Bulut Bilmez Göğünü-Nurullah Genç

 

Bulut Bilmez Göğünü

yol bitse de, bitmiyor ayaklarımda sızı
yalnız sana gelmeye ayarlanmış pusulam
uykum nice dağları eritiyor kendinde
göklere can veriyor sende rengim ışığım
ey benim kehkeşanım,ey benim billur sılam
kalbimin bağlarını kuruttu sarmaşığım
geçmişimi tiryâki aynalarda unuttum
yanıldım her çaldığım kapının kenarında
sana gelmek, varmak mı zehir kusan kıyıya
bir dağa tırmanırken atılmak bir kuyuya
yoksa bir pervanenin kırılıp düşmesi mi
sana gelirken, yollar kanatıyor sesimi

toprağı bilmez çiçek, bulut bilmez göğünü
geceye sızan güneş içimden doğar benim
soluk bir intihârın esrârıyla kapanan
gökyüzü yağmurları ruhuma yağar benim
uzaklaşır tenimden malihulya rüzgârı
konduğu her çiçekten hüzün devşiren arı
benim kirpiklerimde büyütür peteğini
kanatları kırılır benim acılarımla
yalnızlık tutuşturur dağların eteğini

ey bahar, neden yine kıpkırmızı ellerin
köklerine ölüm mü damlatıldı güllerin
benim şu kahır yüklü göğsümde döner dünya
yeniden doğmak için anne arayan zaman
kâh yıpranmış bir evin duvarlarında leke
kâh yaklaşan gün için gördüğüm kanlı rüya

gündönümünde biter son şarkısı mevsimin
namluların ucundan dökülür gözlerimiz
kederli bir örtünün desenlerinde alev
dilsiz semazenlerin küle gömer elini
nasıl yaktın buzları kutbunda mihrâcenin
nasıl diktin ömrüme bu sevda heykelini
şimdi damarlarımda,şimdi derinde alev
yokluğunu yazıyor dolunayda ecenin

isteyerek söyleyebilseydim kırmızıyı
yıkılmazdı tarihin burcunda düşlerimiz
kaçınılmaz bir kılıç keserdi kaktüsleri
hürriyet bahçesinde uçardı düşlerimiz
semender fedâ eder ateşe dudağını
bebek bilirdi göğü anlatan kundağını

ben sende her ân gündüz olmalıyım; geceyim
sen bende esrârengiz bir tanyeri gibisin
ben senin ufuklarda çözdüğün bilmeceyim
sen benim her hücremin ölümsüz sahibisin
güneş sende doğmalı, sende batmalı akşam
sende yürümeliyim samanyolunu sessiz
o parlayan yüzünde günü tutmalı akşam
karanlığı koymalı saçlarında nefessiz

bak bana,yürü bana,koş bana,sarıl bana
ister yakıp kavuran sahralardan geçelim
isterse her akrebin ağısını içelim
yüz defa bulansan da, bin defa durul bana
kirpiklerin bu güne kapanınca, gülümse
yarın hatırladığın rüyalarda ben varım
gözünü açtığında yeniden vurul bana

dağların ruhu neden titremez bilir misin
tilkiler sinesinde yuvalanır dağların
lâmbalar anlayamaz görüneni, öteden
öteler hiç görmedi lâmbaların yüzünü
ben hangi mecnunuyum o eskiyen çağların
hangi dünyada buldum hayatımın özünü

bir gün yakalar seni acılar doludizgin
kâbuslarında bile sevdan olur bu gezgin
bir gün sarar ruhunu yokluğumun kefeni
benden uzaklaşmadan asla bilmezsin beni
uçurtmalar dokunur gamzelerine senin
koparılan kanadın feryadını kim duyar
ne gelir ki elinden kırılan pencerenin
hangi avcı, vurduğu kekliğin gözlerinde
yıkılan bir âlemin ıstırâbıyla yandı
hangi âşık anarken bir çiçeğin adını
benim gibi titreyip uykusundan uyandı

bir gün bir mızrak olup kalbime girse zaman
ayrılığım boşansa gökten, sevdama inat
akşam fırtınalarda kaybolsa ayaklarım
sabah cinnet geçiren bir volkanda erisem
bir gün iliklerimde alevlense kâinat
dönmemek üzre sessiz bir vâdiye yürüsem
bir gün yok olsa tenim her köşesinde arzın
arar mı bakışların varlığımı bu yerde
sorar mısın: yıldızım,ayım, güneşim nerde
yaşamak nasıl şeymiş bu acâyip adamla
gözlerinden sızar mı yokluğum damla damla
ömür dediğin urgan inceldikçe incelir
alırsın cevabını bir melekten, gün gelir…

Nurullah Genç

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: