Archive for Mayıs 2008

SON VALS “SARI ZEYBEK” MUTLAKA İZLEYİN !!!!!!!

Mayıs 28, 2008

http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=35899&k_A=haberturk

Beyaz Saray’da yerli malı pazarı kurdu

Mayıs 25, 2008

Beyaz Saray’da yerli malı pazarı kurdu

hurriyet.com.tr

Burası Beyaz Saray bahçesi. Başkan Bush pazar yeri kurmuş, yanına kürsüsünü çekmiş, Amerikan mallarını öve öve bitiremedi. Bush, dün Dünya Ticaret Günü’nde, ‘ABD malları haftası’ ilan etti.

Başkan Bush’un pazar yeri

ABD Başkanı George Bush’u dün Beyaz Saray Bahçesi’nde kurduğu “pazar yeri”nde görenler şaşırdı. Portakal, limon, domates kasaları, pamuk çuvallarının arasına bir de kürsüsünü yerleştiren Bush, tuhaf bir görüntü verdi. Kimine göre bir tek ‘Gel vatandaş gel’ demediği kaldı.

23 Mayıs Dünya Ticaret Günü dolayısıyla, Başkan Bush, Amerikan ürünlerini Beyaz Saray bahçesine yığdı, kasaların arkasına geçti ve Amerikan ürünlerini öven bir konuşma yaptı. “Amerikan Malları Haftası” ilan eden Başkan Bush, bu malların tüm dünyaya daha fazla satılması için gereken teşviklerin de yapılacağını duyurdu. Türkiye “Yerli Mallar Haftası”ndan yıllar önce vazgeçmişti. Türk ürünleri, özellikle de tarım ürünleri iyice azaldı.

Amerikan mallarının ihracatı için, setbest ticaret anlaşmalarının bu çerçevede son derece önemli olduğunu da belirten Bush, daha fazla ihracat için bu tür amlaşmaları destekleyeceğini söyledi.

Bush ayrıca, ihracat sayesinde Amerikan işçisinin hayat standardının da yükeldiğine dikkat çekti. Zaten kürsüsünün öünde de “İhracat, Amerikan işçisinin yararınadır” yazısı yer aldı.

İnadına inadına

Mayıs 24, 2008

Bu gün bir gariplik çöktü içime
yetimlik gibi ne bileyim öylesine…
sarılıvermek geldi ansızın
yaşlıca adamın birine
duruşunu sana benzettim…
seyrettim
inadına inadına

Kış bastırdı iyiden iyiye
bacalar duman dumana
tüten sobamızı hatırladım
koca bir soluk çektim
sen koktun sanki
nefesledim
inadına inadına

Elimde bir file sebze
komşunun kapısını çaldım
uzattım
şaşırdı
güldü
utandı
öyle bir bakış fırlattı ki
sana bakar gibi
sen oldum sanki
sustum
inadına inadına

Ne çok severdin tarhanayı
her sofrada olsun isterdin
sana özel pişirdim bu gün
daldırdım kaşığı
seni içer gibi
saldırdım
inadına inadına

Babaların en kralıydın namussuzum
bir bakışın yetiverirdi
susar kalırdık arpacı kumrusu gibi
keyfin yerindeyse
değmen neşemize
atlı karıncam olurdun
adam asmaca oynardık seninle
derslerimden, sırlarımdan sorardın bana
kızdırırdın
İnadına inadına

Çiçeklerin vardı senin
ne çok…
sarı papatyalar, erguvanlar
sardunyalar dal dal açardı
şebboy kokar gül kokardı bahçemiz.
sanırdım benden çok seversin onları
koparırdım
inadına inadına

Gittin ya!
bir ben kalmamışım yetim
komşular mahsun
çiçekler neşesiz
boyunlar bükük
kaç senelik matem ki bu
bulutlar kapkara
hıçkırır
inadına inadına

Ayşe Ceyhan DÜZGÜN

Yarı insan, yarı hayvan embriyosu geliştiriliyor

Mayıs 21, 2008

Yarı insan, yarı hayvan embriyosu geliştiriliyor

İngiltere’de yarı insan yarı hayvan embriyolar geliştiriliyor. Tüm dünya şokta!..

