Archive for the ‘SEÇİLMİŞ ŞİİRLER’ Category

BİR YAZ GÜNÜ SABAHINDA

Ağustos 27, 2010
 

Ben hayallerimin engin denizlerinde

Yelken açmış koşarken

Sen uyuyordun,

İlk bahar çiçeklerini döktü

Ağaçlar yeşerdi

Ve sessizce geldi yaz

Denizin mavi suları üzerinde

Martılar uçuşurken

Aşk şarkıları söylüyordum adına

Sen uyuyordun

Seherin serin meltemiyle

Penceremin beyaz perdeleri

Oynadı yerinden

Deniz yüzeye vuruyordu

Işıklarla oynaşırken

Yakamozlar oluştu

Sen uyuyordun

Sessizce gelen

Bir yaz günü sabahında !!!

                                                Rıza Usta..

 
Reklamlar

Sabah Erken Düşmek Yola

Temmuz 29, 2010

Sabah Erken Düşmek Yola

En güzeli sabah erken yola koyulmaktır
Daha varoşlar uyanmamışken
çiğ yapraklardan kalkmamışken henüz
en hafif çıtırtı duyulur o zaman
Geri dönmeyecek gün gibi rüzgar
serinliğini otların arasına yığar
Tarifsiz bir kıpırtıya sığar yürek
her an bir ses duyacakmış gibi
pür dikkat kesilir her hücre
geçen her anın tadı damakta fütursuz
Geri dönmeyecek olduğunu bilerek
içine düşen kor yakar belleği

En güzeli sabah erken yola koyulmaktır
Uyuyan ırmağın yatağından çıkarak
daha kuşlar kanatlarını temizlerken
günün ilk saatine yoldaş olmaktır
Evlerin önüne serilen patika yol
bahçesinde elma ağaçları yeşil kırmızı
Yaz sonrası sere serpe yatan tarla
Göğsünde vahşi atların dörtnal
geçip gidişini saklayan ovada
yeniden boy veren pıtrak
gözlerini selamlayan karşılayıcı

En tatlı düş sabaha yakın yoklar uykuda
Alışkanlıklardan vazgeçebilmekle başlar oysa
en güzele kavuşturacak serüven
Özgürlük kopabilmektir rutin demden
En yaşanası aşk uzun yolda kavrulmaktır
en güzeli sabah erken yola koyulmaktır

 
Babür Pınar

Yalnız adam….

Mayıs 10, 2010

Yalnız adam

Bir başına, ilerliyor,

İçinde yılların özlemi,

Gözünde birkaç damla yaş,

Sadece biraz sabırdı istediği …

Kolay değil di, bunca yıldan sonra

Mutluluğu bulmak…

Bulduğuna inanabilmek…

Etrafında dost bildikleri

sevdim deyip aldatanları

çok görmüştü…

inandırabilsey di, sevdiği sevdiğine

şefkatle sarıp sarmalayabilsey di…

aradığı aşk değil di, çok yaşamıştı,

sadece şefkatle , başını yaslayabileceği

saçlarını okşayabileceği

sevgiy di..aradığı….

sıcacık içten bir gülümsemeyi

gülen gözleri, öyle özlemişti ki…

önünde uzun bir yol vardı,

başını kaldırdı, gözyaşlarını sildi..

bulacaktı, böyle bir sevgiyi..

Yağmur’un Sesi…

Nisan 22, 2010
 

Yağmur’un Sesi

Var mıdır yağmurun sesi …
Bence yok….
Buluttan inen yağmur damlaları sessiz sedasız
Kendini yerçekiminin kollarına bırakır….
Ve toprağa düşer …
Toprak sevinç naraları atmaya başlar,
Çıkan ses, toprağın özleminin sesidir,
Bazen bir dala,
Bir ağaca,
Ya da bir yaprağa düşer
Ve ses, umudun sesidir,
Yağmurun sesi değil..
Kimi zaman kiremit,
Ya da çinko bir dama düşer
Bir melodiye dönüşür
Ve ses, yağmurun değil
Yağmurun değdiği yerlerin sesidir……
Yağmur,
Cama değer aşkı,
Toprağa düşer umudu,
Dama düştüğünde ise,
Bazen hüznü,
Bazen korkuyu,
Bazen de sevgiyi anımsatır …
Yağmurun sesi dediğimiz aslında
Değdiği yerin sesidir ….

Ve Yağmur bazen gönüle düşer
Gönül dile gelir
ŞİİR olur

 
Oya Özpoyraz

Bu şiirin hikayesi: https://i1.wp.com/i175.photobucket.com/albums/w146/elvisgirl1972/MIX/SUPERBEAUTY%202/4eg48.gif 

Kalemi ile yüreğini koyan can dosta teşekkürlerimle……

Gökyüzünden düşen yağmur tanecikleri adını bilmediğimiz bir enstrumantal çalgının çıkardığı ilahi bir ses gibidir. Öyle huzur verirki çok uzaklara götürüverir seni, bazende çok uzaklardakini sana getiriverir.Bazen umudun sesi olur bazense hüznün sesi, bazen korkuyu bazense sevgiyi hatırlatır.
Bazen çok düşünürüm yağmur yağarken, gökyüzünden yağmur tanecikleri düşerken yere, belkide gökyüzünde ağlayan biri vardır diye..Belkide oda hasrettir birilerine..Belkide oda ağlıyarak gözyaşlarını dökerek rahatlıyordur.Oda hüznü,sevinci, korkuyu sevgiyi yaşıyordur.Belkide sevdiğine koşuyordur kavuşmak adına.
suyun toprağa hasreti,
toprağın suya hasreti gibi…

Feridun ERDOĞAN

 

 

 

…Siyah Beyaz Bir Resim

Nisan 22, 2010

 
 
…Siyah Beyaz Bir Resim

Eski bir kitaptı aradığım
Bulduğumda bir resim düştü arasından
Sararmış, siyah beyaz bir resim.
Baktım,
Biraz gurur,
Biraz mutluluk
Ve birazda yorgunluk la bakan
Bir çift yeşil göz…
Bu gözleri ortaya çıkaran
Yeşil elbiseli annem…gülümsüyordu..

Yanı başında,
Bakışları aynı, renkleri farklı gözlerle
Şakakları ağarmış babam…

Rengarenk balonlar sarkıyordu,
Annemin günler,geceler boyu uğraştığı
El emeği göz nuru ile işlenmiş,
Rengarenk çiçeklerle bezenmiş,
Çin iğnesi yorganın örttüğü yatağa…

Siyah elbiseli,
Yaşına inat simsiyah saçlı bir kadın
Tutmuştu ellerini,
Göğsü mavili kırmızılı kurdelelerle,
Sapsarı altınlarla bezeli,
Gözleri ağlamaklı,
Ruhu delikanlı telaşında olan çocuğun..

Dede uzandı gururla,
Grili,lacivertli gömleğinin cebindeydi
Söz verdiği saat
Taktı koluna

Ve ben
Biraz kıskanç ve bir o kadarda mutlu.

Ağlıyorsun, dedi oğlum
Alt tarafı bir resim
Biraz sararmış siyah beyaz bir çocuk resmi
Evet
Sararmış, siyah beyaz bir resimdi baktığım
Ama rengarenk anılarla dolu….

 
Oya Özpoyraz

 

Bulut Bilmez Göğünü-Nurullah Genç

Aralık 8, 2009

 

Bulut Bilmez Göğünü

yol bitse de, bitmiyor ayaklarımda sızı
yalnız sana gelmeye ayarlanmış pusulam
uykum nice dağları eritiyor kendinde
göklere can veriyor sende rengim ışığım
ey benim kehkeşanım,ey benim billur sılam
kalbimin bağlarını kuruttu sarmaşığım
geçmişimi tiryâki aynalarda unuttum
yanıldım her çaldığım kapının kenarında
sana gelmek, varmak mı zehir kusan kıyıya
bir dağa tırmanırken atılmak bir kuyuya
yoksa bir pervanenin kırılıp düşmesi mi
sana gelirken, yollar kanatıyor sesimi

toprağı bilmez çiçek, bulut bilmez göğünü
geceye sızan güneş içimden doğar benim
soluk bir intihârın esrârıyla kapanan
gökyüzü yağmurları ruhuma yağar benim
uzaklaşır tenimden malihulya rüzgârı
konduğu her çiçekten hüzün devşiren arı
benim kirpiklerimde büyütür peteğini
kanatları kırılır benim acılarımla
yalnızlık tutuşturur dağların eteğini

ey bahar, neden yine kıpkırmızı ellerin
köklerine ölüm mü damlatıldı güllerin
benim şu kahır yüklü göğsümde döner dünya
yeniden doğmak için anne arayan zaman
kâh yıpranmış bir evin duvarlarında leke
kâh yaklaşan gün için gördüğüm kanlı rüya

gündönümünde biter son şarkısı mevsimin
namluların ucundan dökülür gözlerimiz
kederli bir örtünün desenlerinde alev
dilsiz semazenlerin küle gömer elini
nasıl yaktın buzları kutbunda mihrâcenin
nasıl diktin ömrüme bu sevda heykelini
şimdi damarlarımda,şimdi derinde alev
yokluğunu yazıyor dolunayda ecenin

isteyerek söyleyebilseydim kırmızıyı
yıkılmazdı tarihin burcunda düşlerimiz
kaçınılmaz bir kılıç keserdi kaktüsleri
hürriyet bahçesinde uçardı düşlerimiz
semender fedâ eder ateşe dudağını
bebek bilirdi göğü anlatan kundağını

ben sende her ân gündüz olmalıyım; geceyim
sen bende esrârengiz bir tanyeri gibisin
ben senin ufuklarda çözdüğün bilmeceyim
sen benim her hücremin ölümsüz sahibisin
güneş sende doğmalı, sende batmalı akşam
sende yürümeliyim samanyolunu sessiz
o parlayan yüzünde günü tutmalı akşam
karanlığı koymalı saçlarında nefessiz

bak bana,yürü bana,koş bana,sarıl bana
ister yakıp kavuran sahralardan geçelim
isterse her akrebin ağısını içelim
yüz defa bulansan da, bin defa durul bana
kirpiklerin bu güne kapanınca, gülümse
yarın hatırladığın rüyalarda ben varım
gözünü açtığında yeniden vurul bana

dağların ruhu neden titremez bilir misin
tilkiler sinesinde yuvalanır dağların
lâmbalar anlayamaz görüneni, öteden
öteler hiç görmedi lâmbaların yüzünü
ben hangi mecnunuyum o eskiyen çağların
hangi dünyada buldum hayatımın özünü

bir gün yakalar seni acılar doludizgin
kâbuslarında bile sevdan olur bu gezgin
bir gün sarar ruhunu yokluğumun kefeni
benden uzaklaşmadan asla bilmezsin beni
uçurtmalar dokunur gamzelerine senin
koparılan kanadın feryadını kim duyar
ne gelir ki elinden kırılan pencerenin
hangi avcı, vurduğu kekliğin gözlerinde
yıkılan bir âlemin ıstırâbıyla yandı
hangi âşık anarken bir çiçeğin adını
benim gibi titreyip uykusundan uyandı

bir gün bir mızrak olup kalbime girse zaman
ayrılığım boşansa gökten, sevdama inat
akşam fırtınalarda kaybolsa ayaklarım
sabah cinnet geçiren bir volkanda erisem
bir gün iliklerimde alevlense kâinat
dönmemek üzre sessiz bir vâdiye yürüsem
bir gün yok olsa tenim her köşesinde arzın
arar mı bakışların varlığımı bu yerde
sorar mısın: yıldızım,ayım, güneşim nerde
yaşamak nasıl şeymiş bu acâyip adamla
gözlerinden sızar mı yokluğum damla damla
ömür dediğin urgan inceldikçe incelir
alırsın cevabını bir melekten, gün gelir…

Nurullah Genç

Sustum !!!

