu okyanusun derinliklerinden cikarmak icin ordan oraya ucup duruyor kendini adeta derin mavilere gomen baliga seslenmeye calisiyordu.Derken bir gun balik su yuzene dogru cikti ve ona dediki
‘Gitmeliyim Myra..Hic umudum yok artik….Lutfen beni affet! ! ! Bunu sana nasil soyleyecegimi bilemiyorum ama Ne sen kendi kiyindan ayri yasayabilirsin ne de ben burada artik yiyecek bulabilirim.
Oralarda birdaha dostluk bulamam belki ama acda kalmam
Kimbilir belki de hersey bir hata idi zamaninda bir akintiya kendimi birakip gitmeli idim.’
Myra ona bu durumun duzeleceginden kiyisinin bereketli ve guvende oldugu zamanlardan soz etti ise de artik hersey nafile idi.
Balik hemen o anda okyanusun derinliklerine dogru dalis yapiyor artik onu dinlemek istemiyordu.
Myra’ ninda artik bu duruma karsi direnci kalmamisti..
Bir gun surudekiler ve deniz Myra’ nin hayatinda ucmadigi kadar hizla ucmaya basladigina,amacsizca ordan oraya kanat salladigina sahit oldular.Cildirmisti sanki. saskindi.lar bu ise,Sanki eski Myra gitmis yok olmustu
Okyanusda ise akinti baslamisti.anlamislardi
Balik gitmisti.
Onlar ise birbirlerine veda etmemislerdi.
Baligin gidisini izleyen gunlerde myra yanliz basina ucmaya devam etti.Artik kiyidan ve suruden zaman zaman uzaklasiyor.Ama gun batinca da tekrar yuvasina geri donuyordu.diger martilar anlayis gostererek onu tekrar aralarina almaya baslamislardi.Kimisi ise hala onu cilginlikla sucluyordu.Oyle ya gorulmus sey degildi okyanusda bir marti ile baligin dostlugu..Bir baliga asla guvenilmezdi. Myra
bunu bilmiyormu idi acaba..
Bu arada surude, esen ruzgarin baliktan myra’ ya haberler fisildadigi, myra’ nin ise baligin suruklendigi her akintidan haberdar oldugu dilden dile dolasan dedikodulardan sadece bazilari idi.
Myra ise her akintida okyanusa dogru derin bir anlamla bakar ve gulumserdi.Onun baligi oralarda bir yerlerdeydi iste
Onun rahat ve mutlu oldugunu hissetmek bile Myra’ ya huzur vermeye yetip de artiyordu Biliyordu ki aslinda herkez tarafindan tuhaf karsilanan imkansiz bir guzelligi yasamasi idi Gercekte onemli olan ise ucsuz bucaksiz okyanusta bir gun bir marti ile baligin sevgi dolu dostluguna sahip olmakti.Iste icini dolduran mutluluk ve huzur duygusu bu idi.Tum yureklerin susadigi bir sevginin izini ise okyanustaki hic bir akinti silip gecemezdi
*********.
Yazan:
E.Y.Taskan

Giysi mi beğendiniz mi?

Mart 4, 2007

5000000001135783.gif

Gözlerinde yaşlarla ‘Giysimi beğendiniz mi? ‘ diye sordu yoldan geçen bir yabancıya. ‘Annem onu benim
için özel olarak dikti.’
Yoldan geçen yaşlı bayan, kendisine seslenen küçük kıza gülümseyerek baktı.
‘Evet, çok güzel bir elbisen var yavrum’ dedi ve sordu:
‘Ama söyler misin, neden ağlıyorsun? ‘
Küçük kız, sesi titreyerek yanıtladı:
‘Çünkü… Bu elbiseyi bitirdikten sonra annem gitmek zorunda kaldı.’
Yaşlı bayan, küçük kızı avutmak istedi:
‘Anlıyorum, yavrum’ dedi. ‘Fakat üzülme… Eminim, annen senin gibi küçük ve sevimli bir kızı uzun
süre bekletmeyecek, hemen dönecektir…’
Küçük kız başını iki yana salladı:
‘Hayır teyzeciğim, anlamıyorsunuz’ dedi. ‘Babam, annemin bir daha gelmeyeceğini söylüyor. O şimdi
cennette, büyükannemle dedemin yanındaymış.’
Yaşlı bayan, küçük kızın ağlama nedenini anlayınca eğildi, kolunu onun omuzuna doladı ve ‘giden
anne’ için o da ağlamaya başladı.
Sonra küçük kız, yaşlı bayanı şaşırtan bir davranışla ağlamasını birden kesti, ondan bir iki adım
geri çekildi ve yavaş bir sesle şarkı söylemeye başladı. O denli yavaş bir sesle söylüyordu ki
şarkısını, neredeyse fısıldıyor sanırdınız.
Şarkı, bir yavru kuşun şarkısıydı ve küçük kızın sesi, yaşlı bayanın o güne değin duyduğu belki de
en güzel sesti…
Şarkısı bittikten sonra küçük kız, yaşlı bayana küçük bir açıklama yaptı:
‘Bu şarkıyı bana annem, gitmeden önce öğretmişti ve kendi de sık sık söylerdi’ dedi. ‘Benden,
kendisine söz vermemi istemişti. Ağladığım zaman, hemen bu şarkıyı söylememi istemişti benden. Çünkü
ne zaman ağlarsam, bu şarkıyı söylediğimde gözyaşlarımın hemen dineceğini söylemişti.’
Küçük kız, bunları söyledikten sonra gözlerini gösterdi:
‘Bakınız’ dedi. ‘Gözyaşlarım hemen kurudu bile! ‘
Yaşlı bayan gitmek üzere kalktığı zaman küçük kız neredeyse yalvarırcasına eteklerinden tuttu onu.
‘Bayan, bir dakika daha kalır mısınız lütfen? ‘ dedi. ‘Size birşey göstermek istiyorum.’
Sonra parmağının ucuyla, giysisinde bir noktayı gösterdi: ‘Bakın, annem işte tam burayı öpmüştü’
dedi. Sonra bir başka noktayı gösterdi:
‘İşte burada da bir öpücüğü var, sonra burada da ve şurada da… Şurada da, burada da, burada da…
Buralar hep, öpücük, öpücük, öpücük dolu… Bu giysimin her yeri, annemin öpücükleriyle dolu. Beni
ağlatabilecek her neden için annem bu giysimin bir yerine bir öpücük koydu.’
Yaşlı bayan, o anda yalnızca bir giysiye bakmadığını anladı. Dönmemek üzere gideceğini bilen ve
annesiz kalacak kızının karşılaşacağı acıları hafifletebilmek için onun yanında olamayacağını, ona
öpücük veremeyeceğini düşünen bir anneye bakıyor ve o anneyi görüyordu küçük kızın giysisinde…
Anne, küçük kızına duyduğu tüm sevgisini, şimdi onun giymekten gurur duyduğu bu giysiye işlemişti.
‘Giysimi beğendiniz mi? ‘
Yaşlı bayanın aklına o an, küçük kızın sorduğu bu ilk soru geldi. Ve sorunun yanıtını, içinden kendi
kendine verdi.
O güne değin böylesine gösterişsiz, böylesine anne sevgisiyle donanmış ve böylesine çok sevdiği bir
giysi görmemişti.

(yazarı bilinmiyor)

annabellee
Özgür Platform Benim Dünyam grubundan alınma

3 Kardeş ve Kadı…

Şubat 22, 2007

5000000001025719.gif 

Yasli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki üç oglu varmis. Bir gün amansiz bir hastalikla yataga düsen yasli adam verasetini açiklamak için ogullarini yanina çagirmis.

– ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel kapida. ben ölünce tabi ki mallarimin hepsi sizin ve siz çok zekisiniz ama siz mallarimi bölüseceksiniz diye birbirinize düsmemeniz için sehrin kadisina gidin. o kadiya benim selamimi söyleyin o size mirasinizi bölüstürür.

ve adam ölür ogullari da babasinin istegi üzerine kadiya gitmek için yola düserler. tabi yesillik yerlerden, çölden, yagmurdan, çamurdan felan geçerler. derken önlerine bi adam çikar ve bizim 3 biradere sorar;

– efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.

büyük kardes sorar;
– tek gözü körmüydü
adam ‘evet’ der.

ortanca kardes sorar;
– kuyrugu kesikmiydi
adam ‘evet’ der

küçük kardes sorar;

– bir ayagi topalmiydi
adam ona da ‘evet’ der.

bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni görmedik derler.
adam birden sinirlenir. ‘yaa nasil olur. hem bütün özelliklerini bildiniz hemde görmedik diyorsunuz. bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet edecegim’ der. biraderlerde ‘olur gel’ derler.

ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna çikarlar. 3 birader der ki;
– efendim bizim babamiz vefat etmeden önce mirasi bölüsmemiz için size gelmemizi söylemisti. biz de bu yüzden geldik.

kadi devesini kaybeden adama döner ve;
-sen niye geldin. der

adam da: efendim ben devemi kaybettim. yolda bunlari gördüm. onlara devemi gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde görmedik dediler. ben bunlardan süpheliyim – der.

kadi biraderlere döner ve sorar:

– sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
– efendim, yolda gelirken yesillik yerden geçtik. baktim ki yesilliklerin hep bi tarafindan yenilmis öbür tarafina yanasmamis bile. tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.

– peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
– efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep daginik düsmüs. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu düserdi. oradan bildim kuyrugunun olmadigini.

– peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
– efendim, gelirken çölden geçtik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir de yarim ayak izi var. tek ayaginin topal oldugunu oradan anladim.

kadi devesini kaybeden adama döner ve ‘kardesim bunlar senin deveni görmemisler’ der. kadi o adami gönderir ve düsünür ‘ulan bunlar benden zeki ben bunlara nasil miras bölüstürecegim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar’ diye düsünür ve bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek gelir ve kadi
‘siz yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim’ der ve kapi arkasina geçer.kardeşleri dinlemeye başlar…

büyük kardes der ki;
– yaa kuzu çok iyiymiste, keske köpek emmeseydi.

kadi sasirir.

ortanca kardes der ki;

– yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi.
kadi iyice sasirir.

küçük kardes de der ki;
– yaa bu kadi iyi de, keske …………….. çocugu olmasaydi.

kadi bu lafi duyar duymaz gelenlerinde zeki oldugunu düsünerek hemen arastirmaya gider.

kuzuyu aldigi adama ‘bu kuzu ne emdi’ diye sorar. adamda ‘kuzunun annesi öldüydü bende kapinin önünde yatan köpege emzirttim’ der.
daha sonra sarabi aldigi adama gider ve ‘bu sarabin topragi nerden’ diye sorar.
adamda ‘valla bizim burada en güzel toprak mezarlikta var, bende mezar topragindan yaptim’ der.

kadi ‘ulan bunlar ikisinide bildi’ diye düsünerekten annesinin yanina gider ve ‘benim babam kim’ diye sorar.

anneside ‘oglum baban savasa gittiydi bende iste biriyle gönül eyledim’ der.

kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar sormaya.

büyük kardese;
– söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
– nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarında yag olmaz. ama köpegi emdigi için burada yag var.

ortanca kardese;
– söyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
– nerden olacak. içiyorum içiyorum zevk yerine keder veriyor.

ve küçük kardese sorar;

– söyle bakalim sen benim ……………… çocugu oldugumu nerden bildin.

– nerden olacak. ……………. çocugu olmasan kapi dinlemezdin.

ASLINI UNUTMA…

Şubat 19, 2007

sinav.jpg

ASLINI UNUTMA…

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış. “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun? ” diye sormuş. “Bir Hiçtin sen… Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla! ” Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan’la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi… kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.”

alıntı.

İSTEDİĞİNİ YAPABİLMEK

Şubat 15, 2007

301.jpg

Amerikali bir zengin isadami, bir is seyahati sirasinda kucuk bir Meksika koyu kasabasina ugrar.
Limanda gezerken, agzina kadar balik dolu kucuk bir teknenin icinde oturan bir balikci dikkatini
ceker. Merakla yanina yaklasir ve sorar, ‘Merhaba, bu baliklari yakalamak ne kadar zamanini aldi? ‘
Balikci, tumunu bir-iki saate yakaladigini soyler. Yabanci adam bu kez, nicin daha uzun sure kalip
daha fazla balik yakalamadigini sorar. Balikci, ailesinin gecimi icin bu kadarinin yettigini soyler.
Amerikali isadami merakla balikciya kalan zamanini nasil gecirdigini sorar. Balikci anlatir, ‘Gec vakit
yatarim, sabah birazcik balik yakalarim. Sonra cocuklarimla oynarym, oglende de karim Maria ile
biraz siesta yaparim. Aksamlari, amigolarla beraber gitar calip sarap iceriz, egleniriz. Dolu ve mesgul
bir yasantim var senyor.’ Amerikali gerinerek, ‘Benim Harvard’dan MBA’m var ve sana yardim
edebilirim. Balik tutmak icin daha cok zaman ayirmali ve daha buyuk bir tekne ile calismalisin. Bu
tekneden elde edecegin gelirle daha buyuk tekneler alrsin. Kisa surede bir balikci filosuna sahip
olursun. Boylelikle, yakaladigin baliklari aracilara degil dogrudan dogruya isleme tesislerine satarsin.
Hatta kendi balik fabrikani bile kurabilirsin. Balikcilik sektorunde bir numara olursun.’ Ve Amerikali
devam eder, ‘Tabii bunlari yapman icin oncelikle bu kucuk balikci kasabasini terk edip Mexico
City’ye, daha sonra Los Angeles’e ve en sonunda holdingini genisletebilecegin New York’a
yerlesirsin.’ Balikci dusunceli vaziyette sorar, ‘Peki senyor, bu anlattiklariniz ne kadar zaman alir? ‘
Amerikali yanitlar, ’15-20 yil kadar.’ ‘Peki bundan sonra senyor? ‘ diye sorar balikci Amerikali guler,
‘Simdi anlatacagim en iyi tarafi! Zamani geldiginde, sirketini halka acarsin ve sirketinin hisselerini iyi
paraya satarsin! Kisa zamanda zengin olup milyonlar kazanirsin! ‘ ‘Milyonlar? ‘ der Meksikali,
‘Eee…sonra senyor? ‘ Amerikali, ‘Ondan sonra emekli olursun. Gec vakitlerde yatabilecegin kucuk
bir balikci kasabasina yerlesirsin, istersen zevk icin biraz balik tutarsin, cocuklarinla oynayacak,
karinla siesta yapacak zamanin olur, aksamlari da arkadaslarinla sarap icip, gitar calarsin. Nasil,
mukemmel degil mi?
 