İnsan genlerini hayvan yumurtalarına yerleştirip embriyolar geliştirecekler. Sonra hücrelerini kullanacaklar ama…

İngiltere işte bu tartışmayla sarsılıyor. “Yarı insan, yarı hayvan, hibrid embriyolar”ın geliştirilmesi için düğmeye basıldı. Gerekli iznin çıkması için tasarı parlamentoya geldi. Parlamenterler oy kullanacak. Hekes vicdanıyla baş başa. Bazıları o kadar karşı ki istifayı bile göze alabileceklerini söylüyor. Ama bilim adamları, bu “yarı insan yarı hayvan embiyoların” hücrelerini kullanarak birçok hastalığa çare bulabileceklerini savunup, tasarının geçmesi için bastırıyor.

İngiltere’de 200’ü aşkın tıbbi kuruluş ve yardım derneği, parlamentonun her bir üyesine gönderdikleri mektuplarla, hükümetin insan ve hayvan DNA’sı kullanarak hibrid embriyo oluşturma planlarını desteklemelerini istedi.

“Ahlaka ve insana saygısızlık”

Yasa tasarısı, bir dizi kilise liderinin sert eleştirilerini getirmiş, bazıları bu girişimi ahlaka ve insan yaşamına saygısızlık olarak değerlendirmişti. Yardım dernekleri ve tıp kuruluşları, embriyoların sadece tıbbi araştırmalarda hücre üretmek amacıyla kullanılacağını savunuyor.

Önümüzdeki aylarda İngiltere parlamentosunda görüşülecek olan tasarı, hayvan yumurtalarına insan genleri karıştırılmak suretiyle hibrid embriyolar yaratılmasına izin verecek.

Alzheimer ve Parkinson tedavisi için önemli

Tasarı, Parkinson ya da Alzheimer gibi henüz çaresi bulunamamış hastalıklardan muzdarip kişiler ve bilim adamlarının büyük desteğini görüyor. BBC muhabiri Jasmin Souesi’nin aktardığına göre, mevcut tartışma, parlamento üyelerinin, ‘kendi vicdanlarına ya da partilerinin talimatlarına göre oy kullanma hakkına sahip olup olamayacakları’ etrafında dönüyor.

Parlamenterler vicdanlarına göre oy kullanacak

Geçmişte İngiliz politikacılara, bazen ‘vicdani meseleler’ diye tabir edilen konularda özgürce oy kullanma hakkı verilirdi. İşte kilise liderleri, kök hücre meselesinde de benzer bir tutum izlenmesini umuyorlar. Özellikle Katolik Kilisesi üyeleri, insan yaşamının kutsallığına saldırdığı gerekçesiyle bu tasarıya karşı çıkıyorlar.

Ama Anglikan kilisesi liderleri de geri kalmıyor, York Başpiskoposu John Sentamu, dinin gözardı edilemeyeceğini, çünkü İngiltere’nin Hristiyan prensiplerine dayanarak kurulduğunun altını çiziyor.

Parlamento’da oylanacak

İngiltere’de önde gelen ve halkın yakından tanıdığı bir isim olan, üreme uzmanı Robert Winston, kilisenin halkı, araştırmalar konusunda yanlış yönlendirdiğini savundu. Anlaşıldığı kadarıyla, en az üç bakanın önerilen yasa tasarısı konusunda çekinceleri var. Ama hükümetin önerdiği bir tasarıya karşı oy kullanmaları da mevkilerini kaybetmeleriyle sonuçlanabilir. Parlamentoda ilk kez Şubat ayında görüşülen tasarının bir daha ne zaman tartışılacağı bilinmese de hükümetin gündeminde büyük yer teşkil eden bir yasa taslağı olduğu muhakkak.

Hürriyet

Bir öneri….Yılmaz Özdil

Mayıs 21, 2008

Bir öneri

AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli, Öküz Mehmet Paşa’nın hayatını konu alan dizi film çekecekmiş.

*

Bence, Zübük’ü çeksin.

*

Çünkü, Öküz Mehmet Paşa’nın lakabı öküz ama, kendi öküz değil… Babası öküz nalbantı olan bir sadrazam… 400 yıl önce ölmüş gitmiş, mezarı taaa Halep’te.

*

Halbuki, Zübük ölümsüz.

Hep aramızda.

*

Haysiyetsiz.

Şerefsiz.

Dönek.

Egoist.

Ahlaksız.

Dindar görünen…

Vatansever görünen…

“Demokrasi” vaat eden…

Halkı kandırmak için, bayrağa, ekmeğe, Kuran’a el basmaktan çekinmeyen, her türlü katakulliyi yapıp, foyası ortaya çıkınca namaza duran, o partiden bu partiye geçen, paraya tapan, suratına tükürsen “yarabbi şükür” diyen…

Kalleş.

Yağcı.

Yüzsüz.

Sıkışınca, yalvaran…

Güçlenince, ezen…

Zalim.

Vicdansız.

İşe memur olarak başlayıp, rüşvet alan, il başkanı olan, belediye başkanı olan, milletvekili olan, bakan olan, “din kardeşlerim, muhterem vatandaşlar, aziz hemşerilerim” laflarını dilinden düşürmeyen…

Çıkarcı.

İftiracı.

Çanak yalayıcı.

Namussuz biri Zübük.

*

Bence, Zübük’ü çeksin.

Daha çok izlenir.

 

İşte size sigarayı bıraktıracak haber

Mayıs 20, 2008
İşte size sigarayı bıraktıracak haber
Sigarayı bırakmak istiyorsunuz ama bırakamıyorsunuz değil mi ?


Aslında sigarayı bırakmak tamamen içiciye kalmıştır. Bugün kendinize iyi bir hediye verin ve sigarayı bırakın.
 
Ya da bırakmayın ama hiç olmazsa sigara içmeye devam ettikçe başınıza gelecekleri dikkatlice okuyun.


Nikotin beyine dopamin adlı bir kimyasal madde salgılatır. Dopamin içiciye haz verir. Bunun yanında konsantrasyonu arttırır, tepki süresini hızlandırır, enerji düzeyini yükseltir. Kişi aynı hazzı bir kere daha yaşamak için tekrar sigara içer.
 
Beyin bir süre sonra nikotine karşı tolerans kazanır, yani aynı etkinin elde edilebilmesi için nikotinin miktarının arttırılması gerekir. Böylece kişi aynı hazzı yaşamak için içtiği sigaraların sayısını arttırmak zorunda kalır.
 
Beyin aşırı dopamin uyarımına karşı birtakım savunma önlemleri alır. Yani beynin fizyolojisi değişir. Bu savunma önlemleri neticesinde bağımlılık yerleşir. 

Bağımlılık yerleştikten sonra içici kanındaki nikotin konsantrasyonunu alıştığı dozda tutmak zorundadır. Son sigaranın içilmesinden sonra kandaki nikotin konsantrasyonu azalmaya başlar ve 4 saat sonra tükenir. Nikotinin kandan çekilmeye başlamasından itibaren beyin nikotine karşı aldığı savunma önlemlerini kaldırmaya başlar, yani beynin fizyolojisi nikotine bağımlılık kazanmadan önceki yapısına dönmeye başlar.
 
İşte bu süreç sancılı olur ve nikotin yoksunluğu sıkıntıları ortaya çıkar. Bir sigara içildiğinde dopamin salgılanacağı için nikotin yoksunluğu sıkıntıları anında ortadan kalkar. İçici nikotini aslında bir ağrı kesici niyetine kullanmaktadır.


Nikotin kesildiğinde dopamin salgısı durur. Dopamin salgısı durduğunda da kişide depresif bir ruh hali meydana gelir.  Sigara bırakıldıktan sonra dopamin salgısının normale dönmesi için bir süreye ihtiyaç vardır. Bu süre kişiden kişiye değişir, ama ortalama olarak 3 aydır.
 
Dopamin salgısı olmadığı için beyinde meydana gelen sıkıntının çözümü olarak zihnimizde sigara isteği meydana gelir, ama bu istek 3 dakika sonra geçer.  


Bu resimde sigara içmeyen birinin kan damarının kesiti görülmektedir. Damarın iç cidarı teflon kadar kaygan bir tabakayla kaplıdır. Bu sayede kan damarlar içinden rahatça akabilmektedir. Ancak tütün dumanındaki Karbon monoksit bu tabakayı tahrip etmekte, böylece bu tabaka yapışkanlı bir hal almaktadır.
 
