Archive for Aralık 2009

HAYATTAN NE ÖĞRENDİM ?

Aralık 29, 2009

goruntu121.jpg

Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.
Zamanla isikta yasamayi ögrendim.

Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi…
Agladim.

* * *
Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.

* * *
Zamani ögrendim.
Yaristim onunla…
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim…

* * *
Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

* * *
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.

* * *
Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu…
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.

* * *
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.

* * *
Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini…
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.

* * *
Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana…

* * *
Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi…
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi…

* * *
Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta…
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine aydim.

* * *
Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

* * *
Namusun önemini ögrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.

* * *
Gerçegi ögrendim bir gün…
Ve gerçegin aci oldugunu…
Sonra dozunda acinin,
yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.

* * *
Her canlinin ölümü tadacagini,
ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur..
Akıl unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

MEVLANA 
 

TÜM ATATÜRK SEVENLERE ARMAĞAN OLSUN

Aralık 27, 2009

Atatürk’ün dinlemeyi sevdigi şarkilar Tüm Atatürk sevenlere armagan olsun. 

Şarkının üzerine tıklayın, zevkle dinleyin

Merhaba Mustafa Kemal Paşa
Bayati Taksim (2.95 Mb)
Merhaba (1.99 Mb)
Bayati S. Se (6.70 Mb)
Viola – Kanun (2.20 Mb)
Atanın Sevgi Nefesi (3.95 Mb)
Mustafa Kemal (2.81 Mb)
Ritim Sol (639 Kb)
Merhaba (1.99 Mb)
Sarayburnu 1934 (5.32 Mb)
Ud Taksim (3.17 Mb)
Keman Solo (2.66 Mb)
Ataya Merhaba (2.00 Mb)
* *
 
“Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça, bulduğumuza inandıkça, ifade etmeye cesaret eden adamlar olmalıyız.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

Bulut Bilmez Göğünü-Nurullah Genç

Aralık 8, 2009

 

Bulut Bilmez Göğünü

yol bitse de, bitmiyor ayaklarımda sızı
yalnız sana gelmeye ayarlanmış pusulam
uykum nice dağları eritiyor kendinde
göklere can veriyor sende rengim ışığım
ey benim kehkeşanım,ey benim billur sılam
kalbimin bağlarını kuruttu sarmaşığım
geçmişimi tiryâki aynalarda unuttum
yanıldım her çaldığım kapının kenarında
sana gelmek, varmak mı zehir kusan kıyıya
bir dağa tırmanırken atılmak bir kuyuya
yoksa bir pervanenin kırılıp düşmesi mi
sana gelirken, yollar kanatıyor sesimi

toprağı bilmez çiçek, bulut bilmez göğünü
geceye sızan güneş içimden doğar benim
soluk bir intihârın esrârıyla kapanan
gökyüzü yağmurları ruhuma yağar benim
uzaklaşır tenimden malihulya rüzgârı
konduğu her çiçekten hüzün devşiren arı
benim kirpiklerimde büyütür peteğini
kanatları kırılır benim acılarımla
yalnızlık tutuşturur dağların eteğini

ey bahar, neden yine kıpkırmızı ellerin
köklerine ölüm mü damlatıldı güllerin
benim şu kahır yüklü göğsümde döner dünya
yeniden doğmak için anne arayan zaman
kâh yıpranmış bir evin duvarlarında leke
kâh yaklaşan gün için gördüğüm kanlı rüya

gündönümünde biter son şarkısı mevsimin
namluların ucundan dökülür gözlerimiz
kederli bir örtünün desenlerinde alev
dilsiz semazenlerin küle gömer elini
nasıl yaktın buzları kutbunda mihrâcenin
nasıl diktin ömrüme bu sevda heykelini
şimdi damarlarımda,şimdi derinde alev
yokluğunu yazıyor dolunayda ecenin

isteyerek söyleyebilseydim kırmızıyı
yıkılmazdı tarihin burcunda düşlerimiz
kaçınılmaz bir kılıç keserdi kaktüsleri
hürriyet bahçesinde uçardı düşlerimiz
semender fedâ eder ateşe dudağını
bebek bilirdi göğü anlatan kundağını

ben sende her ân gündüz olmalıyım; geceyim
sen bende esrârengiz bir tanyeri gibisin
ben senin ufuklarda çözdüğün bilmeceyim
sen benim her hücremin ölümsüz sahibisin
güneş sende doğmalı, sende batmalı akşam
sende yürümeliyim samanyolunu sessiz
o parlayan yüzünde günü tutmalı akşam
karanlığı koymalı saçlarında nefessiz

bak bana,yürü bana,koş bana,sarıl bana
ister yakıp kavuran sahralardan geçelim
isterse her akrebin ağısını içelim
yüz defa bulansan da, bin defa durul bana
kirpiklerin bu güne kapanınca, gülümse
yarın hatırladığın rüyalarda ben varım
gözünü açtığında yeniden vurul bana

dağların ruhu neden titremez bilir misin
tilkiler sinesinde yuvalanır dağların
lâmbalar anlayamaz görüneni, öteden
öteler hiç görmedi lâmbaların yüzünü
ben hangi mecnunuyum o eskiyen çağların
hangi dünyada buldum hayatımın özünü

bir gün yakalar seni acılar doludizgin
kâbuslarında bile sevdan olur bu gezgin
bir gün sarar ruhunu yokluğumun kefeni
benden uzaklaşmadan asla bilmezsin beni
uçurtmalar dokunur gamzelerine senin
koparılan kanadın feryadını kim duyar
ne gelir ki elinden kırılan pencerenin
hangi avcı, vurduğu kekliğin gözlerinde
yıkılan bir âlemin ıstırâbıyla yandı
hangi âşık anarken bir çiçeğin adını
benim gibi titreyip uykusundan uyandı

bir gün bir mızrak olup kalbime girse zaman
ayrılığım boşansa gökten, sevdama inat
akşam fırtınalarda kaybolsa ayaklarım
sabah cinnet geçiren bir volkanda erisem
bir gün iliklerimde alevlense kâinat
dönmemek üzre sessiz bir vâdiye yürüsem
bir gün yok olsa tenim her köşesinde arzın
arar mı bakışların varlığımı bu yerde
sorar mısın: yıldızım,ayım, güneşim nerde
yaşamak nasıl şeymiş bu acâyip adamla
gözlerinden sızar mı yokluğum damla damla
ömür dediğin urgan inceldikçe incelir
alırsın cevabını bir melekten, gün gelir…

Nurullah Genç