Nereden sevdim o zalim kadını.

melekxl11.gif 

Kaderinin babasına benzediğine inanır, yine de durumundan yakınmazdı.

Babası beş çocuktan sonra bir kadına tutulmuş, gözü hiçbir şeyleri görmez olmuş ve çekip gitmiş,  giderken diğer kardeşlerini de yanında götürmüş, ama o anasının yanında kalmayı seçmişti.

Anasıyla birlikte onca zorluğa göğüs germiş, aşkı uğruna kendilerini terk eden babasına hep “kırık” kalmıştı.

Uzun boylu, kumral, mavi gözlü, yakışıklı, duyarlı bir delikanlı olduğunda ve bir kadına “vurulduğunda” babasıyla benzeşen tuhaf durumla karşı karşıya olduğunu anlamış ne yapacağını şaşırmış, ama vazgeçememişti.

Âşık olduğu kadın evliydi ve bir de çocuğu vardı.

Demek âşık olununca kadınlar da çocuklar da terk edilip gidiliyordu. Demek babasının peşinden koşturduğu kadının kendi annesinden çok daha yaşlı ve çirkin olmasının hiçbir önemi yoktu.

Babasının onlara yaptığını şimdi o bir kadından bekliyordu.

Âşık olduğu kadın kocasından ayrıldı. Kızını da yanına alarak ona geldi, evlendiler.

Âşık olduğu kadın beklentilerinin hiçbirine yanıt verecek durumda değildi. İşkencelerden işkence beğeniyor, sanki mengeneler arasında eziliyor, ne yapacağını şaşırıyor, ama pes etmiyordu.

Aşıktı, seviyordu…

Aşk bu olmalıydı…

Yalnızca, güzele, iyiye, duyarlı olana, içten olana âşık olunsaydı, dünyada aşk diye bir şey olur muydu?

Çocukları oldu. Yine hiçbir şey değişmedi. Kadın, babasıyla ve kardeşleriyle bile görüşmesine katlanamıyor hatta onları evine sokmuyordu…

Babasından yadigâr müzik tutkusu onu kurtarıyor, biraz soluk aldırıyordu. Çok güzel cümbüş, ut ve Girit göçmeni babasının öğrettiği buzuki çalıyor; söylediği Türkçe ve Rumca şarkılar insanın içine işliyordu.

Hiç vazgeçmediği bir alışkanlığı vardı: İster Ege’nin mavi sularının ortasında küçük bir takanın içinde kurulan çilingir sofrasında, ister Cunda’da bir kır meyhanesinde, ister o çok âşık olduğu karısının hazırladığı rakı sofrasında olsun, iki kadeh rakısını attıktan sonra ilk olarak hep o şarkıyı söylerdi:

Nereden sevdim o zalim kadını… Bana zehretti hayatın tadını… Sormayın, söylemem asla adını…”

Vakit gece yarısını geçmiş, bir yandan kahvemi yudumlarken, şöyle kanalları “geziyordum”. TRT-4’de güleç yüzlü delikanlı o şarkıyı söylüyordu…

Dayım söylüyormuş gibi dinledim…

Ancak otuzlu yaşlarımda tanıyabildiğim, çok sevdiğim dayımın o güleç, sevecen, insan yüzüyle doldu sanki tüm odam. Ona onca eziyeti çektiren kadından hiç vazgeçmemişti. Ona onca işkenceyi reva gören kadın için söylediği şarkıdan da. Âşık olarak göçüp gitmişti.

Aşk bu olmalıydı…

Aşk bu mu olmalıydı?

“Nereden sevdim o zalim kadını” şarkısı, yaşamlarının neredeyse ana teması olmuş kim bilir ne çok âşık vardır. O şarkı dayımı, mutsuz âşıkları anımsatsa da ben başka bir şarkının peşine takılmayı daha çok sevdim:

Seni ne çok sevdiğimi söylesem de bilemezsin…”

Ne bileyim, belki de aşk bu olmalı

 

Ümit Otan

Reklamlar

Bir Yanıt to “Nereden sevdim o zalim kadını.”

  1. gül hanım Says:

    çok gzl yhaa hArİkA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: