Haziran, 2007 için Arşiv

(Önce Vatan Dergisi) VATAN SEVENLERE HAİN DERLERSE HAİNLERE NE DEMELİ OKTAY AĞABEY

Haziran 28, 2007

Değerli Oktay Abi,sustum Şimdiye dek.Ancak susmak çare değilki be
ağabey…Hani demişti ya Fuzuli,SÖYLESEM TESİRİ YOK; SUSSAM, GÖNÜL
RAZI DEĞİL”misali…Nedir bu ağabey? vatanı sevenlerin hain
olması,vatan satanların baba olması…Nedir bu ağabey?? Bu cennet
vatanı sevmenin bedeli bu kadarmı ağır ? Hayatının en güzel yıllarını
Terörle mücadeleye adamış,Milletinin birliği,dirliği için kanını ve
bir parçasını canının bu toprağa katmış ve tek suçu bu sevdada
susamamış haksızlıklar karşında vatanına ve milletine yapılan
ihanetler karşısında susamamış….Teröristi konuşurken,haini
konuşurken,pezevenki konuşuşurken,işbirlikçisi konuşurken,kan emicisi
konuşurken… Şerefli bir Türk çocuğu,malül bir asker olarak, gazi
olarak kanını verdiği vatanına yapılan ihanetler karşısında susamamış
sen!!! Ne gariptirki bitti bellediğin askerliğin meğersem sürmekte
imiş ağabey..Daha bu vatana verecek çok kanın,çekecek çok çilen varmış
ağabey…Asker kardeşlerimiz cepheden cepheye koşarken…Bazıları
vurulup düşerken…Oktay ağabey…..Teröristin yuvasına kandil
dağına,kuzey Irak’a operasyon yolları gözlenirken,Ordumuzun ve bence
milletimizin kahraman komutanı Büyükanıt paşamız bu işi kafasına
koymuşken…Harcadılar ağabey…Bir gündeme harcadılar seni…Dediler
ki bu hem gazi hem vatan sever hemde sivri dilli…Harcayın
gitsin…Yazıklar olsun…Hem bir gazisine olmadık iftira kampanyaları
açanlara….Ya bize ne demeli ağabey????…. Elin terörist köpekleri F
tipi cezaevinde bir tane adamları için dünyayı yıkarken…Ardından bir
sürü yazılar yazıp sokakları yakarken…Demokrasi,İnsan Hakları bilmem
ne soytarılık lafları atarken… Bizim Gazi Oktay Ağabeyimizi aldılar
bir gece vakti..Biz GAZİ derdik,Onlar BOMBACI dediler…”Varlığım Türk
Varlığına Armağan Olsun”derdin hep…Varlığını Türk Milletinden
Armağan Olarakmı Aldılar Ağabey…Nedir bu Ağabey??vatanı sevenlerin
hain olması,vatan satanların baba olması…Nedir bu ağabey??

SÖYLESEM TESİRİ YOK; SUSSAM, GÖNÜL RAZI
DEĞİL…………………………………………..
( “ÖNCE VATAN DERGİSİ” OLARAK DEĞERLİ GAZİMİZ,AĞABEYİMİZ VE YAZARIMIZ
OKTAY YILDIRIM’A YAPILAN İFTİRA KAMPANYALARINI NEFRETLE KINIYOR,YÜCE
TÜRK TÜRK MAHKEMELERİNİN ADALETİNE YÜREKTEN İNANIYORUZ. )

NAİL KABALI- ÖNCE VATAN DERGİSİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ.
***********************************************************************************************

BU MEKTUP,TERÖRİST KÖPEKLER İÇİN MEKTUP YAZANLARA KARŞI, KAHRAMAN TÜRK
MİLLETİNİN ŞEREFLİ EVLATLARINA İTHAFEN YAZILMIŞTIR….
*****************************************************************************************************
Bu bir mektuptur.

Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya
bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.

Vatan üzerine.

Bayrak üzerine.

Onur üzerine.

Namus üzerine.

Vicdan üzerine.

Akıl üzerine.

Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.

Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.

Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.

Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve
kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.

Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey
üzerine.
İstemeyen okumasın.

Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez
taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile.

Ağırdır zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit
mezarlarının taşları üzerine.

Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni
fark edenler utansın.

Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa
olsa.

Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan
kalleşlerdir.

Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut
çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan
kalemdir.

En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında.

O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı’dadır ve bizim
yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.

Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok
uzaktır hem de çok.

DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN

Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları
dalgalansın diye.

Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri
yüzülerek işkence edilen, sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve
çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim
yüreklerimizdedir, o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz
onlar.

Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar
haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.

Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.

“Ağabey” diyordu bana telefonda, Astsubay Zülfikar, “geçen gün kız
arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”.

“Ağabey” diyordu, “biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile
sürebilirim”.

Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu,
o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan
o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.

Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya acizde değildi.

Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.

Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.

Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk
egemenlik örtüsüne.

Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar
olsun o katilleri ululayan kalemlere.

KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR, İHANETİN DE

Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi.

Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur,
vicdandır.

Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek
olan egemenlik hakkıdır.

Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda
olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur.

Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin
sevgisiyle değiştirilemez.

Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür
ihtimal ölümdür.

Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya
yazık değil, şeref sayarım.

Bu paha ne ile biçilirse biçilsin, kimseye yalvarmam durdurun diye,
benim olana uzanmışsa el, ben durdururum ellerimle.

Meğerki ölüm varmış, sevememek varmış, çiçek koklayamamak, ne gam?

Vermek vicdansa eğer, akılsa susmak, pusmak, yerle yeksan olmuştur
onur ve şeref.

MAYINLAR NEREDE

Mayınların yeri bilinmez, döşeyen şerefsizin yeri bilinmedikçe.

Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve kahpecedir dimağlara ve
bilinçlere döşenen mayınlar.

Dağlara döşenen mayın tek kalır, tek can alır.

Ürer her doğumda, her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet
her doğumda bir daha artar.

Başka zihinlere bulaşır, mayınların en tehlikelisidir bu, yayılır.

Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez, sevgiyle, barışla ve daha
ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye.

İşte o anda ölür kelimeler, kahreder kaderine.

Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü.

Sevgi, bölen ve yıkanın ağzından, aşk yataklık edenin, sinsice
zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür.

Ölür kelimelerde sevgi.

Ve barış artık, en fazla parayı verenin yatağını doldurur, en fazla
paraya yazıp çizenin elinden.

pahalı kalemler pazarlar barışı, salyaları akan bölücülerin
sofrasına.

Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde
dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı
yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için.

Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş, fuhuş yapar barışla,
tecavüz eder barışa hayâsızca ve pazarlayan kalemlerin nezaretinde.

Dedim ya, bu eski ve ağır bir mektuptur, Türk nereye gittiyse
obasıyla, ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu.

Soylu atlar hızlıdır, bu yüzden biraz geç gelir ihanet, yolda haram
meralardan beslenerek.

Bu eski bir hikâyedir, ne kuşkanadı ne suya atılan şişe taşıyamaz,
ağırdır, kanla yazılmıştır, bir kısmı Edirnekapı’dadır, Çanakkale’de
bir kısmı ve Karsta, İzmir’de, Muş ovasında, Malazgirt’tedir,
Sakarya’dadır.

Bir kısmı hala yazılmaktadır, Cudi’de, Gabar ve Körkandilde, Masura
çayında, Ali boğazında, Cehennem deresinde cehennem sıcağında
yazılmaktadır, şehit Mehmetlerin kanıyla.

Yazıklar oluyor, onur ve şerefe, bayrağa, vatana, kutsal olan ne varsa
yazıklar oluyor, onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.

BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?

Yazıklar oluyor yazgıya, çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz,
can alanın, ev yakanın, çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir.

Kışlaya gidenin, askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini
güdenin yazgısı Allahın ise eğer, çocuk öldürenin, mayın döşeyip pusu
kuranın yazgısı kimindir.

Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular, hangi akıl
buna inanır ve bu nasıl vicdandır.

Bu ağır ve eski bir hikâyedir, kanla yazılmıştır ve ne kuşkanadı ne
suya atılan şişe taşıyamaz, bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı
çok uzaktır, Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına.

Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu
İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe
konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli
değildi, taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler, hakkı yazar sonra, hak
için ölenlerin inadına.

Böylece hakkı, batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler, aynı
hayâsız fuhuş için.

Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal
yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya
mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar.

Yazıklar olsun, baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen
bedellerin mukaddesatını göremeyenlere.

Yazıklar olsun!

DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?

Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil, esas
gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller.

Dil özgür olunca, Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle
başlar.

Özgürlük daima yeni sınırlar ister.

Okul der, ayrı olsun.

Bürokrasi der, bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun.

Bayrak der sonra, ayrı olsun dilim ayrı nasılsa, ben de ayrıyım ve bu
da varlığımın sembolüdür.

Toprak der arkasından, ayrı olsun birazını bana ver, nasıl olsa daha
önce dilinin, özgürlüğünün birazını vermedin mi?

Hem ne olacak, birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz?

Özgürlük paylaşılmaz oysa.

Birinin özgür olduğu yerde, diğeri özgür olanın kurallarını ve
özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür.

Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve
geleceğini tehdit edene kadardır.

Sonrası anarşi, sonrası terör, sonrası bölücülük, kahpelik ve
ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve
zihinlere.

Ama her hal ve şart altında, tüm bölücülerin yardım ve yataklığa
ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır yardım ve yataklık, sinsice.

Kimse fark etmeden yapılmalıdır, Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka
dilde anlaşılmalıdır.

Türkçe yazmalıdır işbirlikçi mektuplar ama başka lisanda
anlaşılmalıdır.

Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir, dili, egemenliği ve
onun bekçilerini.

Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır.

Dışarıdan.

Çok uzaktan, denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve
hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan.

Para alır, vaat alır, AFERİN alır.

Bu eski ve çok ağır bir mektuptur.

Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır.

Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yetmez,
karabaşlı kartal olsa nafile.

Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit
mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir.

Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.

Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam
edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını
istemeyenler, yollara ve zihinlere mayın döşemeye, parçalamak ve
bölmek için çabalamaya, parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık
etmeye devam edeceklerdir.

Bu eski mektup bir yazıttır aslında, Türk’ün var oluş destanıdır,
binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar
taşlarına yazılır.

Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.

Kimsenin toprağını, dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin
olanı da kimseye vermezler.

Bu bir mektuptur.

Vatan, Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır.

Vatansızlar, dilsizler, hainler, bölücüler ve toprak hırsızları gibi
aczi ve acınmayı anlatmaz.

Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren, vatan ve
bayrak aşkını anlatır.

Onurlu ve egemen ölebilmenin, onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli
olduğunu anlatır.

Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır.

Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye, Yüreği olan varsa okusun
diye yazılmıştır.

“VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”

OKTAY YILDIRIM

29-07-2006

Basın Açıklaması..

Haziran 28, 2007

Türk Basınının değerli temsilcileri,

12 Haziran 2007 tarihinde Derneğimiz Kurucular Kurulu Üyesi, Genel
Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Temsilcisi Oktay Yıldırım”ın
“patlayıcı madde bulundurmak” iddiasıyla gözaltına alınmasıyla
başlatılan süreçten derneğimiz olumsuz yönde etkilenmiştir.

İki haftadır Oktay Yıldırım üzerinden yapılanlar, Kuvvai Milliyeciler
ve Türk Silahlı Kuvvetleri”ne yönelik bir yıpratma ve yıldırma
kampanyasıdır.

İhbarın Trabzon kaynaklı olması ve olayın Danıştay Saldırısı, Dink
Cinayeti ile ilişkilendirilmesi ise, konuya derinlik kazandırma
çalışmalarıdır.

Maskeli beşler, Susurluk, Şemdinli, Sedat Bucak haberleriyle söz
konusu haberlerin aynı sayfalar da yan yana yayınlanması bile
maksatlıdır. Kamuoyunun dikkatlerini başka noktaya yoğunlaştırarak
Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi”nin bombalanması olaylarını
başkalarına yıkma çabasından başka bir şey değildir.

Suçu sabit görülünceye kadar insanların suçsuz kabul edilmeleri
ilkesinden hareket edilmesi gerekirken; bir kısım medya mahkeme gibi
davranıp gözaltındaki insanları hüküm giymiş gibi sıfatlandırmakta,
yargısız infaz yapılmaktadır.

Bunlardan sadece bazılarını örnek vererek sürdürülen kampanyanın
yanlışlığını ortaya koymak ve sizin aracılığınız ile Türk Kamuoyuna
ulaştırmak istiyoruz.

“Bombacılar cezaevinde birbirine düştü.”

“Bombacılara adliye önünde destek”

“Bombacı cezaevinde”

“Bombacı Oktay Yıldırım”dan ifade yok”

“Kuvva çetesi cezaevinde”

“Ulusalcı Astsubay bu bombaları ne yapacaktı”

“Cumhuriyete atılan bomba”

“Emekli subayın cephaneliği çıktı”

“Bekir Öztürk tutuklandı”

“Eski teğmen Bekir Öztürk tutuklandı”

“Albay Bekir Öztürk tutuklandı”

Medya da insanların yan yana çekilmiş fotoğraflarının suç unsuru gibi
takdim edilmesi. İnsanların bir biriyle görüşmeleri halinde
işledikleri suçun bir birine sirayet edeceği yanılgısı ile yapılan;
“Bekir Öztürk, Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım”ın Tekin”in evinde sık
sık bir araya geldikleri, Susurluk bağlantılı Veli Küçük ile
görüştükleri bildirildi.”  haberlerinin asılsızlığına işaret eden bir
inceleme yazısını  www.acikistihbarat.com internet sitesinden alıntı
olarak sizlere sunuyorum.

“Muzaffer Tekin ile Veli Küçük’ün arası limonidir.”
“Muzaffer Tekin ile Oktay Yıldırım’ın arası 11 Kasım 2006 dan bu yana
açıktır.”
“Oktay Yıldırım ile Zekeriya Öztürk’ün arası açıktır, görüşmezler.”
“Oktay Yıldırım ile Kemal Kerinçsiz kavgalıdır.”

“Oktay Yıldırım ile tutuklananlardan Mahmut Öztürk görüşmezler.”
“Bekir Öztürk ile Muzaffer Tekin tanışmamıştır bile.”

“Bekir Öztürk ile Veli Küçük tanışmamıştır bile.”
“Bekir Öztürk ile Kemal Kerinçsiz’in arası açıktır, görüşmezler.”
“Bekir Öztürk ile Oktay Yıldırım; biri dernek başkanı, diğerinin
derneğin İstanbul İl Başkanı olması nedeni ile sürekli telefonda
görüşürler.”

İşte gerçekler bunlar ve yazılanlarla ne kadar örtüştüğü de ortada.

MASA BAŞI HABERCİLERİNE

Cep telefonum kapalı olduğu için bana ulaşamayan ve ulaşamadığı için
“Bekir Öztürk tutuklandı” haberi yapan arkadaşlarımıza da bir mesaj
vermek istiyorum. ( Bir muhabir arkadaşımız beni aradı ve “Ama Bekir
bey telefonunuz gün boyu kapalı olunca öyle zannettik” şeklinde
itirafta bulundu ) Masa başında konunun taraflarından her hangi
biriyle görüşmeden yaptığınız haberler nedeniyle Tiyatro ve Karikatür
Dergiciliği ciddi tehdit altındadır.  Bu ciddiyetle haber yapmaya
devam ederseniz; insanlar artık gazetelerinizi gülmek için alacaklar
ve Tiyatroya gitmeye ya da karikatür dergisi almaya ihtiyaç
duymayacaklar.

OKTAY YILDIRIM KİMDİR?

Oktay Yıldırım, canının bir parçası çocuklarına “Ben sizi Vatanım,
namusum ve onurumdan sonra dördüncü sırada seviyorum, sizlerde beni
öyle sevin” diyecek kadar, şerefli, namuslu, onurlu bir Türk
Milliyetçisidir.

Türkiye ve Dünya”nın meselelerine hâkimdir. Yüreğinin yumuşaklığını
telafi edercesine “Sert bakış”lıdır.

Yakın zamanda Bayrak silah ve Kur”an üzerine yemin etme görüntüleri
ortaya çıktığında son derecede sinirlenmiş olayın yanlışlığını
paylaşmak için beni aramıştır.

Yazdıklarını okuduğunuzda Oktay Yıldırım”ın asla yasadışı bir işi
olamayacağını da rahatlıkla anlarsınız.

En son haberlere konu olan iş teklifini kabul etmeden beni aramış
“Ağabey ne diyorsun” demiştir. Ben Oktay Yıldırım kardeşimin içinde
bulunduğu maddi imkânsızlıkları çok yakından bildiğimden ona yapacak
bir şey yok. Sen kapıda fedailik yapacak değilsin. Büyük bir eğlence
merkezinin güvenlik konusunda müdürlüğünü yapacaksın diyerek teselli
ettim. Firmanın “İşten çıkardık” beyanını da kabul etmiyoruz. Zaten
içine sindiremediği bir ortam olduğu için işi kendisi bırakacaktı.

SONUÇ OLARAK

Her şeyden önce Oktay Yıldırım Gazidir ve haftanın üç günü GATA da
tedavi görmektedir.

Medya”nın ilk gördüğünü yüzde yüz doğru kabul etmesinden kaynaklı
olarak ortaya çıkan bu çarpık tablo mahkeme sonunda netlik
kazandığında hepinizden bu yazdıklarınız için özür beyanı
bekleyeceğiz.

                               Bekir Öztürk

                                      Kuvvai Milliye Derneği

                                      ( Kuvvacılar Derneği )

                                      Genel Başkanı

312.418 18 99

Basın Açıklaması

www.kuvvaimilliye.net

KUTSAL ÖZLEM-ATATÜRK

Haziran 28, 2007

ÖNCE VATAN DERGİSİ

Haziran 28, 2007

Gerçek melekler

Haziran 27, 2007

n1.jpg

Gerçek melekler..

Haziran 27, 2007

x1pbglk-vql4bvxtrkzrfadjaj2zg8bdripmz9auvclkvhirdwdrz6r3wsw04mrjxfn0-ys68z9jhfr5hxo_zduecmjja7m5_mrcbbssvxgnepjbkpdji3anipunu_c1-mbv_vxc5izoebm2y_le9.jpg

Safranbolu Resimleri..

Haziran 26, 2007

pic_0014.jpg

Safranbolu Çarşı dan görünüm..

cinci4.jpg

Safranbolu Çarşı’da cinci hanının eski hali.

İzzet Paşa Camii ve Demirciler Çarşısı

pic_0019.jpg

Safranbolu Çarşı

pic_0006.jpg

Safranbolu demirciler çarşısı

çarşı.jpg

Safranbolu çarşıdan görünüm

safranbolu_carsi.jpg

Safranbolu çarşı.

safranbolu_gumus.jpg

Safranbolu gümüş mahallesi

safranbolu.jpg

Safranbolu ya bir bakış

Safranbolu..

Haziran 26, 2007

09.jpg

Geleneksel Safranbolu evi

  Anadolu’nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuştur. Kent ve çevresi tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamıştır. Safranbolu tarihi ipek yolunun Kastamonu-Gerede-Istanbul kesimi üzerinde önemli bir konaklama merkeziydi.

Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne dahil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiştir. Safranbolu tarihi ve kültürel zenginliğinin ifadesi olarak bugün doğal ve çevre dokusu içinde korunmakta olan 1008 esere sahiptir. Kaya Mezarları, höyükler, Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, İzzet Mehmet Paşa Camisi, Yemeniciler Arastası, İncekaya Su Kemeri, Konaklar, Çeşmeler, Türbeler bu eserlerin bir bölümüdür.

Safranbolu ilk ününü geleneksel ve özel bir mimari yapıya sahip Safranbolu Evleri ile kazanmıştır. Bu evler 18. ve 19. yy Türk toplum yaşantısını günümüze aktaran mükemmel mimarlık örnekleridir. Kalabalık aile yapısının, ekonomik zenginliğin ve yöredeki iklim özelliklerinin etkilerini taşıyan bu evler görkemli çatıları nedeniyle “Beş cepheli mimari eser” olarak nitelendirilmektedir

Safranbolu Evleri 2-3 katlı, 6-8 odalı, cumbalı, her odasında fazla sayıda penceresi olan ve odalarının her ayrıntısı büyük bir ustalıkla meydana getirilmiş yapılardır. Bu yapılarda taşın estetik kullanımı, ahşap işçiliğinin akıllara durgunluk veren kalitesi, tavan ve duvar süslemeleri, iç mekanlarda kurulmuş havuzlar, merdiven korkulukları ve nihayet kapı tokmakları… Hepsi seyredenleri hayran bırakacak güzelliktedir.Safranbolu evinin üzerinde yapıldığı arsa ne şekilde olursa olsun, üst katlarda geometrik bütünlük büyük bir ustalıkla sağlanmıtır. Ev yerleşiminde komşuluk ilişkileri ön planda tutulmuştur. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar insanları birbirine yaklaştırırken, evlerin cumbaları ve çıkmaları bu dar sokaklarda görünümü zenginleştirmektedir.

Safranbolu,tarihi boyutunun ve evlerinin yanı sıra çok ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Bu anlatım turizmi çeşitlendirme kaygısının bir ürünü değildir.Gercekten Safranbolu’da bulunan doğal güzellikler herhangi bir yerleşim yerini tek başına ön plana çıkarmaya yetecek düzeydedir. Ne var ki bir müzekent görünümdeki Safranbolu’yu üne kavuşturan geleneksel Türk evlerinin mükemmelliği ilçenin doğal güzelliklerini ikinci plana çıkarmaktadır. Ağırlığının yüzbin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen ve adını kente vermiş olan safran bitkisi burda yetişmektedir ve bu kentin gözbebeğidir.Safranbolu’nun ün yapmış diğer ürünü Safranbolu Çavuş Üzümü’dür.Çavuş üzümleri içinde en çok tutulanı bu üzümdür ve yörede yaygın olarak yetiştirilmiştir. Safranbolu ayrıca lokumu ile de tanınmaktadır. İlçede çeşitli türlerde lokum yapan imalathaneler bulunmakta ve ilçe dışına lokum satılmaktadır.Safranbolu’nun tanıtılmasıyla birlikte artan ilginin yoğunluğu turizm olanaklarını da geliştirmektedir. Bugün Safranbolu kültürel turizm anlayışının ilgi odağıdır.

KONUMU VE ULAŞIM

Safranbolu; Batı Karadeniz Bölgesinde; bağlı bulunduğu Karabük iline 10km., Ankara’ya 240 km. ve Istanbul’a 406 km. uzaklıktadır. Ankara ve İstanbul ile bağlı bulunduğu karayolunun büyük bir bölümü otobandır. Normal süratle Safranbolu Ankara arası 2,5 saatte, Safranbolu İstanbul arası ise 5 saatte katedilmektedir.

Denize en yakın bağlantıları ise 91 km. ile turistik İnkumu, 97 km. ile yine turistik Amasra’dır.

İklim yönünden yılın dört mevsiminin özelliklerini de yaşayan Safranbolu’da yaz ve kış ayları insanların yaşamlarında zorluk yaratmayacak özelliktedir.

Safranbolu her türlü konaklama ve restaurant ihtiyacına cevap verecek özellikte bir kent merkezidir.
 

Üç çocuk..

Haziran 26, 2007

sjart2291233dv3.jpg

Üç Çocuk
Üç kadın çeşme başında toplanmış konuşuyorlardı.Az ötede ihtiyarın biri oturmuş, kadınların çocuklarını methetmelerini dinliyordu.

Kadınlardan biri:
-Benim oğlum öyle marifetlidir ki, hiç kimse bu konuda onunla boy ölçüşemez…Tam bir cambazdır o! İp üzerinde bir yürüse de görseniz.

Diğer kadın heyecanla atılarak:
-Benim oğlumun sesini bilseniz, dedi. Tıpkı bir bülbül gibi şakır. Yeryüzünde hiç kimsenin böyle bir sesi yoktur.Allah vergisi bu…

Üçüncü kadın susup duruyordu. Diğerleri sordular:
-Sen çocuğunu niye övmüyorsun? Nesi var ki?
-Çocuğumun çok üstün bir tarafı yok ki… Ne diye durup dururken öveyim onu.

Kadınlar kovalarını doldurup yola koyuldular. İhtiyar adam da peşleri sıra yürümeye başladı. Kadınlar ağır kovaları taşımakta güçlük çektikleri için ara sıra duruyor ve dinleniyorlardı. Sırtları ağrı içindeydi. Bu sırada çocukları onları karşılamaya çıktı.

Birinci çocuk hemen elleri üzerinde havaya kalkmış, çeşitli marifetler gösteriyordu. Kadınlar gözleri hayretten büyümüş haykırdılar:

-Aman ne kabiliyetli çocuk!..

İkinci çocuk altın gibi bir sesle öyle güzel şarkılar söyledi ki, kadınlar gözleri yaşlarla dolu hayranlıkla dinlediler onu… Üçüncü çocuk koşarak geldi, annesinin elinden kovayı aldı ve eve kadar taşıdı.

Kadınlar ihtiyara dönüp:
-Bizim çocuklarımız hakkında ne diyorsun, dediler.

İhtiyar şaşkınlıkla:
-Çocuklarınız mı? Dedi. Onları bilmem. Yalnız biri vardı, annesinin elinden kovayı alıp eve taşıdı. Onu çok beğendim…

 

Van Kedisi

Haziran 25, 2007

 Van Kedisi Erciş Pişigi Pişik Tek GözKediler, davranışlarıyla eski çağlardan beri insanların dikkatini çekmiş ve sempatisini kazanmışlardır. Dünya kedi ırkları arasında Van Kedisi, kendine has özellikleri ile, insanların dikkatini çekmekte ve dünyanın çeşitli yerlerinde yıllardan beri yetiştirilmektedir. Ülkemizin ekolojik kültür zenginliklerinden olan Van Kedisinin sayıları giderek azalmakta ve eğer önlem alınmazsa, saflıkları da bozularak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu durum, son yıllarda Van kedilerine ilgi duyanların bazı çarelere başvurmalarına yol açmıştır. Bu amaçla, önceleri Van Tarım Meslek Lisesinde koruma ve yetiştirme çalışmalarına başlanmış, ancak yeterli bilgi ve tecrübenin olmayışı nedeniyle istenilen sonuç alınamamıştır. Dar denebilecek tel örgülü kümeslerde barındırılmaları da kedilerin psikolojilerini bozmuş ve doğallıklarından uzaklaşarak saldırgan bir hal almalarına sebep olmuştur. Halbuki Van kedileri evde insanlarla beraber olmayı sevmekte ve özgürlüklerine düşkünlükleriyle tanınmaktadırlar.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından 1980 li yıllarda başlatılan Van Kedisi Koruma ve Araştırma çalışmaları, daha sonraları Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı tarafından devam ettirilmiş ve 1992 yılında kısa adı VKAM olan Van Kedisi Araştırma Merkezi kurulmuştur. Bu tarihlerde Van da bir Kedi Evi ile, Ana-Yavru Sağlık Dispanseri kurularak, Van daki bütün Van kedileri kayıt altına alınıp, kimlik belgesi verilmiştir.

Yapılan araştırmalara göre Van kedilerinin anavatanı, Altay dağlarının eteklerinde bulunan Buhtamara şehridir. Batı Asya da bir kedi evcilleştirme merkezinin olması, bu tezi desteklemektedir. Van kedileri için diğer bir iddia da, bu ırkın spontan orijinli olduğu ve soğuk iklimde üretildiği yönündedir. Yetiştirildiği yerler ise Türkiye, Iran ve Rusya olarak bilinmektedir. Dünya kedi ırkları arasında özel bir yere sahip olan Van Kedisi, göz renklerinin orijinalliği, uzun beyaz tüyleri ve sevecenliğiyle insanların büyük beğenisini kazanmıştır. Bu özelliklerinden dolayı, çağlar boyunca Anadolu da ve tüm dünyada insanların dikkatini çekmiştir. Van kedilerine ait ilk bilgilere, Hitit mücevherlerinde ve mühürlerinde rastlanmıştır. Daha sonra Romalıların bu bölgeyi egemenlikleri altına alması ile (MS 75-387), Roma kalkanlarına ve bayraklarına Van Kedisi resmedilmiştir. Eskiden Van kedileri, yaz aylarını Erek dağının eteklerinde, kış aylarında şehirde ailelerinin yanında geçirerek yarı yabani bir hayat sürerlerdi. Günümüzde ise, tamamen ailenin bir üyesi olarak özellikle bahçeli evlerde barındırılmaktadırlar. Van yöresinde, halk tarafından kediye “Pişik” denir. Van Kedisi, fare ve böcekleri avlayan bir hayvan olmaktan çok, yöre halkı tarafından bir süs kedisi ya da ailenin dost bir bireyi olarak kabul edilir.

Van Kedisini Tanıyalım

Van Kedisinin vücut uzunluğu yeni doğanlarda 10-12 cm, ergin hayvanlarda ise 30-40 cm civarındadır. Kedilerin tüyleri, genellikle tümden beyaz olmakla beraber, bazen siyah ve kahverengi benekli olanları da vardır. Tüy uzunluğu bakımından da kısa, orta ve çok uzun tüylü olmak üzere 3 çeşittir. Göz renkleri bakımından; her ikisi mavi, her ikisi sarı, birisi mavi diğeri kehribar, birisi sarı diğeri mavi şeklinde çeşitleri bulunmaktadır. Benzer şekilde, gözlerdeki farklı renklilik, bazı insanlarda, köpeklerde ve kurtlarda da görülmüştür. Buna Defekt Sendrom denilmektedir. Aslında Van kedilerinde yaygın bir göz kusuru olan bu özellik, halk tarafından tek gözlülük olarak tanımlanır ve aranan bir özelliktir. Hatta halk adeta tek göz olmayan kedileri Van Kedisi olarak benimsememektedir. Van Kedisindeki mavi göz rengi, daima turkuaz mavisi özelliği göstermesine rağmen, kehribar gözdeki renk tonu oldukça farklılık gösterir. Bu tonlar, kehribar, açık kehribar, sarı ve çağla yeşilidir. Çok ender olarak da kehribar göz rengi yerine, kahverengi olabilmektedir. Mavi gözlü kediler, mavi gözlü-kısa, kadife kürklü ve mavi gözlü-uzun ipek kürklü kediler diye ayrılır. Van kedilerinde, yeni doğan yavruların gözleri grimsi renktedir. Yavru kedinin doğumundan 25 gün sonra göz renkleri farklılaşmaya başlar ve 40 gün sonra da göz renkleri netleşir. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu kanaati var ise de, tekgöz ve mavi gözlü kedilerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu sanılsa da, bu aslında Ankara kedisinin bir özelliğidir. Van Kedisini diğer kedilerden ayıran en önemli özelliklerinden birisi de sudan korkmayan bir kedi oluşudur. Bilindiği gibi kediler genellikle suyu sevmezler ve kaçarlar. Van kedileri ise suda yüzmekten çok hoşlanırlar. Eğer suya doğru gidiyorsa, bu zorunluluktan değil, sadece zevktendir. Özellikle ılık ve sığ sularda yüzmeyi seven Van kedileri, evlerde musluktan damlayan sulara pati atar ya da banyoda size eşlik eder.

Van Kedisinde Üreme

Van kedileri 8-13 ayda eşeysel olgunluğa erişirler. Bu, havaların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarıdır. Ayrıca sıcak bir ortam, iyi bakım ve besleme şartları sağlandığında yılın her mevsiminde kızgınlık gösterebildikleri de görülmüştür. Diğer kedilerde olduğu gibi, gebelik 59-68 gün sürmektedir. Bir batında 4-7 yavru doğururlar. Yavruların gözleri 9. günde açılır. Bu zaman zarfında, memeyi, sütün kokusundan bulabilmektedirler. Doğduklarında 70-95 g arasında olan yavrular, 10 gün içerisinde 2 kat ağırlığa ulaşırlar. Ergin olduklarında, dişiler 3, erkekler ise 4,5 kg ağırlığa ulaşılırlar. Dişi Van kedileri seçici olup, önüne gelen her erkek kedi ile çiftleşmez.

Doğum yaptığı yeri emniyetli bulmaz ise en kısa zamanda daha emniyetli bir yer bulup , yavrularını buraya taşır. Anne, yavrularını çok az yalnız bırakır ve sadece ihtiyaçlarını karşılamak için yavrularından uzaklaşır. Doğum yapan Van kedileri diğer kediler gibi, göbek kordonunu kendi dişleriyle koparırlar. Sağlam yavrularını ise yalayarak kurumalarına yardımcı olur. Bu yalama aynı zamanda yavrunun derisindeki kılcal damarlardaki kanın harekete geçmesine de yardım eder. Türkiye nin en yüksek dağlarının bulunduğu Doğu Anadolu bölgesindeki yüksek sıcaklık farklarına kürkleri sayesinde uyum sağlayabilirler.

Van Kedisinin Davranışları, Alışkanlıkları ve Eğitilmesi

Van kedileri, çene altı, baş ve boyun altlarının okşanmasından çok hoşlanır, huzur bulur ve sakinleşirler. Bu nedenle onları bu şekilde sevmek, kedi ile iyi bir diyalog kurma açısından önemlidir. Okşanırlarken zevk aldıklarını, gözlerini kısıp, boynunu uzatarak ve kuyruklarını kaldırarak belli ederler. Van Kedisi, kendisine gösterilen sevgiye, bağlılık ve sevgiyle karşılık verir. Sevgi istekleri, özellikle gebelik döneminde artar ve sahiplerine çok yakın davranırlar. Yabancıları gördükleri zaman tepki göstererek, kaçarlar. Kendisini sevenlerin kucağına çıkıp, okşayan elleri önce hafifçe şakacıktan ısırır, sonra yalayarak sevgi gösterisinde bulunur ve mırıldanır. Sahibinin, diğer kedi ve küçük çocukları sevmesini kıskanır.

Van kedileri, oldukça zeki hayvanlardır ve kendilerine gelebilecek zararları kolayca fark edebilirler. Sevecen yaklaşan insan ve hayvanlara karşı dostça davranırlar. Fakat kötü davranacağını ve zarar vereceğini hissettiklerinde de, hemen tıslama ve hırlama ile tepki verirler. Savunmada tırnak ve dişlerini kullanırlar.

Van kedileri, kendi aralarında ve insanlarla iletişim kurabilmek için değişik sesler çıkarırlar. Çıkarılan bu sesler, onların psikolojik durumları ve ihtiyaçları hakkında ipuçları verir. Duruma göre çıkardıkları ses farklıdır. Bu miyavlamalar insanlarla, yavrularıyla ve erişkinlerle olan ilişkilerinde farklıdır. Van Kedisi, sabahleyin, sahibiyle karşılaştığında, yüksek sesle miyavlayarak sevincini gösterir. Acıktığında, mutfak kapısına doğru giderek, acıktığını belirtecek şekilde miyavlar. Sahibine, mutfağın kapısını gösterir. Yiyeceği verildiğinde, yemeğe başlamadan önce, sahibinin yüzüne bakıp sürtünerek adeta teşekkür eder ve sevindiğini belli ederek yemeğe başlar. Van kedileri, diğer kediler gibi, istenilen yere tuvaletlerini yapması için eğitilebilirler. Eğer tuvalet alışkanlığı yok ise istenmeyen yerlere tuvaletlerini yapabilirler. Evde uygun bir yerde, içinde kum bulunan bir kap tuvalet olarak kullanılabilir. Kedilerin ön ayakları kum kabına sürülerek, eşeleme davranışı kazandırılmalıdır. Burnu kuma sürtülerek, gaita ve idrarını koklaması temin edilmelidir. Evde farklı yerlere tuvaletini yaparsa; azarlanmalı ve hatalı iş yaptığında ceza olarak yemeği geciktirilmelidir. Van Kedisinin eğitime çok iyi cevap verdiği gözlenmiştir. Kendisine öğretilenleri çok çabuk kavrar. Van kedileri insanların kullandıkları tuvaletlere de alıştırılabilir. Bunun için kedinin tuvaletini yaptığı kum dolu kap, insanların kullandıkları tuvaletin bir köşesine konulmalı ve kediye koklatılmalıdır. Içindeki kum, her gün, biraz daha azaltılarak, zamanla kum tamamen kaldırılabilir. Kediler kum olmamasına rağmen bu tuvaletleri kullanabilirler. Tuvaletin kapısı, kedinin içeriye girebileceği şekilde biraz açık tutulmalıdır. Bazı kediler, eğer öğretilirlerse, tuvalet kapısının koluna atlayarak açtıkları da görülmüştür. Çünkü kediler, tuvalete alıştıkları zaman, kolay kolay başka bir yeri tuvalet olarak kullanmazlar. Eğer kapı kapalıysa, kapının önünde miyavlayarak sahibinden kapıyı açmasını isterler. Van kedileri, eğer üzerinde ısrarla durulursa, tuvalet taşının deliğine de alıştırılabilirler. Bu durumda ise, toprak örtme işlemini betonu ya da fayans zemini kazıyarak yapmaya çalıştıkları görülmüştür. Hatta, tuvalet yaptıktan sora sifonu çekmesi bile öğretilebilmiştir.

Van kedilerinin tavşanlarla, kuşlarla hatta yavru köpeklerle beraber büyütüldüklerinde, köpeklerle bile iyi arkadaşlık yaptıkları gözlenmiştir. Dışarıda serbest yaşayan kedilerin, çoğunlukla fareleri yedikleri halde, evde barındırılan Van kedilerinin çoğunun fareleri yemedikleri, onlarla saatlerce oynadıkları görülmüştür. Fareleri havaya atıp yakaladıkları, bırakarak tekrar yakalayarak onlarla oynadıkları, Van kedilerinin ne kadar oyuncu olduklarının bir göstergesidir. Yavruların gelişiminde önemli bir etken olan oyun, anne tarafından kontrol altında tutulur ve yavrularına yaşamaları için nasıl davranmaları gerektiğini öğretir. Eğer yavru tek kalırsa annesi ile; annesi de yoksa başka tür hayvanlarla bile oynamak ister. Van kedileri, oyun sırasında çok kızdırılırlarsa önce kaçmayı dener; kaçamayıp köşeye sıkıştığında, biraz tısladıktan sonra karşıdakinin suratına tükürerek tepkilerini ifade ederler. Van kedileri, birbirleri ile ilişkilerinde uyumludur. Özellikle dişi Van kedileri son derece sakin mizaçlıdır ve birbirleriyle hemen hemen hiç kavga etmezler. Yavru kedilerin birbirleriyle olan ilişkileri ilk zamanlar tamamen oyun oynamaya yöneliktir. Birbirlerine küçük pençeler atarak alt alta, üst üste yuvarlanarak adeta güreş yaparlar. Erkek kediler ise, birbirlerine karşı kavgacıdırlar. Eğer ortama yeni bir erkek kedi gelmişse, uzun süre yeni gelen kediye karşı üstünlük kurma kavgası olur. Bu kavgalar, son derece tehlikeli olabilir. Zaman zaman yemek yeme, su içme, kızgın bir dişi kedi ile çiftleşme isteği büyük kavgalara neden olabilir. Yerleşme alanlarına sahiplenme duygusu taşırlar. Yaşadıkları ev ve buna bağlı olarak yaşama alanları değiştirildiğinde, yeni yerini beğenmezse eski evine dönme çabası gösterirler. Bu şekilde onlarca km uzağa giderek eski yerlerini buldukları görülmüştür. Van kedileri, yeni yaşama alanlarına 20-30 gün içinde uyum sağlayabilirler. Çevreyi inceleme ve tanıma süreci içerisinde sahiplerine karşı ilgisizdirler. Kendi yataklarından ve yuvalarından başka yerde yatmak istemezler. Mekan değişiklerinde miyavlayarak huzursuzluklarını belli ederler.

Van kedilerinin avlanma kabiliyeti yüksektir. Keskin duyu organları, karanlıkta bile çok iyi görebilen gözleri, sivri pençeleri, keskin dişleri, kıvrak vücudu, ayak parmaklarının üzerinde sessizce yürüyebilmesi onu iyi bir avcı yapmıştır. Göz ve burun etrafında, anten görevi yapan kılların bulunuşu da avcılık yeteneğini kuvvetlendirmektedir. Kedilerin bıyıkları çok önemlidir ve asla kesilmemeli ve koparılmamalıdır. Bıyıklar, kedilere denge sağladığı gibi, karanlık yerlerde yönünü bulmada, önündeki engelleri hissetmede ve avının bulunduğu yeri tespit etmede birer radar görevi görür. Fare, kuş, kertenkele gibi hayvanları yakalayıp yedikleri gibi, küçük böcek ve sinekleri de havada avlayarak yerler. Ev dışında iç içe yaşadıkları kümes hayvanlarına asla saldırmazlar.

Özgürlüklerine düşkün, bireysel hareket eden kediler ile sahipleri arasında sevgiye dayanan bir ilişki vardır. Sahibinin kedisine olan sevgisini paylaşacak birisini kıskandıklarından dolayı, yaşadıkları ortamda, rekabet edecekleri başka bir kedi, hayvan, hatta küçük çocuk dahi olmasını istemezler. Aksi durumda küskün bir tavır takınarak, hem sahibine, hem de kıskandığı ortağına saldırarak zarar verebilirler. Etrafa rasgele tuvaletlerini yaparak ilgi çekmeye çalışırlar. Yemek yemezler su içmezler, bir köşeye çekilerek düşünceli bir hal alırlar.

Bir Van Kedisi hakkında sahibinin söyledikleri ilginçtir. “Özellikle mi Van Kedisini tercih ettim? Hayır. Ben depresyonuma, o da bunalımlarına ortak ararken tesadüfen bir araya geldik. Ben boşanıyordum; o da eski sahibi tarafından dövülüyor, susuz ve aç bırakılıyordu. Daha ilk günden uyumlu bir ikili oluşturduk. Aradan geçen dört seneye rağmen maruz kaldığı hırpalanmanın etkisini üzerinden atamayan kedim, sinirli mizacını insana özgü davranışlarıyla dengeliyor. Örneğin, geceleri yatağıma gelip yastığa başını koyduktan sonra ağzıyla örtüyü üzerine çekip uyuması, hasta olduğum zaman iyileşene kadar yanımdan hiç ayrılmaması, benimle beraber televizyon seyrederken çikolatalı dondurma yemesi… Her gün eve koşarak gitmemin en büyük nedeni o.”

Van kedilerinin beslenmesi

Dünyanın en seçici hayvanlarından sayılan Van kedilerinin damak zevkleri de farklılık gösterir. Tıpkı insanlar gibi, onların da tercihleri vardır ve insanlar gibi, yanlış bir beslenme onlara zarar verebilir. Kedilerin yiyecek tercihlerini koku, tat, şekil ve içinde bulundukları ortam gibi birçok faktör etkilemektedir. Örneğin, Van Kedisi, yemeğinin, sütünün sıcak olup olmadığını, ön ayağı ile kontrol eder ve yemek uygun sıcaklıkta ise yer, değilse ılıyıncaya kadar bekler. Van Kedisinin, diğer kedilerden farklı olarak kavun, karpuz ve bazı meyveleri de yediği gözlenmiştir. Kedilerin, genel olarak mideleri küçük ve sindirimleri yavaş olduğu için, yiyeceklerini azar azar ama sık aralıklarla yerler. Günde 10 ile 20 öğün yemek yerler. 30-40 °C sıcaklıktaki yiyecekleri daha iştahla yerler. Kediler, köpeklere göre daha etçil olup, balık etini diğer etlere tercih ederler. Kedi sahipleri, Van Kedisinin yumurta sarısını yediğinde, tüylerini parlaklaştırdığı ve dökülmesini önlediğini ifade etmektedirler. Kedilerin çoğunun tatlı sevmemelerine karşılık, Van kedileri dondurma, krema ve sütlaç gibi tatlıları severek yerler. Yemek için belli bir yeri ve kabı olması gerekir. Van kedileri (özellikle yavrular), yemek yedikleri yerlerine kolayca alıştırılabilirler. Yemek yeri ile tuvalet yeri birbirinden ayrı ve uzak olmalıdır. Yemek yerine alıştırılan ve karınları doyurulan kediler, insanları rahatsız etmez, mutfaktan yemek çalmaz, tencere ve tabakları yalama gibi istenmeyen hareketler yapmazlar. Kendisi aç bile olsa, sahibi yemek yerken yanına oturur ve rahatsız etmeden onu seyreder. Kendisine yemek verilmedikçe sofradaki yemeklere dokunmazlar. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olan Van kedilerinin korunması ve üretilmesi için bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Bunları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Van kedisi ile ilgili çalışmalarda Valilik- Üniversite iş birliği artarak devam etmelidir.

2. Van kedilerinin ülke dışına çıkışları, kontrol altına alınmalıdır. Ülke içinde bile, Van iklimine benzemeyen yerlere verilmemeye dikkat edilmelidir.

3. Her Van kedisine mutlaka kimlik verilerek, beslenme, üreme ve sağlık durumları kontrol altında tutulmalıdır.

4. Ailelere ve çocuklara Van kedisi sevgisi aşılamak için broşür, reklam vb. tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.

5. Van yöresindeki ailelere, Van kedisi beslemek için teşvik verilmelidir.

Kaynaklar

1.http://www.huseyincelik.net/van_kedi.html (14.03.2005)

2. http://www.van.pol.tr/html/van_kedisi.html (14.03.2005)

3. Inan, M.S. 1992. Van Kedisinde Göz Pigmentlerinin Biyolojik Dağılımı. Yüksek Lis. Tezi. Y.Y.Ü. Fen Bil.Ens. Van

4. Odabaşıoğlu, F. ve Ateş, C.T. 2000. Van Kedisi. S.Ü. Basımevi. 100s.

5. Şenler, N. 1986. Van Kedisinin Biyolojisi ve Davranış Özellikleri. Yüksek Lis. Tezi. Y.Y.Ü. Fen Bil. Enst. Van.

6. Yavuz, H.M. 1996. Kedilerin Beslenme Davranışları. Pet Magazine. Hayvan severler Derg. :29-38 .

Dr. Hüsrev DEMİRULUS