Bunun sonucunda yiyeceklerle birlikte vücuda giren yağ, şeker, kolesterol gibi maddeler bu tabakaya yapışmaktadır. 


Bunun sonucunda damar sertliği ve damar tıkanıklığı meydana gelmektedir. Bu resimde kan pıhtısıyla tıkanmış bir damarın kesiti görünmektedir. Tıkanmış bir damarın beslediği doku veya organ oksijen yetmezliğinden anında ölmektedir. 


Bu resimde sigara içmeyen birinin aort damarı görülmektedir. Burada damar çok düzgündür.


Bu resimde ise sigara içen birinin aortu görülmektedir. Burada aortun yapısı oldukça bozulmuş, orta kesimde bir tıkanma meydana gelmiştir. Sigaranın sebep olduğu ölümlerde ilk sırada dolaşım sistemi hastalıklarının sebep olduğu ölümler yer almaktadır.


Sigara içildiğinde böbrek üstü bezleri ‘adrenalin’ salgılar. Adrenalin bir “kaç veya savaş” hormonudur. Adrenalin salgılandığı anda damarlar büzüşür. Kalp kanı büzüşen damarlar içinden iletebilmek için daha hızlı çalışmaya başlar. Sigara içildiğinde kalbin atışı dakikada 20-30 atış artar. Kalp hızlı çalıştığı için daha fazla oksijene ihtiyaç duyar, ancak tütün dumanıyla birlikte vücuda giren karbon monoksit kandaki oksijeni kovar, dolayısıyla kalbe oksijen yerine karbon monoksit gider.

Bunun sonucunda daha fazla çalışan kalp yeterli oksijen alamadığı için daha çabuk yorulur ve daha erken ölür. 


Sigaranın sebep olduğu ölümler arasında kalp krizi nedeniyle ölümler ikinci sıradadır.  

Beyne giden arterler çok incedir. Bu arterler tütün dumanındaki karbon monoksit tarafından sürekli tahrip edilmekte ve hızla tıkanmaktadır. Ayrıca beyin sürekli çalıştığı için çok miktarda oksijene ihtiyaç duymaktadır, oysa sigara içilmesi yüzünden beyne sürekli karbon monoksit gitmekte ve beyindeki hücreler yeterli oksijenle beslenemedikleri için daha erken ölmektedir.

 
Sigaranın sebep olduğu ölümlerde beyin felci nedeniyle ölümler dördüncü sıradadır.

Bu resimde sigara içmeyen birinin akciğeri görülmektedir. Görünen siyah lekeler, egzost gazlarından ve sanayi bacalarından kaynaklanan karbon monoksit birikintileridir.


 
Bu resimde ise sigara içen birinin akciğeri görülmektedir. Akciğerin tamamen kararmasının sebebi, tütün dumanındaki Katrandır. Resimdeki beyaz leke kanserli bölgedir. Sigara içmenin nihai sonucu akciğer kanseridir. Ancak kişi daha önce bir damar hastalığından veya kalp krizinden ölmektedir.

 
Sigara içenler sigara içmenin sonuçlarının ileri yaşlarda ortaya çıkacağını düşünmektedirler. Asıl kötü olan da budur zaten. Yorucu geçen bir hayatın geride bırakıldığı, biraz dinlenme vaktinin geldiği bir yaşta sigaranın sebep olduğu bir hastalık yüzünden doktor doktor, hastane hastane dolaşmak, devamlı ilaç almak hiç hoş olmasa gerek.
 
Yukarıdaki resimde akciğer kanseri ameliyatı olmuş altmış yaşlarındaki bir şahıs görülmektedir.  

 
Sigara içmenin sonuçlarından biri de amfizemdir. Yukarıdaki resimde 60 yaşında amfizemli bir bayan görülmektedir. Tütün dumanındaki katran akciğerlerdeki hava keseciklerini patlatır ve bunun sonucunda akciğerler esnekliğini yitirir. Amfizemli biri nefes alabilir, ancak nefesini dışarı veremez.
 
Sigara içen her 10 kişiden 9’unda amfizem başlangıcı vardır.

 
Günde bir paket sigara içen birinin vücudunda 3 ayda bu miktarda katran birikir.

 
Bu katran laboratuar ortamında farelerin ciltlerine sürüldüğünde 6 ay sonunda farelerin %60’ında cilt kanseri meydana gelmiştir. Katran son derece kanserojen bir maddedir.

20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen birinin vücudunda yaklaşık 7 kg katran birikir.

 
Sigara içmenin sonuçlarından biri de Burger Hastalığıdır. Burger hastalığı bir tek sigara içen kişilerde ve çoğunlukla da 20-40 yaş arasında görülür. Sigara içildiğinde damarlar büzüştüğünden, el ve ayak parmaklarına yeterli miktarda kan ve  oksijen gitmez, bunun sonucunda da bu uzuvlarda kangren meydana gelir.
 
Bu durumda tek çare, kangren olan uzvun kesilmesidir. Sigara içilmeye devam edildiği takdirde kangren yukarılara doğru ilerler. Sigara vücutta başka kanserlere de sebep olmaktadır.

 
Vücudun herhangi bir organında kanser meydana gelmesi için tek bir hücrenin hasar görmesi yeterlidir.

 
Yapılan çalışmalar sigaranın ortalamada ömrü 12 yıl kısalttığı saptanmıştır. (Kaynak, WHO)
 
Sigara içen her 4 kişiden 1’i sigaranın sebep olduğu hastalıklar yüzünden orta yaşta ölüyor (Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü)
 
İrade gücü ile sigarayı bırakma oranı sadece %3’dür. (Kaynak: Martin J. Jarvis, Why People Smoke, 2004).
 
 Sigara içen erkeklerde iktidarsızlığa yakalanma oranı %50 daha fazladır. (Kaynak ; WHO)
 
Sigara içen 40-49 yaş arasındaki kişiler, onlardan 20 yıl daha yaşlı, sigara içmeyen kişilerle aynı görünüme sahiptir. (Kaynak ;WHO) 
 
O sizi bırakmadan siz onu bırakın!
haber3.com/

Çin depreminin ‘görüntüleri’ 17 Ağustos’tan ders almayanlara!

Mayıs 15, 2008
Çin depreminin ‘görüntüleri’ 17 Ağustos’tan ders almayanlara!

JFMO Odası Şube Başkanı Baki, milletvekillerinin, siyasilerin çalışma odalarına, Çin depremindeki ‘insan çığlıklarını, yıkılan bina fotoğraflarını astıklarını’ bildirdi

Deprem riski büyük olan bir coğrafyada bulunan ve gelecekte dünyanın süper gücü olarak görülen Çin’in, aletsel büyüklüğü 7.9 olan bir depremle sarsıldığı anımsatıldı. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Melih Baki, Çin’deki depremi değerlendirirken, ‘Tarihin en acı ve büyük yıkımlarının görüntüleri önümüzde. 10 binlerce can kayıpları yanında enkaz altındaki insan sayısı da 10 binlerle ifade ediliyor. Çaresiz insanların çığlıkları kulağımızda… evimizin içinde’ dedi.

JFMO Başkanı Melih Baki, 17 Ağustos 1999’da Marmara Bölgesi’ndeki depremde benzer görüntüleri unutup; afet yasalarını daha Meclis’e getirmeyen siyasilerin, konu ile ilgili Bakanlığın ve yetkililerin önlerine Çin’de yaşanan felaketin görüntülerini getirip ‘ithaf’ ettiklerini vurguladı.