Küçük Mucizeler.

Şubat 15, 2007

Küçük mucizeler
1930′ larda bir Polonya kasabası olan Prochnik’in saygın baş hahamı Samuel Shapira, kırlık bölgede insanı dinç tutan yürüyüşlere çıkmayı adet edinmişti.
Sıcak, sevgi dolu ve merhametli kişiliğiyle tanınan haham yürürken karşılaştığı yahudi olsun, olmasın herkese selam vermeye dikkat ederdi.
Günlük yürüyüşlerinde sürekli karşılastığı insanlardan biri de, çiftliği kasabanın dışında olan Bay Mueller adında bir köylüydü. Haham Shapira, tarlasında harıl harıl çalışan çiftçinin yanından her sabah
geçerdi. Haham başıyla selam verir ve güçlü bir sesle ‘ Günaydın Bay Mueller, ‘ derdi.
Haham sabah yürüyüşlerine başlama kararı alıp da Bay Mueller’i ilk kez bu şekilde selamladığında, çiftçi soğuk bir bakışla arkasını dönmüştü.
Bu köyde, Yahudiler ve Yahudi olmayanlar arasındaki ilişkiler iyi değildi; dostluklarsa çok nadirdi. Fakat haham yılmadı. Günlerce Bay Mueller’i içten bir merhabayla selamladı. En sonunda çiftçi hahamın
içtenliğine inanmış, onun selamlarına şapkasını eğip gülümseyerek cevap vermeye başlamıştı.
Bu olay yıllarca sürüp gitti. Her sabah haham Shapira,’ Gunaydın Bay Mueller! ‘ diye sesleniyor ve Bay Mueller şapkasını eğip, ‘ Gunaydın Bay Haham! ‘ diyerek karşılık veriyordu, ta ki Naziler gelene kadar.
Haham Shapira ve ailesi, köydeki diğer tüm Yahudilerle birlikte toplama kampına götürüldüler. Shapira sürekli, bir toplama kampından diğerine sürülüyordu. En sonunda, onun son durağı olacak olan Auschwitz’e getirildi.
Trende inip yere ayak bastığında, seçmelerin yapıldığı sıraya girmesi emredildi. Sıranın arkasında beklerken, uzakta kamp komutanının sopasıyla sağı solu işaret ettiğini gördü. Sola işaret ölüm anlamına
geliyordu; sağ ise vakit kazandırıyor, hatta kurtuluş anlamına geliyordu.
Kalbi hızla çarpıyordu. Sıra ilerledikce komutana daha da yaklaşıyordu.
Sıra ona gelmekteydi. Karar ne olacaktı; sağ mı, sol mu? Keyfi kararıyla onu alevlere atacak olan seçmeden sorumlu adamın yanına varmasına bir kişi kalmıştı. Bu nasıl bir adamdı? Binlerce insanı bir
günde kolayca ölüme gönderebilen bu adam nasıl biriydi?
Korkmasına rağmen sıra ona geldiğinde cesur bir şekilde komutanın yüzüne baktı.
O anda ikisinin de bakışları birbirine kenetlendi. Haham Shapira komutana doğru yaklaştı ve yavaşca ‘ Gunaydın Bay Mueller! ‘ dedi. Bay Muellerin soğuk ve hiçbir hissin okunmadığı gözleri bir an için
seğirdi. O da alçak sesle, ‘ Günaydın bay Haham! ‘ diye cevap verdi.
Daha sonra sopasıyla işaret edip, güç bela fark edilen bir baş selamıyla bağırdı: ‘ Sağa ‘ Yaşam’a…!