Nisan 25, 2009

n1224296547_2340816_414

Sustum!
Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız…
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor…

sustum
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız!

sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar…
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor…

saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor…

Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
sustum
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
kimse bilmiyor…

sustum!
tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor

sustum!
saçlarını kokluyorum rüzgarların
dudaklarından öpüyorum hayatı
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
mendil silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor

sustum
tam acılarımı haykıracaktım ki, sustum
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor

sustum!
İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım
sustu gözlerimdeki şiir
gönlümdeki nehir
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben

ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
bahar gelmiyor
kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs
ay üzgün
güneş doğmuyor
acılar dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor

sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat, sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor…
duymuyor…
duymu…
duy…

Nuri CAN

Bugün muzipliğim üstünde,

Nisan 7, 2009

 

manzara131

 

Bugün muzipliğim üstünde,

Aşkdan bahsedenler güldürdü

Kimi bavulunu toplamış,kimi üzgün

Hayat sadece aşk demek değil ki…

 

Sevdim denilince saygı duymak gerek..

Sevgi emek ,fedakarlık demek..

Aşktan üstünlüğü tartışılmaz..

Aşk bir mevsimse, sevgi  bir ömürdür..

 

Herkes aşık, ölüyor aşkından J

Yere göge sığamıyor aşığım diye

Güldürmeyin yine beni

Bugün muzipliğim üstünde..

Yağmur Öncesi..

Şubat 27, 2009


Senden bu mesajlar bana dost,aymağa durdum
Hiç böyle derin gönlüme düşmezdi bu sevda!
Yerden ayağım kurtuluyor, saymağa durdum…
Hiç böyle derin gönlüme düşmezdi bu sevda !

Ben, sende bulup kendimi, yalnız sana verdim
Savruldu bu yangınla dumanlar gibi derdim..
Ruhum uçuyor, kuşların esrarına erdim;
Hiç böyle derin düşmezdi bu sevda !

Sönmez bu ateş; aşk ile beslenmişim özden..
Kim böyle şakır; nazıma heveslenmişim özden..
Artık susamam, bir kere seslenmişim özden,
Hiç böyle derin gönlüme düşmezdi bu sevda !

Bekir Sıtkı Erdoğan.

İşte Bizim Masalımız..Feridun Erdoğan

Şubat 27, 2009

54ll

 

Herkesin bir hikayesi yada masalı vardır. Masalında kahramanı, ne zaman çıkıp geleceği hiç belli olmaz. Birgün kapınız çalıverir, hiç tanımadığınız ve o güne kadar hiç görmediğiniz, masalınızın kahramanı karşınızda durmaktadır. Masal bu ya… Diye başlar her masal, sonra gökten üç elma düşer. Nineler, dedelerin beşiğini tıngır mıngır sallarken, pireler deve olur,  develerse tellal olur. Bir vardır bir yoktur bu masal diyarında. İşte var olduğunda dalıvereceksin içine, yaşayacaksın kendi masalını, zaman seni kovalamaktan vazgeçene kadar. Sonrasında herşey senin, ister pamuk prenses ol istersen dev. Sen seç rolünü. Kim bilir belki masallar gerçek biz masalızdır. Birileri anlatıyordur bir varmış bir yokmuş diye. Ve işte bizim masalımız;

Ne sen beni tanırdın, ne de ben seni.

Bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin,

Belki çok çok uzaklarda,

Belkide bana çokta yakındın.

Ben seni nasıl bulacaktım ?

Bildiğim tek şey gökyüzünde,

Aynı yıldıza bakıyorduk ikimizde,

Birbirimizi görmesekte,

Birbirimizi duymasakta.

Diyordu ki falcı kadın;

Ve o gökten üç elma yerine

Üç yıldız düşecek

Biri yüreğine,

Biri gözlerine,

Bir ellerine.

Diyordu ki o falcı kadın;

Çok yakında birisi, çalacak kapını,

Bu düşlerindeki sevgili.

Düğününüz çok yakın,

Ve bir gün çıktın karşıma.

Günlerden Cumartesi yada Pazardı,

Çıkıp gelivermiştin ansızın kapıma,

Seni ilk kez görüp,

Bir kapı aralığında , “merhaba” dediğimde;

Ürkek, gizemli, buğulu;

İstanbul gibi bakıyordu gözlerin.

O gün hani seni ilk gördüğüm gün,

Yıldızlardan düşüp kapımı çaldığın gün,

Gözlerinin gözlerime,

Ellerinin ellerime değdiği o gün.

İşte o gün doğuyordu yeni gün.

Senin ellerinde, senin gözlerinde

Ben sen oluyordum,

Sense ben …

Ve o ilk gün uzun ama upuzun bir yoculuk başlayacaktı seninle ellerin ellerimde. Misafir değildin, ev sahibiydin yüreğimin ta orta yerinde. Nasılda çabuk sevdi o ürkek buğulu gözlerini. Nasılda çabuk kabullendi seni yüreğim. Biliyordum artık yıllarca beklenen o sevgili sendin, beraberce baktığımız yıldızda asılı duran göklerde, senin gözlerindi.

Ve gökten o yıldızdan

Üç parça yıldız düştü,

Gözlerin gözlerime,

Yüreğin yüreğime,

Ellerinse ellerime..

Yeni bir hayat yeni bir yaşama koşacak nice mevsimler ve baharlar yaşayacaktık. İlk yürüyüş maraton olacaktı hayat yolunda sevgi çiçeklerini büyüterek. Seninle tüm mevsimleri bahar tadında yaşarken, çiçekler açmıştı gönül bahçelerimizde, Önce iki kişiydik üç olduk sonra da dört. Sanki beşinci mevsimi yaşıyorduk. Hep birlikte. Ve akıp geçecekti seneler.

Sen sevdiğim can yoldaşım,

Sen geldin hayat ve can verdin.

Sen geldin ben öldum aşk oldum.

Sen geldin ben sevdalın oldum.

Sen iyiki geldin.

*

Sevdamın diğer ortağı,

Bak duyuyormusun dinle;

Yüreğimden gelen sesler sana ait.

Her nefes alışımda içime akan sen,

Her soluduğumda can olan sen,

Hayat bulan ben !

**

Hayat yolunda

Hangi yoldan yürümüşsem,

Hangi sokağa sapmışsam,

Tüm yollar ve sokaklar sana çıktı.

Seni gösterirdi tüm mecburi istikametler.

Sana gelişlerimde,

Yeşil yanıverirdi bütün ışıklar.

*

Artık senle bir sevdanın iki ortağıydık.

Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı,

Sevdam hiç kimseyi senin kadar yaşatmadı yüreğimde.

Adınki şiir oldu dudaklarımda,

En güzel mevsimleri seninle yaşadım.

Baharımsın , kışımsın, yazımsın,

Senki benim son baharımsın.

Sen dilimden hiç düşmeyen,

Bitmez tükenmez şarkımsın.

Sen benim hem gerçeğim,

Hiç bitmesini istemediğim düşümsün.

Bitmeyen masalım

Her gece uykum, sabahsa güneşim,

Bitmez yolculuğum, sonsuzluğum

Sen gözüm, elim, yüreğim, bebeğim sen.

Senki bana tanrının en güzel armağanısın.

Feridun Erdoğan