Baki, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, daha sonra şunları dile getirdi:

‘Çıkardıkları onlarca anlaşılmaz, birbirleri ile çelişen genelgeler yüzünden, yapılan hataları görmezden gelen, denetlemeyen; ilgili yüksek yargı kararlarına rağmen halkın can ve mal güvenliğini güvence altına alacak afet yasalarında düzenleme yapmayan, unutan, başta siyasi aktörlerimiz, iktidarımız, milletvekillerimiz ve yetkililerimiz unutmasınlar ki yaşadıkları ve idare ettikleri Türkiye ‘tehlikeli bir deprem ülkesi’… Tarih boyunca deprem afetlerinden büyük yıkımlar yaşamış ve yaşayacak olan bir coğrafyada bulunuyor.. ve her an kapımızı çalacak bu felaketlerden ülkemizin ve halkımızın can ve mal güvenliğini güvence altına alacak yönetmelik, genelge ve yasaları çıkarmakla yükümlüdürler. Ve tarihe, halka karşı sorumludurlar. Biz Jeofizik Mühendisleri Odası olarak bu yükümlülük ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyoruz. Enkaz altındaki çaresiz insan çığlıklarını, yıkılan sayısız bina görüntülerini çalışma odalarına asıyoruz. Bir an önce, zaman yitirmeden! Depreme dayanıklı yapı tasarımı ile ilgili yasaları Meclis’e indirin. Depremin dinamik parametrelerini içeren, hesaplayan jeofizik uygulamaları hayata geçirin, hemen yasallaştırın. Deprembilimi olan jeofizik sismoloji bilimine önem verin, hemen şimdi. Bu vesile ile tüm Çin halkına geçmiş olsun diyoruz’

14.05.2008

 

BİR RÜYAYDIN AMA ARTIK GÜNAYDIN….

Mayıs 11, 2008


Bugün yine sensizlik fırtınalarıyla boğuştu yüreğim isteksizce… Sensiz bir gün daha bitmiş, beynimi yine senli ve sensiz düşünceler yiyip bitirmişti. Saatin uyu dercesine kulağımda çınlayan tik takları etkilemiyordu beni… Sen takılmıştın aklımın ağlarına, düşündüm, zamana aldırış etmeden düşündüm…

Saat iyice ilerlemişti artık… Gecenin karanlığında daha boğucuydu bu koca şehir. Aklım hayır diyordu, vazgeç artık ondan, gülücükler saç yine etrafına… Düşündüm bir an, acaba en son ne zaman içimden gelerek kahkaha atmıştım ki… Eminim sen hayatıma girmeden önceydi!!!

Sen neydin, kimdin? Karanlığımı aydınlatan ışığımdın benim. Ama bu karanlığı kim çökertti benim hayatıma? Sen tabi ki!!! Üstüne de, karanlığımı aydınlatan ışığımsın dediğimde gülümseyerek onayladın beni marifet yaparcasına… Geç gördüm işte gülen gözlerinin ardındaki şeytanı…

Bana demiştin ya sen daha çocuksun diye, bak artık ben de büyüdüm. Anladım ki; doğum günümü sen unutsan da benim yaşım artıyor, alışverişe seni çağırmasam da eğlenebiliyorum gezerken, sen olmasan da çikolatanın tadı varmış… Sanırdım ki her şey seninle güzel, hayır işte dünya sensiz de dönüyor. Ben sensiz de yaşıyorum senle doğmadım ne de olsa…

Hadi şimdi ben isyan bayrağını çekip kovmadan çık git hayatımdan. Gelişin gibi şatafatlı olmasa da olur gidişin yeter ki git… Bu kez arkandan masumca akmayacak gözyaşlarım… Bu kez ben de gideceğim senin tam aksi yönüne aramızdaki mesafe iyice açılsın diye, umrumda bile olmayacak gidişin!!!

Upuzun bir rüyadan uyandım bu sabah… Rüya mı kabus mu bilmiyorum ya neyse işte… Sensiz yeni bir güne, yeni bir hayata merhaba! Gördüğüm en uzun ve can yakıcı rüyaydın ve sabah oldu bittin işte. İyi ki uyanmışım vakit fazla geç olmadan… Yeni günün tüm güzellikleri benim artık… Hayat ben geliyorum tüm neşemle yine cıvıl cıvıl… Ohh be iyi ki uyandım, iyi ki… Günaydın hayat günaydın!!!

netten alıntı

ÖKÜZ YERİNE KOYUYORLAR !

Mayıs 10, 2008

ÖKÜZ YERİNE KOYUYORLAR !

 
Sade anlatalım, basit açıklayalım. Herkes anlasın. Önemlidir. “Soğan soyulurken yaşarıyor da gözler, devlet soyulurken niçin aldırmıyor öküzler” durumuna düşmeyelim.
Necati Doğru-ANKARA, 07 Mayıs 2008 Çarşamba

 

Öküz de can taşıyor.

Hakir görmeyelim.

Fakat göz göre göre niçin öküz olalım. Sadece VATAN Gazetesi yazıyor. VATAN ekonomi muhabiri Ufuk Korcan ve arkasından VATAN ekonomi yazarı Prof. Aydın Ayaydın da, “millet olarak öküz durumuna düşürüldüğümüzü” anlatan haberleriyle toplumun dikkatini çekmeye çalıştılar. Türk Telekom‘un yüzde 55’i, 2005 yılında “özelleştirilip” Lübnan sermayeli OGER şirketine satılırken zaten ucuza gitmişti.

Şimdi yeni satış var.

Türk Telekom‘da devletin elinde kalan yüzde 45’lik hissenin yüzde 17.5’u satılacak. Bunun bir miktarı (yüzde 35’i) içeride Telekom çalışanlarına, PTT çalışanlarına ve küçük girişimcilere sunulacak.

Sunuldu.

Talep büyük oldu.

Telekom’un hisse senetlerinden edinmek isteyen bizim vatandaşlar 7 kat daha fazla istekte bulundu. Geri kalan bölüm (yüzde 65) ise yabancılara, 7 – 8 – 9 Mayıs günleri satılacak.

***

Değer tespiti yapıldı.

Fiyat belirlendi.

Pırasa fiyatına gidiyor.

Öyle bir fiyat koydular ki Telekom’un toplam değeri (hissenin yüzde 100’ü) 12.5 milyar dolara geliyor.

Bu fiyat düşük!

Çok düşük!

Devletin malı, halkın birikimiyle, özverisiyle, desteğiyle oluşmuş bu şirketi zaten daha başlangıçta (yüzde 55’ini) çok ucuza satmışsın, elinde kalan yüzde 45’in yüzde 17.5’unu da şimdi yine ucuza satıyorsun.

Niçin?

Derdin ne?

Acelen nedir?

Telekom’un yüzde 55’ini alan OGER şirketi, bundan bir hafta önce elindeki hisselerin yüzde 35’ini Suudi ortağına öyle bir fiyata sattı ki; toplam değer 20.9 milyar dolara denk geldi.

***

Tekrar yazayım.

İyi anlaşılsın.

Bizi toplum olarak “öküz durumuna” düşüren nokta burası: Telekom’un iki ortağı var. Biri Lübnanlı OGER, diğeri Türkiye Cumhuriyeti Özelleştirme İdaresi. Lübnanlı elindeki payı bir başkasına satarken; “Telekom’un değeri 20.9 milyar dolardır, ister al ister alma” diyebiliyor ve kabul ettiriyor. Diğer ortak, Türk halkı adına bizim Özelleştirme İdaresi ise; “Telekom’un toplam değeri 12.5 milyar dolardır” diye ilan ediyor.

***

Daha net anlatayım.

Ekmek aynı ekmek.

Türkiye’nin ekmeği.

Hamur, su, maya aynı.

Bu Türkiye’nin şirketi.

Ekmeği ikiye kesiyorsun.

Lübnanlı, elindeki parçanın değerine 20.9’dan fiyat biçiyor, bizim özelleştirme idaresi ise elindekine 12.5 üzerinden değerlendirme koyuyor.

Niçin bu fark?

Niçin bu indirim?

İMKB’ye dün sunulan sirkülere göre; bu kadar ucuza satarak; “yabancı alıcılara Türk halkının sırtından daha ilk günden yüzde 22 oranında gelir transferi” yapılmaktadır.

Nedendir bu kıyak?

Gerekçesi nedir?

Ve bu yabancı alıcılar kimdir? Gösterilen değil gerçek kimlikleri nedir? Yabancı isimle kurulmuş tabela şirketlerin, naylon firmaların arkasına saklanarak; “malı götürecek olanların içinde iktidar yanlısı ve yağcısı yerli zenginler de” var mıdır?

Öküzün de canı var.

Hakir görmüyorum.

Ama niçin öküz olayım?

RİSK ALMAK

Mayıs 8, 2008