Yorum
Basit bir ‘ merhaba ‘ nın hayat kurtarabileceğini kim düşünür? Bazı küçük- ya da bize göre basit ve küçük olan davranışlar büyük sonuçlar doğurabilir. Haham, kurtuluşunun tohumlarını, başkalarının önemsiz bir köylü dediği adama yıllarca neşeyle selam vererek atmış oldu. Bir gün kaderini bu çiftçinin belirleyeceğini düşünebilir miydi?

Yitta Halberstam / Judith Leventha
Küçük mucizeler

Hep “bir umudumuz ” olmalı..

Şubat 15, 2007

Küçük balık yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında. Gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti, denizlerin üstünü. Neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. “Dudağı yanıklar” denir, şanslıdır onlar. Hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. Küçük balık anladı yolun sonunun geldiğini. Koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüreği. İnsanlar gelip geçtiler önünden. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu. İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarına. Bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret, sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı, sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak. Teşekkürü de ihmal etmemişti, birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu diye..

“BİR GÜN” dedim!!!
“BULURSAM KENDİMİ YEŞİL LEĞENDEKİ KÜÇÜK BALIK KADAR ÇARESİZ, SON ANA KADAR HEP BİR UMUDUM OLSUN DİYE..”

Yaşlı ve Çirkin bir Tüccar..

Şubat 15, 2007

Yasli ve çirkin bir tüccar; karsiligini parayla
ödeyecegi zevk gecesi için olaganüstü güzel ama tas
kalpli bir fahiseye gitmis… Sabaha karsi, yasli
adamin uykuya dalmasini firsat bilen genç kadin,
soyguncu dostlarini çagirmis. Ne var ki tüccar, tilki
uykusundan firladigi gibi olanca gücüyle karsi
koymaya, dövüsmeye baslamis. Haydutlar hem kalabalik,
hem de isinin ehliymis. Onu kolayca köseye
sikistirmislar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar,
bu zayif ve çirkin bedende hiç yara açilmadigini, can
alici darbelerin hiç iz birakmadigini görmüsler..
Biçaklarini, kiliçlarini çekmisler… Ancak en keskin
biçak, en acimasiz kiliç bile tüccara hiç bir sey
yapamiyormus…. Sonunda korkup kaçmislar…. Dövüsü
izleyen kadin, yasli adamin mucizevi gücünden
etkilenmis, bir kez daha, ama bu kez ‘ask’ adina,
tüccarla sevismek istemis. Onu hayranlikla, arzuyla,
sefkatle oksamaya baslamis… Gelgelelim, güzel
kadinin her dokunusunda tüccarin bedeninde yeni bir
yara beliriyormus. Dövüsün, darbelerin, biçaklarin,
kiliçlarin açtigi yaralarmis bunlar…
Yaralar, içten
bir ilgi ve sefkat görene dek gizli kalmislar. Sonunda
tüccar kanlar içinde kadinin kollarina yigilmis,
ölmüs….

Tam da bu türden hayatlar yasamiyor muyuz

Asktan bunca korkmamiz da bu yüzden degil mi
Kimsenin kollarinda yigilip can vermek istemiyoruz.
Çünkü zaten, her yanimiz kiliç yaralariyla dolu. Ama
bir sekilde kapanmis, kabuk baglamis yaralar onlar….
Nasil yapmissak yapmisiz, üstesinden gelmisiz… Ama
biri, o kabuk tutmus yaralari oksamaya basladiginda,
yaralar tekrar açiliveriyor ve hepsinden oluk oluk kan
akmaya basliyor…. Birine teslim oldugumuzda,
kendimizi anlatmaya basladigimizda, içimizi
döktügümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan revan içinde
kaliveriyor…. O yüzden degil mi kendimizi tutmamiz
Birine teslim olmaktan korkmamiz Tedirgin bir sekilde
ortalikta dolanmamiz “Anlatsam mi, anlatmasam mi”
kararsizligimiz. “Bu sevgi beni acitir mi”
kuskularimiz….”

gabriel garcia marquez