Archive for the ‘KISSADAN HİSSE’ Category

Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?

Ocak 20, 2007
Kıssacıktan Hisse…
Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevinde tutsaklık günleri. Koğuş
arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım,
aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
-Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan
müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
-Demek Nazım sizsiniz.? der.
Nazım’a oturması için yer göstermez.
Kısa bir konuşma sonrası,
-Gidebilirsiniz.? der.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
-Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar.
Müfettiş hemen atılır:
-Kim duymaz Hayyam’ı?
Nazım:
-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?
diye sorar. Müfettiş şaşırır.
Nazım konuşmasını sürdürür,
-Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı
anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama
donemin Adalet Bakanı’nı ve sizi
kimse anımsamayacak? der çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama
Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.

Sahi, o donemin Adalet Bakanı kimdi?

 

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

Ocak 9, 2007

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış.
Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu
bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek
daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini
Bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:

‘- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek? ‘

Ördek cevaplamış:
‘- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim.
Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.’

Domuz oradan seslenmiş:
‘- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.’

Fare hemen atlamış:
‘- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı
sana borç verebilirim, sonra ödersin.’

Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler
sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş. Ancak
kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:
‘- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek? ‘

Ördek:
‘- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken
gübreyi sana satabilirim’ demiş.

Domuz:
‘- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı
böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım’ demiş.

Fare de:
‘- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ‘ demiş.
Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok
miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
‘- Kahveleri satmama kim yardım edecek? ‘

Ördek:
‘- Ben yardım edemem, ancak kahveleri
işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.’

Domuz:
‘- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve
fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.’

Fare:
‘- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.’
Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday
yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç
içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş.
Açlıktan ölmemek için yineyardım istemiş:
‘- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek? ‘

Ördek:
- Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.’

Domuz:
‘- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de
kalmadı, yiyecek yok.’

Fare:
‘- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para
yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki
senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene
izin verebilirim.

Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan
eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

Kaynak: İngiltere de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan
The Little Red Hen’ kitabı.

‘Her gün güneş doğar, yeterki açık olsun perdeler…

Kavak ile Kabak

Ocak 4, 2007

Kavak agacinin yaninda bir kabak filizi boy gostermis. Bahar ilerledikce
bitki kavak agacina sarilarak yukselmeye baslamis. Yagmurlarin ve gunesin
etkisi ile muthis hizla buyumus ve neredeyse kavak agaciyla ayni boya
gelmis.  Bir gun dayanamayip sormus kavaga :
”Sen kac ayda bu hale geldin agac?”
”On yilda.” demis kavak.
”On yilda mi?” diye gulmus ve ciceklerini sallamis kabak.
”Ben neredeyse 2 ayda seninle ayni boya geldim bak.”
”Dogru.” demis agac.
”Dogru.”
Gunler gunleri kovalamis ve sonbaharin ilk ruzgarlari basladiginda kabak
once usumeye baslamis sonra yapraklarini dusurmeye, soguklar arttikca da
asagiya dogru inmeye baslamis. Sormus endiseyle kavaga :
”Neler oluyor bana agac?”
”Oluyorsun.” demis kavak.
”Nicin?”
”Benim 10 yilda geldigim yere 2 ayda gelmeye calistigin icin.”*

Doğruya yakın sözler…

Ocak 2, 2007

doğruya yakın sözler

Bir arkadaşı Mark Twain’e bir olayı anlatıyordu. Konuşma bitiminde yazar sordu:

“Bütün bunlar anlattığın gibi mi?”

“Evet, birebir aynı değilse bile, doğruya yakın sözcüklerle anlattım.” deyince Mark Twain hafifçe gülümsedi:

“Doğruya yakın sözcükle doğru sözcük arasında büyük fark vardır; ateş böceği ve ateş arasındaki fark kadar…” dedi.

Nükteli Konuşmalar

Ocak 2, 2007

shakespeare

Bir sohbet kalabalığa kaçmadan hoş olmalı;
Yapmacıklığa kaçmadan nükteli,
Terbiyesizliğe kaçmadan serbest,
Kibre kaçmadan öğretici,

Ya hiç konuşmazsa.

Ocak 2, 2007

 

ya hiç konuşmazsa

Filozofa sormuşlar:

“Zeki insanı nasıl anlarsınız?” diye

“Konuşmasından!” demiş.

“Ya hiç konuşmazsa?” demişler.

Filozof gülümsemiş:

“O kadar akıllı insan yoktur…”

Sanattan Anlamak

Ocak 2, 2007

picasso

Picasso’nun sergisinde, bir kadın, tablolardan birini ünlü ressama göstererek;

- Ben bu resimden hiçbir şey anlamadım, der.

Picasso sorar:

- Siz Çince biliyor musunuz madam?

Bu soruya kadının, hayır demesi üzerine ise Picasso şu cevabı verir:

- Ama Çince’yi 1 milyardan fazla yakın insan konuşuyor ve anlıyor.

Kıssadan hisse

Ocak 2, 2007

Meşhur tıpçı Falcon son demindeyken etrafına toplanan meslektaşlarına:

- Ölümüme üzülmeyin, dedi. Size arkamda üç tane büyük hekim bırakıyorum.

Başucundaki doktorlar hemen ağzından çıkacak isimleri işitmek için heyecanla üzerine eğildiler.

Falcon saydı:

- Su, hareket, perhiz.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.